Gezi parkı eylemleri bilindiği üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Taksim Gezi Parkında yapmak istediği proje değişikliği nedeniyle ortaya çıkan, doğayı ve Taksimin doğal dokusunu koruma amacı taşıyan bir eylem olarak ortaya çıktı.
Ancak son dönemlerde hükümetin yapmış olduğu değişiklikler nedeniyle rahatsızlık duyan toplumsal kesimlerin ani desteği ile büyüyerek Türkiye geneline yayıldı ve istenmeyen gelişmelerin yaşanmasına neden oldu.
Gezi parkı eylemleri olara tabir edilen eylemlerin aniden ülke geneline yayılması karşısında hükümet panikledi ve orantısız güç kullandı. Paniklemede haklıydı çünkü böylesi yayılmalar karşısında iktidarların başına ne geldiğini çok iyi biliyordu. Üstelik bu hesapsız kitapsız ortaya çıkan eylemin organize olmadığını birden ortaya çıktığını da biliyorlardı. Bu nedenle panik oldular ve yanlış yaptılar.
Bilindiği gibi Gezi Parkı olayları nedeniyle 10 binin üzerinde yurttaşımız yaralandı ve en az 5 vatandaşımız hayatını kaybetti.
Olayların hala değişik metotlarla yürüdüğünü de belirtmek gerekiyor ancak sapla samanı karıştırmadan ve olayın cılkını çıkartmadan işi bir düzene koymak gerektiği de açıktır.
Gezi Parkı eylemlerinin getirildiği boyutlar nedeniyle başından beri temkinli bir yaklaşım sergilediğimiz bilinmektedir.
Buna rağmen Başbakanın gezi parkı söylemlerinin “gelsinler görüşelim” açıklaması dışındaki hiçbir açıklamasını yerinde bulmadığımızı da belirtelim. Uygulanan şiddetin yanlışlığından söz etmenin bile gereği yok. Bunu sadece biz değil dünya alem gördü ve benimsemediğini ortaya koydu. Bunları belirttikten sonra gelelim asıl meseleye.
 
Geçen hafta Cuma günü gazetelere yansıyan haberi birçoğunuz okumuşsunuzdur. Hürriyet Gündem başta olmak üzere birçok haber sitesinin yayımladığı haber şöyleydi; “Adının Mine Dost olduğunu söyleyen bikinili bir kadın bir yandan müzik dinleyerek diğer yandan Taksim Meydanı’nda dans etmeye başladı. 

Annesi ve Babasının Türk, kendisinin ise Almanya doğumlu olduğunu söyleyen Mine Dost “Ben doktorum. Avrupa’dan Türkiye’ye özgürlük getirdim. Dansımla insanları düşündürmek istedim. Özgürlüğün Türkiye’ye gelmesi lazım. Ben bu nedenle bu eylemi yaptım” dedi.”
 
Burada durup özgürlükten ne anladığımızı ortaya koymamız gerekiyor.
Özgürlük;
Taksim meydanına çıkıp bikini ile dolaşmak olarak algılanabilir mi?
Veya demokrasi ve özgürlükten anlamamız gereken durum bu mu olmalı? 
Kim daha çok soyunursa o mu daha çok özgür olacak?
Eğer Türkiye’ye demokrasi ve özgürlük soyunarak ve soydurularak gelseydi 12 Eylülde Türkiye’nin bütün cezaevlerinde insanların çırılçıplak soydurulup işkencelerden geçirilmesi esnasında özgürlüğün alasının gelmiş olması gerekmez miydi?
Bu ülkenin parlamentosuna milletvekili seçildiği halde parlamento yerine cezaevine gönderilen milletvekilleri var.
Bu ülkeni parlamentosuna milletvekili seçildiği halde başı örtülüdür diye meclise sokulmayan milletvekili oldu. Bu ülkede Belediye Başkanı seçildiği halde makam yerine cezaevine gönderilen insanlar var. Eğer özgürlükten bahsedilecekse özgürlük ve demokrasi için eylem yapılacaksa neden bunlar için yapılmadı da şimdi akla gelmeyen işler çevriliyor.
Gezi parkı eylemleri hükümetin topluma uyguladığı baskı ve zoraki değişim nedeniyle ortaya çıkan bir eylemdi ve haklı yanları bulunmaktaydı. Her ne kadar yöntem olarak farklılaştıysa da bunu anlaşılır bir yanı bulunmaktaydı ama Gezi parkı eylemlerini gerekçe gösterip özgürlük adına bikini ile Taksimde dolaşmak işin cılkını çıkarmaktan başka anlam ifade etmez. Bu tür girişimler en başta eylemin haklılığına inanarak bunca bedel ödeyen Gezi Parkı “Gazilerine” hakarettir.
Bu nedenle işin cılkını çıkartmadan artık meseleyi bir düzene sokmanın zamanının geldiğini düşüyoruz.