Türkiye üç dönem Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidar olduğu bir süreç yaşadı. Bu dönemler içerisinde cumhurbaşkanlığı makamına AKP’de başbakanlık yapmış iki isim geçti. Yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde çoğunluk Adalet ve Kalkınma Partisine üye olan milletvekillerinden oluştur.
Birinci dönem veya kendilerinin de çıraklık dönemi dediği dönemden sonra devlet bürokrasisinde de AKP yandaşları gözle görülür bir şekilde artmaya başladı. Bu aynı zamanda sendikal alanda da görüldü. Memur Sen federasyonu birinci ve yetkili memur sendikası oldu. Diyanet kadrolarında çalışan binlerce imam sağlık bakanlığı ve diğer bakanlıklarda müdürlük pozisyonu dahil bir çok kadroya naklen atandı.
Kalfalık döneminde cumhurbaşkanlığı makamı, hükümet, meclis çoğunluğu ve bürokratik kadroların çoğunluğu aynı şekilde davranan ve düşünen kesimin denetimine girdi. Yani özetle yasama ve yürütme tamamen Adalet ve Kalkınma Partisinin etki alanına dönüştü.
Parlamenter demokrasinin erkleri üç olarak kabul edilir.
Yasama,
Yürütme
Ve Yargı
Bu durumda Adalet ve Kalkınma Partisinin dediğim dedik diyemeyeceği tek alan yargı kaldı. Ancak yargının bağımsızlığı meselesi de gözden çıkarılmaması gereken bir durum. Ustalık döneminde yapılan değişikliklerle HSYK’da da yeni yapılanmaya gidildi. Ve artık birçok alanda istenilen düzenlemeler yapılmış oldu.
Hangi açıdan?
Elbette iktidarın istediği açılardan.
Bu dönemlere elbette sorunsuz gelinmedi. Gerek devlet bürokrasisi gerek ise devletin içine yerleşmiş eski düşünce sistemi taraftarları tarafından dirençler gösterildi. Lakin bu dirençler de izlenen sağlam metotlarla yerle bir edildi.
Nasıl mı?
Şöyle hatırlayalım.
Önce sol cenahta bulunan kesimler yavaş yavaş etkisizleştirildi. Nerede? Devlet bürokrasisinden. Memur Sen yapılanması güçlendirildi. Ve buraya üye olan memurlar yöneticilikle ödüllendirildi. Yönetici yapılamayanlar ise kilit noktalarda görevlendirilerek fiili denetleyici konumuna getirildiler. Böylece emirlerin anında yerine getirilmesi sağlanmış oldu. Ardından KCK operasyonları adı altında Kürt siyasal hareketini yönelim sağlandı. Ağzını açanın veya kıpırdayanın içeri atıldığı dönemden bahsediyoruz. Nasıl olsa etiket belliydi ve bu durumda gereken yapılıyordu! Buradan sağlanan hava ile bu kez darbe potansiyeli bulunan silahlı kuvvetlere yönelme başladı. Zekeriya Öz ve arkadaşları aracılığı ile yapılan operasyonlar bu örneklemede bulunuyor. Nasıl olsa milletin darbe endişesi vardı ve bunun önlenmesi gerekiyordu. Balyoz ve diğer operasyonları hatırlayalım. Kozmik odalara kadar girilen operasyonlar gibi. Bütün bunlar yapılırken daha sonra paralel devlet yapılanması olarak ele alınacak olan Fetullahçı kesimler kullanıldı. Emniyet teşkilatı güçlendirildi ve ordunun imajı eksiltildi. Genelkurmay başkanı bile bu kapsamda cezaevine atıldı. Şimdi general yapılan askerler bile içeri atıldı hem de canları pahasına korumaya çalıştıkları devletin aleyhinde casusluk yapma suçlamasıyla.
Bütün bunlar yapıldıktan sonra sıra Emniyete ve paralel yapıya geldi. Bu kez diğer yaralı güçler kullanılarak bunlar bertaraf edildi. Binlerce polis müdürü emekliye çıkarıldı. Hem de neredeyse masalarını toplayacak vakit bile verilmeden.
Bütün bunlar gözlerimizin önünde gerçekleşen olaylar.
Bütün bu operasyonlar başarı ile gerçekleştirildikten sonra halka gidildi ve partinin Genel başkanı ve başbakanı halk oylamasından cumhurbaşkanlığı makamına oturdu.
Bu durumda manzaraya bakmak gerekiyor.
Cumhurbaşkanı AKP’de (Her ne kadar bağımsız v tarafsız olduğu yasalarda yazılsa da)
Başbakanlık ve Hükümet AKP’de
Meclis çoğunluğu AKP’de
HSYK çoğunluğu AKP’de
Bürokratik yapının çoğunluğu AKP’de
Polis operasyona uğramış AKP’ce
Ordu operasyona uğramış AKP’ce
Özetle ülke yönetimi AKP tarafından ele alınmış durumdayken bir seçime gidildi. Vatandaş bunca yıllık yapılanlardan sonra yaptığı değerlendirme ile AKP’nin artık tek başına iktidar olmamasına karar verdi. Türkiye bileşenlerinin tamamına yakınını meclise gönderdi ve buyurun siyaseten bir çözüm bulun dedi.
Kürtler, Türkler, Sol, Sağ, azınlık, farklı dinden olan artık mecliste. Bu meclisten beklenen Türkiyenin temel sorunlarını çözmesi ancak ne yazık ki bir kaos ve çözümsüzlük planı ile günlerimizi harcayan bir yapı ile karşı karşıyayız. Yasal süreler denilerek iktidar yürütülüyor. 7 Haziranda yapılan seçimlerin üzerinden iki aydan fazla süre geçmişken daha koalisyon hükümetin kurulup kurulmayacağını dahi bilmiyoruz. Beyefendiler nasipse pazartesi günü görüşeceklermiş.
Tabi bu arada kaos üzerinden işler yürütülmeye meyil gösterilince birileri ülke selametine çomak sokmaktan da geri durmadı ve ortalık karışıyor.
Özetle şunu hatırlatalım. Eğer Hükümeti kurmazsanız ülkeyi felakete sürüklersiniz ve bunun vebali de sizin boynunuzdadır. Dünya âlem ülkeyi iktidara feda ettiğinizi bilecek, bilesiniz!
Next