E-postama gelen bir mesajı açtığımda gördüklerim karşısında şoke oldum. Filistin´de bir ilköğretim okuluna İsrail Hava Kuvvetleri tarafından dünya´nın yasaklamış olduğu fosfor bombasının atılma anı görüntüleniyordu. Sonrasında da sınıfların içinin hali ve küçücük çocukların ölümü. İnsanoğlu bazen hayvandan da beter olabiliyor. Peki bu bombaların ne tür özellikleri var? Biraz araştırınca şu bilgilere eriştim:

SALKIM veya misket olarak adlandırılan bomba, "bomba içinde bomba" olarak biliniyor. Hedefe atıldığında ana bomba infilak edince içindeki misket büyüklüğündeki minik bombacıklar dağılarak çevreye saçılıyor ve arka arkaya patlıyor. Etki alanı geniş olduğundan verdiği zayiat da büyük oluyor. Tipik bir misket bombası, CBU -87/B tipinde, 500 kilo ağırlığında olup, hem silaha, hem insana, hem de maddeye karşı etkili. Her bombanın içinde 202 bombacık var. Patladığında her bombacıktan 2 bin şarapnel parçası çıkabiliyor. Dolayısıyla çok sayıda çivili bombanın patlamasıyla aynı etkiyi yaratıyor. Çok geniş bir alana yayılma özelliğine sahip bombacıklar patlamadan kaldığında kara mayınları kadar tehlikeli olabiliyor. Beyaz fosfor bombası ise deride ağır yanıklara yol açıyor ve deriyle temas ettiğinde üzerine su dökülse bile sönmüyor. Öldürücü etkisi de bulunuyor.

Merkezi ABD´de bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) İsrail´in bu tür silahları kullandığını iddia ederken İsrail Hükümeti bu iddiayı reddetti. Aslına bakarsak Dünya´nın gözü önünde bu cinayetleri işleyen İsrail, Cenevre Sözleşmesi´nin sivillere karşı yakıcı silah kullanılmasını yasaklayan 3. ve 4. maddelerini ihlal etmiş oluyor. Misket ve fosfor bombasının uluslararası anlaşmalar tarafından askeri hedeflere kullanımı ise yasak değil. Ancak bombaların atıldığı yer bir okul, kesinlikle askeri hedef değil. Ben o resimlerden etkilendim. Dilerseniz sizde etkilenebilirsiniz. Google´dan “fosfor bombası” diye tıklayın 39,300 sonuçtan birini seçin yada en baştakini Ama yok, benim işim olmaz, zaten kafamı gömmüşüm toprağa derseniz bir şey diyemem. Ancak unutmayın yeryüzü artık o kadar büyük değil ve bugün seyircisi olduğunuz bir katliam yarın size de dokunduğunda izlenilirsiniz sadece. Çünkü Ankara ile İsrail arası 889 km. Bu mesafeyi bulunduğumuz şehir olan Batman´dan Türkiye´nin içlerine doğru hesaplarsak bu mesafe bize Ankara´dan (1054km) bile yakın. Ama bize çok uzak bir mesafeymiş gibi geliyor, değil mi?

Dünya´nın gözü önünde vahşice cinayet işledikleri için İsrail Hükümetini kınıyorum.

Sivil otobüslere, Cafe ve restoranlara intihar saldırısı düzenleyen canlı bombalar var. Bu tür insanların çok büyük acılar ve travmalar sonucu bu eylemlere yöneldikleri söyleniyor. Yaşamadan bilemeyiz. Ancak Yahudi öğrencileri taşıyan okul servis aracı askeri bir hedef değildir. Karşıdaki bu ayrımı gözetmese bile insan olan gözetir. O çocuk büyüdüğünde belki bir Mossad Ajanı veya Güvenlik Ajansı Şin Bet elemanı değil de İsrail-Arap anlaşmazlığını çözecek bir politikacı olacaktı. Ama ne yapıldı? Yok edildi. Karşılığı nasıl oldu. Acımasızca. Yürek taşıyan bir insan asla Yahudi çocuklarına ve sivillerine böylesi bir saldırıyı düzenleyemez. İlkel şartlarda imal edilmiş Kassam füzeleriyle bir şehri toptan hedef alamaz. Yaparsa da insan olamaz.

Yahudi öldüreyim de çocuk-sivil fark etmez diyen tüm Arap örgütlerini kınıyorum.

Başbakan Tayip Erdoğan “one minute” dediğinde büyük ihtimalle bu duygularla söylemişti. Peki Dünya´nın nesi var da sesini çıkarmıyor yaşanan katliamlara? Araplar kahraman dedi Başbakanımıza. Hatta İslam ve Arap kültüründe olmayan ve düpedüz bir Hıristiyan kültürü ürünü olan Şövalye unvanını verdiler Başbakanımıza. DE kendileri bu güne kadar ne yaptılar? 6 gün savaşlarında İsrail jetleri tarafından yerle bir edilen kendileri değil miydi? O günden bu güne ne yapabildiler? İlla ki sıcak temasa geçilmesi gerekmiyor. Dünya geneli bir lobi oluşturulabilir ve İsrail Hükümetine baskı kurabilirlerdi. Ancak Arap Başkanlar bunu yapmadılar. Çünkü aslında Filistin halkı umurlarında bile değil. Kendi içlerinde Kürtlere bir kimlik kartı düzenlemeyi bile çok görenler (Suriye) ve de bir bayanın araç kullanmasını bile yasaklayanlar (Suudi Arabistan) nasıl olurda bu katliamlara hayır diyecek, mümkün mü? Önce demokrasiyi halkına sunacak bir refleks geliştireceksin ki sonrasında yakın komşularının acılarına derman olacaksın. Ama onlar bunu yapmazlar. Hatta onca mülteciyi içinde bulunduran Ürdün bile zaman-zaman kapılarını Filistinlilere kapatmadı mı? Bir de utanmadan Şövalyelikten bahsediyorlar. Osmanlının son zamanlarında sırf bir bot için askerlerimizi öldürmediler mi? Şerif Hüseyin örneği çok uzaklarda değil. Önce kendin bir şeyler yap ve ondan sonra da bizden bekle. Öyle bedavaya gaza getirme. 

İnsanlığın ortak aklının bir an önce devreye girmesini ve Arap-Yahudi anlaşmazlığına son verilmesini tüm kalbimle diliyorum. Öyle ki Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan´ın ortak kültürel mirası olan bu kadim toprakların bir an önce huzura kavuşmasını ve tüm dinlerin ortak özelliği olan “Barıs”ın hakim olmasını istiyorum.