İnsanoğlunun yaşmada sahiplendiği ya da sahiplenmek istediği temel değerler vardır. Bunlar soyut olarak din, ideoloji, gelenek görenek gibi değerlerle birlikte somut olarak aile, toprak, vatan gibi değerlerdir.
Bu değerler korunurken ya da savunulurken değişik yollardan gidilir. Kiminin ak dediğine diğeri kara dese de aynı hedefe dışardan bir yönelim geldiğinde her iki yol savunucusu da ortak değeri koruma duygusuyla savunma geliştirirler.
Bu nedenle ortak değerler aynı zamanda ortak “benimdir” kavramını da beraberinde bulundurur.
Yaşamda bazı “benimdirler” özeldir ve hak sahibini haklı kılar. Mesela benim gömleğim, benim ceketim, benim evim, benim aram dediğinizde herkes hak verir.
Ama daha büyük ortak değerlere kendine özgü sahiplenme anlayışına girerseniz o zaman kimse sizi haklı görmez. İstediğini kabul ettirmek için güç kullanmak zorunda kalırsınız ki bu da haksızlık olarak algılanır ve savunma mekanizması haksızlığa başkaldırı şeklinde gelişir.
Bu ortak değerlere örnek olarak ülkeyi, bayrağı, ortak dini, genel kabul gören ahlaki değerleri sayabiliriz.
Bir ülkenin yurttaşı etnik kökeni ne olursa olsun ülke için “sadece benim ülkem diyemez.” Her yurttaş o ülkenin eşit yurttaşıdır. Hiç kimse benim yasalarım da diyemez o yasalar herkes içindir.
Türkiye’de demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesinin benimsenmesi ile artık hiçbir şahıs, zümre, sınıf ve benzeri yapının egemenliğinin kabul edilmeyeceği ve “egemenliğin kayıtsız şartsız milletin” olduğu anlayışı kabul edilmiştir.
Şimdi gelelim ifade özgürlüğü meselesine.
Bilindiği gibi ülkemizin başına bela olan sorunlardan birisi de ifade özgürlüğü konusundaki sıkıntılardır. Yıllardır insanlarımızın düşüncelerini açık açık söylemelerini yasaklamak suretiyle engellemek çabası içerisindeyiz.
Hoşumuza gitmediği zaman vatanın, rejimin tek sahibi olarak kendini gören anlayışların devlet erkini ve olanaklarını kullanarak diğer yurttaşları egale etme tavrı vatan millet edebiyatı ile görmezlikten gelinmiş ve ülke hak ettiği özgürlük ortamını yakalayamamıştır.
Özgürce ifade edilmeyen düşünce ve fikirler yeraltına çekilmiş ve farklı mücadele yöntemlerini ortaya çıkarmıştır ki bunun en somut örneği Kürt sorunu ve silahlı mücadele sürecidir.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana çıkarılan bunca yasaya, uygulanan bunca ekonomik, sosyal ve siyasal programa ve güce rağmen sorunun büyüyerek devam ettiğinin şahitleriyiz. Bu sorunun konuşularak, diyalog kurularak sağlıklı bir çözüme kavuşturulabileceği gerçeğini artık herkes kabul ediyor.
Silahların sustuğu bir dönemde herkes kalıcı bir ateşkes sürecinin ortaya çıkması ve silahların bir daha patlamamak üzere susturulması için çaba içerisindeyken konu ile ilgili haber ve röportaj yayınlandığı için gazeteciler hakkında dava açmak ve suç ve suçluyu övme savını ortaya atmak ülke gerçekleri ile basın özgürlüğü ile uyuşmamaktadır.
Ülkemizde halen otuz yedinin üzerinde gazeteci meslekleri ile ilgili suçlamalar nedeniyle cezaevinde bulunmakta ve hiç kimse bunu dünya kamuoyuna ve ülke kamuoyuna izah edememektedir.
Bunlara ek olarak “basın hürdür sansür edilemez” ilkesini temel prensip olarak kabul eden ülkemizde yerelde gazeteciler hakkında davalar açılmaya devam edilmektedir. Bunun son örneği; öldürüldüğü dönemde hemen hemen tüm ulusal gazetelerin manşet haber olarak verdiği Mahsum Korkmazın ailesi ile yapılan röportaj ile mayın olayını haber yapan Batman gazetesi ile Batman postası gazetelerinin sorumluları hakkında dava açılmasıdır.
Cumhuriyet ve demokratik yönetim biçimlerin benimseyen ülkelerde rejimin temel unsurlarından birisi de yargıdır. Yargı bireyin hakkını koruyan, kendisine yürütme ve yasama erki tarafından haksızlık yapılması durumunda gerekli önleme görevini yerine getiren daha kısa bir anlatımla güçsüzü güçlüden koruyan, haklıyı haksızın baskısından kurtaran mekanizma olarak algılanır. Adaletin mülkün temeli olması buradan gelir. Yargının bir diğer görevi de sorumluluk gereği ülkenin önünü açacak içtihatlarla yasama ve yürütmeye yol göstericilik yapmasıdır. Yargı mensuplarının da bu bilinçle hareket etmeleri hem ülkenin hem de yurttaşların yararına olduğuna inanmaktayız.
Bu ülke ve bu topraklar burada yaşayan her yurttaşın ortak değeridir. Bu ülke için birlik ve kardeşlik için barış içinde yaşamak için yapacağı olanlardan adım atmalarını talep etmek gerekir. Bir şey yapılmayacaksa “gölge etme başka ihsan istemez” sözünü hatırlatmak yeterli olacaktır.