Halepçe katliamı,Kürtlerin tarih boyunca uğradıkları saldırılardan biridir. Lakin bu saldırının özelliği farklı. Çünkü Halepçe’de Saddam Hüseyin Komutasındaki Irak ordusu bir soykırım uygulaması yapmış ve insanları zehirli gazlarla yok etmiştir. Tarihe Halepçe katliamı olarak geçen mesele


Şöyle tanımlanmaktadır. “
İran-Irak Savaşı esnasında, Saddam Hüseyin'in, 1986-1988'de Irak'ın kuzeyinde Kürtlere karşı düzenlettiği El-Enfal Harekâtı adlı isyanı bastırma operasyonunun bir parçasıdır. Kanlı Cuma olarak da bilinen bu zehirli gaz saldırısı Kürt halkına yapılmış bir soykırım olarak kabul edilir.

Saldırıda 3200 ile 5000 arasında kişi öldürüldü ve 10000 ile 7000 arası sivil yaralandı.Saldırıdan sonra komplikasyonlar, çeşitli hastalıklar meydana geldi ve yapılan doğumlar sağlıklı neticelenemedi. Bu saldırı o bölgelerde Kürt halkına, sivil nüfusa karşı yapılmış en büyük kimyasal saldırı olarak bilinir. Irak Yüksek Ceza Mahkemesi 1 Mart 2010 tarihinde soykırım eylemi olarak Halepçe katliamını tanıdı ve karar Kürdistan Bölgesel Hükümeti tarafından memnuniyetle karşılandı. Saldırı bazı ülkelerde parlamentolar tarafından insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tanımlanıp, kınandı.”

16 Mart 1988 tarihinde gerçekleşen Halepçe katliamının bir de Kürtler açısından önemi var. Kürtleri “ya itaat ya ölüm” tercihi ile baş başa bırakma dayatmalarının açık bir örneğidir Halepçe. “Ya benim dediğimi yaparsınız sömürgem olursunuz ya da ben size ölümlerin en korkuncunu yaşatırım” mantalitesi?

Kürtler tam 28 yıldır bu korkunç soykırımı anmakta ve faallerine hak ettikleri bedduaları sıralamaktadırlar. Gerçi bu soykırımı yapan Saddam Hüseyin ve rejiminin sonu de geldi. Kendisi darağaçlarında sallanmadan önce lağım çukurlarında saklanmak zorunda kaldı lakin bu acıyı hafifletmek dışında bir işe yaramadı. Halepçe de eli kana bulanan kim varsa o acının ortağı oldu olmaya da devam ediyor.

Lakin Kürtlerin bu kaderi sadece Halepçe ile sınırlı kalmadı. Belki kimyasal silahlar denenmedi lakin Kürtler o tarihten bu yana sürekli saldırıların altında kaldılar. Dün Halepçe’de bugün Kobane’de yarın başka Kürt şehirlerinde saldırılar devam edecek…

Peki, nedir asıl mesele?

Asıl mesele Kürtlerin de diğer Ortadoğu halkları gibi kendi öz yapılarına uygun bir şekilde kendilerini yönetme talebidir. Araplar, Türkler ve Farslar tarafından bölünmüş olan coğrafyalarında kendi adlarına kendi kimlikleri ile tanınmalarıdır. Lakin gelin görün ki bu talep ne zaman dile getirilse ortaya bir soykırım veya bir katliam çıkıyor.

Kürt coğrafyasını sahiplenmiş devletler “egemenlik” tanımlamasını ve hakkını öne sürerek başka etnisiteye tabi olanların hak iddia edemeyeceklerini ancak kendi koydukları kurallar çerçevesinde ve kendi tanımlamalarına göre bir statü sahibi olabileceklerini belirtiyorlar. Bu bir ülkede kimlikten yoksunluk, bir ülkede isimden yoksunluk, başka bir ülkede başka bir şekilde pratiğe dökülüyor.

Halepçeden günümüze kadar geçen sürede Kürtlerin kaderinde de büyük değişimlerin gerçekleştiğini görmek gerekiyor. Halepçe saldırısı ile yok olma ve dağılma ile karşı karşıya kalan Kürtler daha sonra yeniden toparlanarak kaderlerini değiştirmeye başladılar. 28 yıl önce ölümün kol gezdiği Halepçe semalarından bugün Kürt bayrağı dalgalanıyor. Irak bölgesel Kürt yönetimi veya Kürdistan federe devleti artık kendi parlamentosunda, kendi bayrağı altında ve kendi yönetimi tarafından yönetiliyor. Halepçe şehitleri her yıl saygıyla anılıyor ve zalimler bir kez daha lanetleniyor.

Halepçe katliamından dersler çıkarılması gerekmektedir. Bu olay da göstermektedir ki güçlü olanların yaptıkları hesaplar her zaman planlandığı gibi işlemiyor. Güçsüze reva gördükleri ölüm bir gün gelip kendilerini de buluyor. Kimsenin sahip olduğu güce, konuma, zenginliğe tapmaması gerektiği gerçeği kendini Saddam Hüseyin şahsında somut olarak göstermiştir.

Egemenlik hakkını bir şekilde ele geçirenler, uçaklarına, tanklarına, toplarına, kimyasal silahlarına, ordularına güvenerek yaptıkları katliamlar ve zulümler bir gün döner kendilerini de bulur.

Fil ordusuna sahip olanların ebabil kuşuna yenilmesinden ders alamayanlar, Saddam’ın kimyasal kullanması ile kazandığı zaferden(!) ders almak zorunda olmalılar.

Her defasında tamamdır Kürtler bu kez bellerini doğrultamaz denildiği şartlarda ortaya çıkan yeni olanaklarla yaşamın tekrar yeşermesinden herkesin ders alması gerekiyor. Halepçe de nasıl hayat yok edilmek istendiyse Kobane’de aynısı yapılmak istenmedi mi?

Taş tas üstünde bırakılmayan, halkları göçe zorlanan, insanları yok edilmek istenen Kobane bugün bir direniş destanı örneği gibi ortada duruyorsa ve Halepçeyi selamlıyorsa herkesin bundan bir ders çıkarması gerekmiyor mu?

Halepçe Kürt tarihinin en trajik sayfalarından birini oluşturuyor. Lakin bu trajedik tarih sadece bu kenti ile sınırlı kalmamıştır. Kürtler nerede ben varım demiş ise aynı akıbet kendilerine reva görülmektedir. Halepçe katliamını 1988 tarihinde Ramazan Öztürk’ün fotoğrafları ile tanımıştık. Bugün Kürt haber ajansları benzer sahneleri Kürt coğrafyasının değişik kentlerinden yayınlıyorlar. Yöntem farklı olsa da bakış ve yöneliş benzer görünüyor. Bu da bize gösteriyor ki Kürtleri öldürünce yok olmuyorlar. Küllerinden yeniden doğmayı beceriyorlar. Bunu anlamak için yakın tarihe bakmak bile yetecektir. Bu vesile ile Halepçe’de yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz.