Demokratik açılım perspektifinin ortaya çıkardığı sonuçların istenen düzeyde olmadığı gerçeği ile karşı karşıya bulunmaktayız. Zaten demokratik açılım süreci ve tanımlamaları başladığında kabul edilen bir gerçek vardı. Bu da ülkede olup bitenin adına demokrasi denilse de uygulamalarının bu yönlü olmadığıydı.
İşkenceye sıfır tolerans, komşularla sıfır problem, bireysel özgürlüklerin artırılması, herkesin özel yaşamının korunması temennileri ile başlayan çalışmalarda hiç ilerleme kaydedilmedi mi derseniz; elbette edildi ancak kaydedilen ilerlemeler ne durumda olduğumuzu dana net bir şekilde ortaya koydu.
İşe kişinin özel yaşamından başlayalım. Hiçbir dönemde bu son dönemlerde olduğu gibi kişilerin kişisel yaşamları ya da özel yaşamları bu kadar deşifre edilmemiş, ortalığa serptirilmemiştir. Kiminin yatak odası, kiminin konuşmaları, kiminin günlük yaşamı topluma sunulmuş ve bunun üzerinden politika yürütülmeye, siyaset yapılmaya çalışılmıştır. Bunun son halkası bizzat başbakanın kendisinin dinlenmesidir.
Durum sadece bundan ibaret değil elbet. Dış politikada varılan sonuç ortada gelen petriotlardan durumun vahametini anlamak mümkün.
Ülke yurttaşlarını en çok sevindiren olumlu adımlardan birisi de şüphesiz işkenceye sıfır tolerans meselesiydi. Bir dönem yapılan karakol denetimleri sayesinden ve siyasilerin istikrarlı sahiplenmeleri ile ilerleme kaydedildiğini de kabul etmek gerekir. Ancak daha sonra Amerika sokaklarındaki polis işkence sahnelerine ülkemizde de rastlanır oldu. Bazı karakolların işkence merkezi olarak kullanılmasına adeta göz yumulduğu kanaati hasıl oldu. Sokak aralarında vatandaşlar ailelerinin gözü önünde dayaklardan geçirildi.
Bir de ülkenin başına bela olan tanımlamalar var. Mesela “Terörist” gibi. Yasalarda öylesine tanımlara yer verildi ki uçan kuşun terörist olması içten bile değil. Yeter ki isminiz listeye girsin, yeter ki kendinizi hâkimin veya savcının karşısında bulun artık mimlenmiş sayılırsınız. Toplum içindeki itibarınızın, yaptığınız görevlerin, ortaya koyduğunuz fedakârlıkların, düşüncelerinizin ülkenin faydasına olması, demokrasinin gelişimine katkı sunmanızın hiçbir anlamı yok. Derdiniz varsa Marko Paşaya anlatın! Ancak dert anlatmak da teröristlik oldu, Marko paşa da. Örnek mi buyurun bakın açılan davaların sayısına ve bu davalarda yargılanan insanların sayısına. Belediye Başkanları, Milletvekilleri, siyasetçiler, Avukatlar, hâkimler, savcılar, Askerler, STK yöneticileri. Yolda gizemli yürüyen vatandaş kendini bir anda terörist olarak buluveriyor. Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı bile terör örgütü lideri olmakla suçlanabiliyorsa dönüp bu kavramın yasalardaki yanlış tanımlanmasına bakmak gerekmiyor mu?
Kürtler söz konusu olduğunda akan suların durduğunu artık öğrenmiş bulunmaktayız. Konu bu olunca tanımlama belli ama bu tanımlamanın haksızlık olduğunu belirtmeliyiz. Eğer bu tanımlamalar Kürtler için yapıldıysa örnekte de görüldüğü gibi bu ateşte yanan sadece Kürtler olmuyor. Sap dönüp saman dönüyor ve devran da dönüyor. Teröristlikle suçlayanlar bir anda terörist oluveriyor! Buna çok dikkat ekmek gerekiyor.
Son zamanlara kadar Sayın Başbakan da bu konudaki eleştirilere çok sert yanıtlar vermekteydi. Yazarları, Şairleri, Eleştirmenleri de aynı kategoriye koyup neden yazmalarına müsaade edildiğini de soruyordu. Ancak gelinen noktadan kendisinin de artık rahatsız olduğunu açıklaması epey cefa çekmeye neden olmuştur. Izdıraplarını “cepheye gönderecek subay bulamamak” olarak ifade etse de artık yapılanların dayanma sınırını aştığını belirtmesi açısından önemli olarak kabul etmek gerekiyor.
Türkiye’de hukuksal süreçlere ve yargı mekanizmasını olan güven gittikçe azalmaktadır. Bunda iki konunun oldukça öneminin bulunduğunu düşünüyoruz. Birincisi yasalardaki tanımlamaların eksik ve yanlışlığı, ikincisi ise yargı mekanizmasındaki “antilik” girişimleri. Eski yargı sistemine düzeltme yapma adına hareket eden veya ettiği düşünülen bazı uygulamaların ve uygulayıcıların ipin ucunu kaçırdığına ilişkin düşünceler. Bunlara yönelmenin zamanının geldiği açıktır. Yoksa tartışmalarla yargının da yargılanması söz konusu olacak ve oluşacak savunma mekanizması yanlışların artmasına neden olabilecektir. Yargı yargılanmaya başlamadan gerekli adımların atılması dileğiyle.