Dünya 1929 ekonomik krizinden sonra en büyük ve yaygın ekonomik krizini yaşıyor. Dünyamızın insanlar için sunduğu kaynakları hoyratça kullanan sermaye sahipleri, üretim ve sömürü politikaları konusunda bunca kararlar almalarına rağmen çuvalladılar. Akılları fikirleri yeryüzsündeki ekonomik değerleri sömürme olan sermaye sahipleri, görmedikleri gerçekleri ile karşılaşmak zorunda kaldılar. Bu gerçek adaletsiz gelir dağılımı sonucu ortaya çıkan dengesizliktir.
Önceleri her ülkenin sermayedarları kendi ülkelerindeki kaynakları kendi lehlerine kullandıklarında ortaya çıkan artı değeri yeterli görüyorlardı. Ancak gün geldi kendi ülkelerindeki kaynakları kullanmak istememelerinden ya da bu kaynaklar kabaran iştahlarına yetmediğinden dolayı başka alanlardaki başka ülkelerin başka insanlarına ait olan kaynaklara da göz koydular. Uydurdukları serbest ekonomi kılıfı yaklaşım ile uluslar arası sermaye transferini gerçekleştirmeye başladılar. Nerede bir kar varsa önce sıcak paralarını o alanlara yönlendirdiler yeterli oranda kar ettiklerini düşündüklerinde ise paralarını buralardan çekerek o ülkelerin ekonomilerini yerle bir ettiler.
Serbest piyasa ekonomisi ve özelleştirme çalışmaları ile doğal kaynakların yanı sıra emeği de sömürmeye başladılar. Sendikal örgütlülükleri yerle bir ederek, pasifleştirerek, hareketsiz bırakarak, sendika ağaları yaratıp bu ağaları yanlarına çekmek suretiyle emeğin örgütlülüğünü engellemeye çalıştılar.
Kamu adına erk kullanan devleti sermayelerinin yegâne koruyucusu haline getirerek, bireyleri etkisizleştirdiler.
Sonuçta insanlar ne kadar çalışırsa çalışsın emekleri ile ailelerini geçindirme şansından yoksun bırakıldılar. Toplumsal patlamanın önüne geçmek için sosyal destek programları üreterek sözüm ona insanlara yardım ellerini uzattılar. Sağlık gibi, eğitim gibi temel toplumsal dinamikleri özelleştirerek gelir dağılımına göre insanları sınıflandırdılar. Doğuştan eşit olarak dünyaya gelenler nedense aynı kategoride buluşamaz oldular. İşçinin, memurun, esnafın, işsizin çocuğu hamallık yaparak bile geçimini sağlayamazken sermaye sahiplerinin çocukları gemi filolarının sahibi oldular.
Adil bir gelir dağılımı ve adalet istemleri ise hep yasalar karşısında en büyük suç olarak ilan edildi. Sosyal devlet vatandaşının açlıktan ekmek çalmasını önlemelidir denildiğinden durumu anlamazlıktan geldiler.
Ülkemizde kişi başına düşen milli gelir bir hesaplama yöntemi değişikliği ile bin dolarlarla ifade edilmeye başlandı. Ülke kaynaklarının ve gelirinin %80’lik bölümü yüzde 20’lik bir sermayedar grubun elinde. Ülke vatandaşlarının yüzde sekseni karnını doyuracak aş çalışacak iş bulamıyor. Son açıklanan verilere bakıldığında ülke nüfusunun yarısından fazlası 28 yaşın altında ve bu insanlar kendilerini ve ailelerini doyurmak için asgari ücretle çalışacak iş bulamıyorlar. Bulanlar da tek tek işten çıkarılıyor. Tekstil atölyeleri tek tek kapanıyor. İnsanlar ucuz mal satan işyerlerini talan ediyorlar. Buna rağmen sayın başbakan kriz bizi etkilemez derken merkez bankası başkanı enflasyon hedeflerine küçültüp daha fazla indirirsek işsizlik artar diyor!
Son iki yıllık süreç içerisinde hemen hemen bütün ürünlere gelen zam oranı %80 ila %130 arasında değişmektedir. Hükümetin emekçilere verdiği zam oranı ise %4. Asgari ücretliye verdiği de, emekliye verdiği de bu kadar. Benim ülkemde insanlar ucuz ekmek alsınlar diye saatlerce ekmek kuyruğunda kalıyor. Emekliler banka kuyruklarında ölüyor. Evine et girmeyen aile sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Devletin sosyal destek programı çerçevesinde sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından dağıttığı yardımlar insanların tek beklentileri halene gelmiş bulunmaktadır. Yemek kuyruğuna girmekten utanan analar, bacılar, kardeşler artık her yardım sesi karşısında birbirlerine ezerek yardım paketlerine ulaşmaya çalışıyor. İnsanlar geçinmek için bedenlerine pazarlamak zorunda kalmışken hala her şeyin yolunda gittiğini söylemek vicdanla bağdaşır mı?
Bir ülkede çiftçi, esnaf, memur, işçi, emekli geçinemediğini avaz avaz bağırarak dile getiriyorsa ve bu ülkede kişi başına milli gelir giderek yükseliyorsa söylermisiniz bana Allah aşkına, bu gelir nereye gidiyor, kimlere gidiyor?
Bu ülkede milyonlarca genç 500 TL’lik asgari ücretle iş bulamazken sosyal huzurdan nasıl bahsedebiliriz. İnsanlar artık bir telefon için, birkaç kuruş para için gözlerini kırpmadan birbirlerini öldürürken gerçeklerimizi daha ne kadar saklayabiliriz?
Etopya Somali’den çekilmiş, Bolivya 36 dili resmi dil olarak kabul etmiş, ABD’de İngilizce dışındaki bütün diller resmi dil olarak kabul edilmiş, Obama ABD başkanı olmuş ben hala bir dili resmi dil olarak kabul etmemek için kaynaklarımı savaşa ayırıyorum. Bu ülkenin kaynakları mantık dışı savaşlara akıtıldığı sürece Ne Ergenekonlardan kurtuluruz, nede huzur buluruz…
Next