Kurban Bayramına sayılı günler kaldı. Önümüzdeki Cuma gününden itibaren 9 günlük resmi tatil başlayacak. Ardından 19 Eylül günü yeni öğretim yılı başlayacak.
Yeni öğretim yılı öncesinde seminer çalışmalarına katılan öğretmenler arasında konuşulan hemen hemen tek konunun 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında O.Hal kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılan görevden uzaklaştırmalar ve özellikle ise ‘kamudan ihraçlar’ olduğunu söyleyebilirim…
En zor zamanda Allah için adil şahitlik yapma, vicdanla hareket edip siyasi düşüncelerine bakmaksızın herkesin hak ve hukukunu savunmak büyük önem arz etmektedir. 26 yıldır elimde tuttuğum kalemle hep adil olmaya çalıştım. Sayısız kez çok farklı görüş sahiplerini çevre, yardımlaşma, dayanışma ve insan hakları konularında bir araya getirerek adil duruşumu gösterdiğime inanıyorum.
İnandığım doğrular doğrultusunda hareket ederken bu yazımda da evrensel değerleri savunacağım. Hukuk herkese lazımdır diyerek yapacağım değerlendirme ile bazı sonuçları değiştiremezsem bile, beni korkaklıkla, adil durmamakla itham edenlere bir nevi cevap olacaktır…
Evet, şu dünyanın faniliğine inanan biriyim. İnandığım yüce değerler, inancım, akidem bana dürüst olmayı emrediyor. Aleyhime olsa bile adaleti savunmak inancımın gereği olduğundan sadece Allah’a hesap vereceğim ve sadece O’nun rızasını kazanmaya çalışacağım. Bunun ötesindeki her şey benim için anlamsızdır.
Bu girişten sonra gündemdeki tartışmaya döneyim. Çok büyük bir darbe girişimini atlatan bir siyasi iktidar gerçeği açıktır. Halkın büyük desteğini arkasına alan mevcut siyasi iktidar, bilindiği gibi ‘Yeni Kapı’da en az üç milyon insanı sadece İstanbul’da buluşturmuştu.
Halkın büyük desteğinin tek nedeni sivil idarenin ülkeyi yönetmesiydi. Ülkede huzuru sağlama adına hamleler yapan ve özellikle O.Hal ilanı ardından KHK ile suçlularla mücadeleyi başlatan hükümet, şu yazıyı kaleme aldığım saate kadar 50 binden fazla kamu çalışanını ihraç etmiştir.
Bizzat Sayın Başbakan, O.Hal ilanı ardından topluma güven telkin eden, ifade hürriyetini savunan açıklamalar yapmıştı. Darbe arkasında duran veya ilişiği bulunan suçlularla mücadele konusunda kimsenin bir itirazının olduğunu sanmıyorum. Pratiğe baktığımızda nice masum bildiklerimizin de kamudan ihraç edildiğini gözlemledik.
Hükümetin her yaptığının doğru olduğunu söyleyen herkesin, hükümetin iyiliğini istediklerine inanmayanlardanım. Yazı hayatım boyunca mevcut hükümetin olumlu her çalışmasını destekledim, yanlışlarını da eleştirdim. Yaptığı yanlışları eleştirdiğimizde hükümet karşıtı olmuyordum.
O.Hal ilanı ardından kamudan KHK ile görevden uzaklaştırmaları normal karşılamak gerekir. Bu ülkenin huzuruna kast eden her çevreye yönelik makul tedbirlere itiraz edilmemelidir. Ancak kamudan açığa alma ve görevden uzaklaştırma tedbiri yerine KHK ile düne kadar topluma hizmet eden binlerce kamu çalışanını yargılamadan cezalandırmanın doğru olmadığı gerçeğine inanıyorum. Suçlu iseler yargılansınlar, buna itiraz edene karşı çıkarız. Yargı yolunu kapalı tutarak kamudan ihracın dönüşü olamaz. Hele çok önemli konumları olmayanlar için çok ağır cezalardır diye düşünüyorum. Askeriyedeki önemli bir makamı işgal edenler, veyahut bir hakim, savcı ile öğretmeni aynı kefeye koyamayız.
Aileler de cezalandırılmış olurlar. Kamuya dönmelerine izin verilmeyen kamu çalışanlarının özel iş bulmaları da zorlaşır. Ne yapsınlar, ot mu yesinler ailece?
Altını çizerek söylüyorum; yargılanıp ceza alanlar için bunları söylemiyorum. Yargı yolu kapalı olarak işlerine son verilenler içindir ifadelerim.
Memur-Sen Genel Başkanı da bu konuda bir uyarı açıklaması yapmıştı. Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen Batman İl Başkanı Sayın Mehmet Ergin’in de önceki gün bu konuda bir demeci basında yer aldı, ona bakalım: “Demokrasi ve hukuk düzeninden taviz verilmemesi gerektiğini açıklayan Başkan Mehmet Ergin ‘Darbe girişimi sonrası alınan olağanüstü hâl kararı ve başlatılan soruşturmalar çerçevesinde uygulamaya konulan açığa alınma/görevden uzaklaştırma tedbiri, suçluların ortaya çıkartılması, şüpheli ile masum arasında ayrım yapılabilmesi, ceza soruşturması ve idari incelemelerin sağlıklı yürütülebilmesi açısından yerinde ve gerekli bir işlemdir. Ancak kamu görevinden çıkarma gibi ağır hukuki sonucu olan bir işlemden evvel en azından bu kişilere masumiyetini ispatlama imkânı tanıyacak bir yol tanınmalıdır. Bu kapsamda, 672 sayılı KHK ile haklarında kamu görevinden çıkarma kararı verilen kamu görevlileri hakkında, bağlı bulundukları kurumlar bünyesinde bir itiraz mekanizması kurulması, kişilere hangi gerekçeyle haklarında çıkarma kararı verildiğinin bildirilmesi, kendilerini savunma hakkı sunulması ve haklı görülmesi halinde görevine iadesi gerekmektedir. Bu çerçevede hakkında delillendirme yapılamayan, masumiyetinde şüphe olmayan üyelerimize hukuki desteğimiz sürecektir’ dedi.”
Dikkat edilirse Başkan Ergin de görevden almalara, uzaklaştırmalara eleştiri getirmiyor, kamu görevinden çıkarma gibi ağır hukuki sonucu olan uygulamaya dikkat çekiyor. Vicdan ve zor zamanda adaletten ayrılmama düşüncesi nedeniyle Sayın Ergin’in bu açıklamayı yaptığına inanıyorum. Hükümetin bu uyarıları önemsemesinde çok büyük yararlar vardır.
Ülkeyi idare ederken ağır sorumluluk alan, çok büyük risklerle hizmet vermeye çalışan hükümet yetkililerinin işlerinin kolay olmadığının bilincindeyim. Sayın Başbakan, darbe ertesinde yaptığı açıklamada çok sağduyulu değerlendirme yapmış ve dostlukların artırılması çağrısında bulunmuştu. Hükümetin her türlü koruma tedbirine evet derken, kendilerine yol gösterenleri dinlemelerini öneriyorum.
Bank Asya’ya para yatıran herkesi büyük suçlu ve vatan haini olarak değerlendirmeyi vahim bir yanlış olarak görüyorum. Devletin ve anayasanın güvencesi altında darbe gününü kadar açık olan bu bankaya parasını yatırmış insanları suçlarken kıstasımız nedir acaba? Bütün milletin darbenin bilincinde olduğunu mu düşünüyoruz? Vallahi öyle garibanlar vardırlar ki dünyanın kirli siyasetinden, Bank Asya’nın paralelci zihniyetin bankası olduğundan habersizdirler ve bunlar hükümete oy verenlerdir. Kim parasını bu bankaya yatırmışsa haindir fikrini hükümete önerenlerin mevcut siyasi iktidarı çok zor duruma düşürdüklerine inanıyorum.
Evet, suçlu ile suçsuzların ayırımı yapılmalıdır. Hükümete yakın bazı yazarlar, sendikalar bile bu konuda açıklama yapmak durumunda kaldılar. Kim hükümete öneri ve eleştiri getiriyorsa, bunun sağduyu ile değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Sayın Başbakan tarafından yapılan bölgedeki 14 bin öğretmen ile ilgili açıklama ile ilgili de birkaç söz söylemek isterim. Sayın Başbakan’ın sözleri şöyle; “Bu bölgede görev yapan, terörle bir şekilde iç içe olmuş 14 bin öğretmen olduğu tahmin ediliyor. Ancak bunların ne kadarının doğrudan terör örgütüyle ilişkili olduğu, ne kadarının olmadığı yapılacak incelemelerle, soruşturmalarla ortaya çıkacak. Bayramdan sonra okullar açılıyor, Milli Eğitim Bakanımız ile konuştuk, tedbir olarak üzerinde şüphe bulunan, gerekli tespitleri yapılan bütün öğretmenler açığa alınacak, yeni ders döneminde bunlara görev verilmeyecek. Bunun yerine yeni baştan öğretmenlerimizi buraya göndereceğiz."
Bu açıklamada ‘Şüphe’ ve ‘tahmin’ kavramları geçiyor. Bu nedenle büyük endişeler söz konusu olmuş. Eğitim Bir Sen Batman Şubesi’nin yaptığı uyarının hükümet tarafından dikkate alınmasını diliyorum. Başbakan’ın açıklamasından yargılama anlaşılıyor ama yine de endişeler var.
Hükümetin toplumun huzurunu bozan güçlerle mücadele ederken, haklarında suç işlediklerine dair dosya bulunmayan, herhangi bir davadan yargılanmayan kamu çalışanlarına, bir KHK ile ihraç korkusu yaşamamaları için güven verici açıklama yapmasında fayda vardır. Toplumsal ve sosyal barış çok önemlidir. Bu yorumla vermek istediğim temel mesaj; ihraçların yargı yolu ile olmasıdır. MAZLUMDER genel merkezinin bir süre önce yaptığı açıklamanın sonuç bölümüyle yazımı bitireyim; “Mazlumder olaarak; 15 Temmuz darbe girişiminin etkin bir şekilde soruşturulmasını, adil bir yargılama sürecinde suçu ortaya çıkarılan tüm faillerin, hukukun imkân verdiği en ağır ceza ile tecziye edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Darbe girişimi, halkın iradesine karşı yapıldığı için de yargılama sürecinin kamuoyuna açık bir şekilde televizyon ve radyolardan canlı olarak yayınlanmasının sağlanmasını teklif ediyor; hepimizin maruz kaldığı bu saldırganlığın ve kendi halkına karşı gerçekleştirilen bu ihanetin tüm boyutlarıyla açığa çıkartılması suretiyle, toplumun darbeci anlayış ve yapılarla yüzleşmesine de imkân hazırlanılabileceğini düşünüyoruz. Bilinmelidir ki; bu tür zor zamanlar, toplumun bütün kesimlerinin dayanışmasıyla, farklı kesimlerin birbiriyle sıcak ve samimi bir iletişim kurmasıyla; daha anlamlı, daha sağlıklı ve daha hızlı bir şekilde aşılabilir. MAZLUMDER olarak bu krizin ve acı tecrübenin doğru bir imkâna dönüştürülmesini, bütün toplumsal kesimlerin ortak değerler etrafında buluşarak el ele vermesini, geleceğimizi karartmak isteyen darbe ve darbe destekçilerine karşı ülkemizin daha çoğulcu, tüm hak ve özgürlüklerin güvence altında olduğu, daha huzurlu ve barışçıl bir iklime taşınmasını ümit ediyoruz.”
Next