İnsanın yaşamına kendi eliyle son vermesidir intihar. Bütün dinlerde ve kültürlerde yasaklanan bir eylem çeşidi. Lakin, artık ne din ne de kültür insanımızı özellikle gençlerimizi bu eylemlerden uzak tutmaya yetmiyor.
İntihar, çaresizliğin, tükenmişliğin, sahipsizliğin, istismarın neticesidir. Umutların tükenişinin son noktası, paylaşılamayan dertlerin dışa vuran son çığlığıdır.
Sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda hızlı bir değişim yaşayan şehrimizin acı feryatlarıdır intiharlar. İçe kapanmanın, iki laf edecek bir dost bulamamanın son kurşunlarıdır.
Gençlerimiz neden bu hale geldi? Bu sonucun tek sorumlusu gençler mi?
Sosyal bir varlık olarak her insan toplumda sevilmek, sayılmak, başkalarıyla sorunlarını paylaşmak ihtiyacını duyar. Bu ihtiyaçları karşılanmayan, ya da böyle bir ihtiyacının olduğu dahi fark edilmeyen gençler içine kapanmakta, yalnızlaşmaktadırlar.
Ailede herkes kendi sorununa odaklanmışsa, anne ve baba çocuklarıyla iletişim sorunu yaşıyorlarsa, aile hayatını televizyon karşısında dizi izlemekle geçiriyorsa ve televizyonlardaki sanal âlemin cazibesine ulaşmanın imkânsız olduğu her geçen gün ortaya çıkıyorsa bu gençlerden daha başka ne beklenebilir ki?
Gençlerin bu tür eylemlere yönelmelerinin bir başka sebebi de, kendilerini toplumda kabul ettirecek bir özelliğe sahip olmamaları nedeniyle yaşadıkları sıkıntılardır. Belki platonik bir aşk, belki kız arkadaşı tarafından reddedilme gerçeği veya endişesi. Özgüvenleri gelişmemiş gençler, yaşadıkları olumsuz olayların etkilerini üzerlerinden atmaları daha zordur.
O halde gençlere özgüven kazandıracak davranışları ve bilgiyi nasıl kazandıracağız? Şüphesiz ki bunun yegâne yolu eğitimdir. Her gencin Türkçe, Matematik ve Fen Bilgisi derslerinden başarılı olmasını beklersek tüm gençlerimizi harcamış oluruz. Oysa eğitim her kişiyi kendi yetenekleri ölçüsünde başarılı kılmayı sağlamalıdır. Bizim eğitim sistemimizde ve eğitim kurumlarımızdaki uygulamalarımızda maalesef bu hep göz ardı edilmektedir.
Gençlerimizden başarılı olma ölçüsünü güzel bir resimde, bir müzik aletini çalmada, bir spor dalında değil de, sadece belli derslerin başarısında aradığımızda bu derslerde başarılı olamayanların hayallerini ve umutlarını tüketmiş oluruz. Oysa bu gençlere başarının hazzını tattırmak, onların kırılmış gururlarını okşamak onların hayata daha umutla bakmalarını sağlamaz mı?
Tabii ki, intiharları sadece bu sebeplere bağlamak bu sorunu çözmez. Yoksul yaşamların dayattığı umutsuzluklar, hayatının ileriki aşamalarında iyileşmeye dair emarelerin görünmemesi, göç ve işsizlik korkusu da intiharları tetikleyen unsurlardır. Bölgede yıllardır devam eden olağanüstü şartlar, aile fertlerinden bir veya birkaçının hayatını etkileyen değişimler bu tür sorunların temelinde yatan nedenlerdir.
Ne yapılabilir?
Öncelikle eğitim alanındaki iyileştirmeler devam ettirilmelidir. Öğretmen ve yöneticiler öğrencilerinin sorunlarıyla yakından ilgilenmeli, bu tür eğilimler taşıyanlara psikolojik destek sağlanmalı, ailenin sosyo ekonomik yaşantısı incelenmelidir.
Ancak en önemlisi, gençlerimize birer değer gözüyle bakılmalı, başarıları ödüllendirilmeli, horlanmamalı, ellerinden tutularak yarına ait umutlar aşılanmalıdır.
Next