Antik kent Hasankeyf 2010 yılı Temmuz ayına kadar her gün binlerce ziyaretçinin, turistin uğrak yeriydi. 13 Temmuz 2010 günü sabah saatlerinde Hasankeyf Kalesi girişindeki dev kaya kütlesi düşecekti. Kaya kütlesinin altında kalan Ramazan Şeker adlı Hasankeyfli vatandaş hayatını kaybedecekti.
Geçtiğimiz gün olayın üzerinden tam altı yıl geçti. O hadiseden bir süre sonra Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun aldığı kararla Hasankeyf Kalesine giriş ve çıkışlar yasaklandı.
Uzun süre devam eden Hasankeyf Kalesine giriş ve çıkış yasağı yetmiyormuş gibi, Hasankeyf Kalesi’nin Dicle cephesindeki bütün çardaklar da kaldırılacaktı. Hasankeyf’in kentimizin tanıtımına yaptığı katkı bir anda sonlandırılacaktı.
Bu gelişmeye seyirci kalmayacak ve eleştirilerden çekinmeyecektim. Batman Üniversitesi Rektörü, aynı zamanda Hasankeyf Kazıları Başkanı olan Prof. Dr. Abdulselam Uluçam, Hasankeyf’in insansızlaştırılmasında önemli etkendi. Çünkü çareyi yasaklarda bulmuştu. Şu eleştirilerimi olayın 6. yıldönümü nedeniyle hatırlatmak isterim: ‘Batman’ımızın medar-ı iftiharı antik kent Hasankeyf, uzun süredir kaderine terk edilmiş durumda…
Düşen bir kaya kütlesi bahane gösterilerek bu antik kent adeta insansızlaştırılmıştır…
Ilısu Barajı tehdidi altında bulunan Hasankeyf gerçeğini biliyorsunuz. 2010 yılı Temmuz ayında kale girişinin sol tarafındaki büyük bir kaya kütlesinin düşmesi sonucu bir vatandaşımız yaşamını yitirmişti. O üzücü hadiseden sonra Hasankeyf kalesi ve çardaklara giriş ve çıkışlar yasaklanmıştır…
Batman Üniversitesi Rektörü, aynı zamanda Hasankeyf Kazıları Sorumlusu ve Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Sayın Abdulselam Uluçam, kaya kütlesinin düşmesi ardından Hasankeyf’in gezilere kapatılacağı yolunda demeç vermişti. Sabah gazetesinin 14 Temmuz 2010 tarihli sayısında yer alan haberin şu kısa metnini hatırlatmak istiyorum: ‘En büyük tesellimiz bu olayın hafta sonuna denk gelmemesi oldu. Kale çıkış ve inişlerinin kontrol edilmesi için çalışma başlatmıştık ama şimdi kökten bir çözümün gerektiği kanısına vardık. Bu olay buranın ziyaret edilemez ve can güvenliği açısından tehlike arz ettiğinin göstergesidir. Bakanlığın buraya giriş çıkışları acilen yasak etmesi gerekir. Bunu bakanlığa da bildireceğiz. Kazı çalışmalarını da durdurduk.'
Sayın Uluçam, kökten çözümü bulmuş ve antik kenti insansızlaştırmıştır. Tek geçim kaynakları turizm olan Hasankeyfliler, alınan kararla perişan edilmişlerdir…
Edindiğim bilgilere göre Hasankeyf’in Dicle’ye bakan yönündeki tehlike olarak Küçük Saray hariç, zirvedeki birkaç kaya parçası gösterilmiştir. O kayalar basit şekilde düşürülebilirken, aylardır bu konuda bir adım atılmamıştır. O nedenle tehlikenin gerekçe gösterilmesini inandırıcı bulmuyorum…
EVET, BARAJ KARŞITIYIM…
1990 yılından beri Ilısu Barajı karşıtı biriyim ve Hasankeyf’i savunuyorum. Yaklaşık 15 bin yıllık tarihi geçmişi bulunan Dünya’nın en önemli antik kentlerinden biri olduğu için Hasankeyf’i savunuyorum.
Bir siyasi duruşum yok ve hiç olmadı. Yani, Hasankeyf’i sadece tarih sever, doğasever olduğum için sahipleniyorum. Ayrıca Dicle nehrinin hapsedilmesinin olumsuzluklarına inandığım için baraj karşıtıyım.
Dicle Vadisi’nin sular altında bırakılmaması için belki yüzlerce yazı yazdım. Hasankeyf Gönüllüleri Derneği kurulduktan sonra bu oluşumun bir gönüllüsü oldum.
Evet, baraj karşıtı biriyim çünkü yapılması tasarlanan Ilısu Barajı’nın sulama, taşkınlardan korunma, bir kentin su ihtiyacının karşılanması veya endüstri amaçlı değildir. Sadece elektrik enerjisi üretimi için bu baraj yapılmak isteniyor.
Bu barajın yapılması halinde Hasankeyf’le birlikte yaklaşık 300 köy sular altında kalacaktır. Yüz binlerce dönüm ekilebilir tarım arazisi, bağlar, bahçeler, bostanlar da sular altında kalacaktır…
Ayrıca köylülerin geçmişle bağları kesilecek, örneğin sevdiklerinin huzur içerisinde yattığı mezarlıklar da ebediyen kaybolacaktır…
Sadece bunun stresinden, üzüntüsünden dolayı yüzlerce yaşlı köylümüzün kısa zamanda hayatlarını kaybedeceği gerçeğine inanıyorum!..
Yaklaşık 70 bin insanımız üretici iken, kendi kendilerine yetebilir iken göç edecek ve tüketiciler kervanına katılacaktır. Bu insanlar sürekli iş aramak zorunda kalacaktır…
Baraj karşıtıyım çünkü, Dicle Vadisi eko sistemi zarar görecek, bazı kuş türleri yok olacaktır. Barajların iklim değişikliğine neden olduğu çok açık bir gerçektir. Son yıllarda yapılan barajlar nedeniyle bölgemiz iklimi değişim göstermiş, yağışlar (yağmur ve özellikle kar)azalmış, yer altı su kaynakları hayli çekilmiştir. Ilısu Barajı yapılacak olursa bu olumsuzluklar halkası biraz daha genişleyecektir.
Bütün bu saydıklarım gerçekler yüzünden barajın yapılmasına karşıyım ve bunun için yasal çerçevelerde mücadele de veriyorum…
Hasankeyf için verdiğimiz mücadeleyi bastırmaya çalışan ve devlet adına hareket edenler var. Bunlar antik kentin gündemden düşmesine çok seviniyor olmalıdırlar. Bir kaya kütlesinin bahane gösterilerek aylardır Hasankeyf’in insansızlaştırılmasının nedenini biraz bu mantıkta buluyorum.
Benim için onların mağduriyeti önemli olduğu gibi, antik kentin insansızlaştırılması ve gündemden düşürülmesi de çok önemlidir. Buna şiddetle itiraz ediyorum. Kapadokya’da da kaya kütlesi düştü, ama kimse orayı insansızlaştıran uygulamaya gitmedi. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun ivedilikle aldığı kararı gözden geçirmesi dileğiyle.’
Aradan altı yıl geçti. Maalesef hala Hasankeyf kalesine giriş ve çıkışlar yasak. Hasankeyf bir kaya kütlesinin düşmesi nedeniyle kesinlikle insansızlaştırıldı.
Tehdit bu kadar büyük mü?
Hadisenin üzerinden 6 yıl geçmiş olmasına karşın Hasankeyf için hiçbir çalışma yapılmaması kabul edilemez. Bilim insanları gelip araştırma yapacak ve tehlikenin boyutları konusunda kamuoyuna açıklama yapacaktı. Eski Valilerimiz böyle diyordu.
Batman ekonomisine vurulmuş bu ağır darbeye hepimiz seyirci kalmaya devam mı edeceğiz? Bu konudaki bakış açımı, eleştirilerimi ve önerilerimi yarınki yazımda belirtmek istiyorum.
Devamı yarın
Next