Meşhur sözü bilmeyeniniz yoktur. Hani “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyordu ya! İsterseniz bira z daha öte ye geçelim.”Oku yaradan rabinin adıyla oku!” Aslında okuma, öğrenme, öğretme ile ilgili olarak yazılacak kitaplar dolusu söz var ama biz şimdilik kıyısından kenarından sağından konuya bir giriş yapalım istedik. Malum ülke yönetimi bu söylemlere daha hassas bir konumda. Çıkıp başka kanattan ünlü sözler getirip yazmanın bir anlamı olmaz değil mi?
Efendim konumuz Eğitim Sen şube başkanlığının kamuoyuna yaptığı açıklama. Dilerseniz önce açıklamayı okuyalım ardından da düşüncelerimizi ifade edelim.09.05.2012 tarihinde basında çıkan açıklama şöyle; “Eğitim-Sen binasındaki basın açıklamasını okuyan Bülent Hatun, eğitimcilerin fişlendiğine dikkat çekerek, şunları söyledi; “Newroz kutlamaları sebebiyle yaşananlar herkeslerce bilinmektedir. Bu tarihte hastalık sebebiyle dahi okuluna gidememiş eğitimcilerin isim listelerinin Okul Müdürlüklerinden isteniyor oluşu açık bir şekilde fişleme mantığının nasıl da Milli Eğitim Müdürlüğü eliyle sürdürüldüğünün açık bir göstergesidir. Amaç bu değilse son zamanlarda okullardan değişik tarih ve zamanlarda bir incelemeye esas olmak üzere sevkli ve sevksiz eğitimci ayrımı yapmaksızın göreve gelmemiş eğitimcilerin isim listelerinin istenmesinin sebebi nedir? Eğer okulları Okul Müdürleri yönetiyorsa ve personelin devam devamsızlığı ile ilgili her türlü idari işlemden kendileri sorumluysa Milli Eğitim Müdürlüğünün Okul Müdürlerinin görevini yerine getirmeye soyunması yetkiye müdahale değil midir? Eğer bu konuda sendikamıza intikal eden, tüm kamuoyu tarafından bilinen ve Eğitim emekçilerini olumsuz etkileyen hususlara sayın vali müdahale etmez ise ilimizi ve İlimizdeki kurumları yönetenlerin görünürdeki kurumlar değil de, perde arkasındaki güçler olduğuna kanaat getireceğiz. Masa başında demokrasi havarisi kesilenler, acaba bu uygulamalara bu ayrımcılığa tekrar göz mü yumacaklar?”
Öyle anlaşılıyor ki bir araştırma yürütülmekte ve araştırma çerçevesinde adı geçen tarihte sevkli olsun veya olmasın işe gitmeyen öğretmenlerin isimleri belirlenmeye çalışılmaktadır. İşe gidip gitmeyen, izinli olup olmayan veya sevkli olup olmayan öğretmenlerin isim listeleri zaten ilgili okullarında mevcut. Eğer bu yönüyle bir işlem yapılması gerekiyorsa okul müdürlükleri zaten gereğini yapıyorlardır ve yapacaklardır ancak burada ilginç olan başka bir durum var.
Çalışmanın genel çalışma düzeni ile ilgili olmayıp belirlenmiş bir süre ile kısıtlı tutulması eğitimcileri başka kuşkulara yöneltmiştir. Daha açık söylemek gerekirse bu soruşturma sonucunda bazı eğitimcilerin newroz olayları ile ilişkilendirilerek zarar göreceklerinden endişelenmektedirler.
Bu konuda endişelenmelerinde haksız olduklarını söylemek de mümkün değil. Çünkü son dönemlerde artık herhangi bir nedenden dolayı gözaltına alınıp aylarca içerde kalmak olağan bir durum haline geldi. Bu durumda da eğitimcilerin endişelerini dile getirmeleri doğal karşılanmalıdır.
Bir kere yasadışı olaylara karışanların tespiti durumda ilgili kurumlar tarafından gereğinin yapıldığı açık bir şekilde bilinmektedir. Suç işleyenin ceza görmesi konusunda da kimsenin itirazı falan yok. Ancak burada yapılan işlem bir fişleme olayı yani bazı tarihleri, kutlamaları, etkinlikleri belirleyip buraya katılanları, ya da aynı tarihte işe gelmeyenleri belirleyip potansiyel suçlu olarak görme veya tespit etme çalışması ise işte bu doğru bir iş değil.
Yakın tarihimizde bu çalışmayı yapanlar ”Batı Çalışma Grubu” olarak bilinmekteydiler. Ordu içinde görev yaptıkları iddia edilen bu yapılanma hakkında soruşturma başlatıldığı da bilinmekte. Şimdi bu dertten muzdarip olanların kalkıp aynı modeli anımsatan çalışmalar içerisine giriyorlarsa acayip yanlış yapıyorlar bilinsin.
Biz eğitimcilerin rahatsız edilmelerine karşıyız. Suç işleyen eğitimci varsa gereği yapılır ancak fişleme olmaz! Bir kere çocuklarımızı emanet ettiğimiz, geleceğimizi emanet ettiğimiz eğitimcilerin suçluluk psikolojisi ile çalışmaları ve verimli olmaları mümkün değil. İki toplumda neyin yanlış neyin doğru olduğunu en iyi bilenlerden birileri de eğitimcilerdir. Üç huzursuzluğa müsebbibi olanlar bilmelidirler ki eğitimciler de en az onlar kadar bu devletin memurları, çalışanlarıdırlar.
Durum bu olunca bizde eğitimcilerden ne istiyorsunuz diye soruyoruz? Eğer yürütülen çalışma fişlemeye yönelik ya da dışarıdan dayatmalı bir çalışma değil ise Milli Eğitim Müdürümüz bir açıklama yapmalıdır. Bu köşe Sayın Müdürümüzün açıklamalarına da açıktır.
Next