Halk adına hareket etme iddiasında bulunan grup, parti veya zümrelerin belirlenmiş bir strateji çerçevesinde kabul etmiş oldukları politikalarını halka anlatıp benimsetmelerinde uygulayacakları yöntem kuşkusuz Halkla ilişkiler yöntemidir.

Halkla ilişkiler yöntemi olmayan veya bu yöntem konusunda yeterli emek ve çabayı göstermeyenlerin çalışmalarında ya da hedefledikleri sonuçları elde etmede zorlanacakları aşikârdır.

Halk; Bir kuruluşun hizmet politikalarından ve uygulamalarından etkilenen ve bu politikalarla uygulamaları etkileyen, ortak çıkarlara ve birliktelik duygusuna sahip gruplardır.

Halkla ilişkiler ise; yönetimin izlemekte olduğu politikanın halka benimsetilmesi, çalışmaların sürekli ve tam olarak halka duyurulması; bunun yanı sıra halkın da yönetim hakkında ne düşündüğünün ve yönetimden ne istediğinin bilinmesi ve halkla işbirliği sağlanması işlevidir.

Bu çerçevede Halkla ilişkilerin amacını kısaca;

      — İzlenen politika hakkında halkı aydınlatmak ve bu politikanın halk tarafından benimsenmesini sağlamak,

— Halkta yönetime karşı olumsuz tavırları değiştirerek olumlu davranışlar yaratmak,

— Halkın yönetimle olan ilişkilerini kolaylaştırmak, politika ve kararların isabetli olmasını sağlamak için halktan bilgi almak ve bu bilgiyi değerlendirmek,

— Hizmetlerin daha iyi görülmesinde halkın işbirliğini sağlamak,

—    Halkın istek, tavsiye ve şikâyetlerinden yararlanarak, yönetim ile çalışanlar ve halk arasında etkin bir iletişim kurmaktır şeklinde tanımlamak mümkündür.

Önümüzdeki süreçte kentin yönetimini üstlenmeye hazırlanan siyasal partilerin seçim sırasında, seçimde ve seçim sonrasında yapacakları iş ve işlemleri halkla paylaşmaları gerekmektedir.

29 Mart 2009 seçimlerinin bölgemiz açısından iki ayağının bulunduğunu artık herkes kabul etmektedir.

 Bunlardan birincisi seçimin bir referanduma dönüşmüş olması gerçeğidir. Gerek Adalet ve Kalkınma partisi gerekse Demokratik Toplum Partisi açısından durumun bir referandum olduğu gerçeği ortadadır. Her iki siyasi parti de Kürtlerin temsilliyetinin kendisinde olduğu iddiasındadır. Sayın Başbakan partisinde 75 Kürt milletvekilinin bulunduğunu, Türkiye ve Dünya kamuoyuna deklere ederek,Kürtlerin bu sayı ile temsilliyeti kendisine verdiğini iddia etmektedir.Türkiye’deki %10’luk seçim barajının durumu ve seçim sisteminin azizliği ise unutulan temel konu olmaktadır.Demokratik Toplum partisinin Kürt temsilliyeti konusunu ise zaten tartışmaya gerek yoktur.Bu parti parlamento ve kamuoyunda Kürtlere bakış açısını net olarak ortaya çıkarırken AKP’deki Kürt kökenli milletvekillerinin Kürtlerle ilgili bir politikalarının olmaması durumlarını zora sokmaktadır.

İkinci konusu ise Belediyecilik alanında yapılacak hizmetlerin boyutudur. Bu alanda Demokratik Toplum Partisinin tezi “Kendimizi de kentimizi de biz yöneteceğiz “ tezidir. İki dönemdir edindikleri Belediye yönetimi deneyimlerini de geliştirerek sürdürme iddiasındadırlar. Adalet ve Kalkınma Partisi ise “Belediyecilik bizim işimizdir” tezi ile ortaya çıkmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesinden ülke yönetimine gelen kadroların iki dönemdir iktidarı sürdürüyor olmaları da bu alandaki övünç kaynakları olarak ortada durmaktadır.

AKP’nin Kürt politikası konusundaki “u” dönüşü, bölgedeki izlenimi çok zedelemiştir. Çözümü operasyonlarda bulma anlayışı bu partiye duyulan güvenin zedelenmesine neden olmuştur. Sosyal politikaların geliştirilmesi amacı ile yapılan sosyal yardımlar ise partiye yarardan ziyade zarar vermeye başladığını da belirtmek gerekmektedir. Parti ülke ve bölge sorunlarını çözecek merkez yerine bir süpermarket imajı ile tanımlanmaktadır. Buzdolabı, çamaşır makinesi, makarna, kömür hatta ev inşa etme araç-gereçlerinin dağıtımı bu imajın oluşmasına neden olmuş demek pek yanlış olmaz sanırız.

İşte bu nedenlerden dolayı her iki partinin de politikalarını ve düşüncelerini halka anlatma ve benimsetme yarışında olacakları kesindir. Bunu belirleyen ise halka ilişkiler politikası olacaktır. Halkla ilişkileri başarı ile yürütün meyvesini de yiyecektir sanırız.