Bazen öyle şeylerle karşılaşırsınız ki izahatı nasıl yapacağınızı bilemezsiniz. Konuya nereden yaklaşırsanız yaklaşın mantıklı, elle tutulur bir sonuca ulaşmada güçlükler yaşarsınız. Bunlardan biri de Eğitim Destek evlerine yönelik olarak alınan kapatma kararıdır. BDP Belediyelerinin yoksul yurttaşların çocuklarını üniversite giriş sınavlarındaki adaletsiz koşullarından daha az etkilenmelerinin sağlanması için yaptıkları bir katkı.
Bu tür katkıların başka kurumlar tarafından da verildiğini pek ala biliyoruz. Burada yapılan işin amacına bakmak gerekmektedir. Geçen yıllarda açılan Mehmetçik dershanelerinin de aynı amaca hizmet etmeye çalıştığını çok iyi biliyoruz. Ve bu ülkede hiç kimse bu dershanelerin yasalara aykırılığı konusunda bir fikir beyanında bulunmamıştı. Yıllardır eğitim verilen Eğitim destek evlerine de bu güne kadar bir yönelme söz konusu olmamıştı ancak şimdi işler değişmiş gibi görünüyor.
Geçen sene Batmanda üniversiteye hazırlanan ve eğitim desteğini Orhan Doğan eğitim destek evinden alan üç yüze yakın öğrenci üniversite sınavını kazanarak yüksek öğrenim görmek üzere okullarına gitti. Bu elbette övünülmesi gerek bir başarıdır.
Bu yıl aynı eğitim destek evine devam eden öğrenci sayısı binin üzerinde. Bu gençlerin çoğu maddi imkânsızlıklar içerisinde bulunan gençler. Dershanelere kayıtlarını yapamayan, paraya muhtaç öğrenciler, gençler, evlatlar.
Eylül ayından bu yana dershanelerinde üniversiteye hazırlanmaya devam ediyorlar. Ve ne hikmet ise birden bu eğitim destek evinin eksikliklerinin bulunduğu keşfedildi. Zamanlama ve müdahale gerçekten ilginç. Burada derdimiz bağcıyı dövmek değil. Biz bir genç nasıl eğitime yönlendirilir, kahvehane köşelerinden çekilir, uyuşturucu müptelasından uzak tutulur, doğru yola yönlendirilirin derdindeyken böylesi bir müdahaleyi beklemediğimizi itiraf edelim.
Şimdi kapısı küçük, tahtası yamuk, penceresi dört köşe, yönetmeliğin bilmem ne maddesine uygun değil, izin alınmamış gibi sebeplerle bu eğitim sürecini sekteye uğratmanın bir mantığının olup olmadığını herkes düşünmek zorundadır. Elbette bu eğitim evinin eksik ve aksaklıklarının giderilmesi ve yasa ve yönetmeliklerin belirttiği koşulların oluşturulması gerekir. Buna kimsenin itirazı olmaz olmamalıdır ancak bu eksik ve aksaklıklar eğer var ise o zaman bu müdahale veya eksik ve aksaklıkların giderilmesi talebi eğitimin başladığı anda gerçekleştirilmeliydi. Bu tür eksik ve aksaklıkların görüşmeler yoluyla tamamlanmasının imkân dâhilinde olduğuna inanıyoruz. Her şeye rağmen bu çocukların bizim çocuklarımız olduğu gerçeğinden hareketle ve geldikleri sosyal yapının sorunlarını dikkate alarak bir değerlendirmede bulunduğumuzda müdahale şeklinin de yapılana cevap verme mantığının da farklı olması gerektiğini düşünüyoruz.
Siirt ve Kurtalan’da da eğitim destek evlerine yönelik kapatma girişimlerini öğrendiğimizde işin artık yerel yöneticilerin kararından ziyade merkezi bir yaklaşım olarak görülebileceğine yönelik kanaatler oluşmuştur.
Gerçekleştirilen kararlaşma ister merkezi düzeyde ister yerel düzeyde olsun karar alıcı mekanizmalar şunu çok iyi bilmelidirler ki yapılan iş doğru bir sonuca hizmet etmemektedir. Yapılması gereken iş bu çocukların eğitimlerini sürdürmelerine yardımcı olmaktır. Süreci iyi idare edemeyenler işin bu hale gelmesine neden olmuşlardır. Bir atasözü dere geçilirken atın değiştirilmemesini önermektedir. Eğitim sürecinin bu aşamasında yapılan iş doğru değildir. Bir işi doğru yapma derdinde olanların yapılan işin doğru olup olmadığına da bakmalarında fayda bulunmaktadır. Bir işi doğru yapmak ayrı doğru işler yapmak ayrıdır. Kendilerine yasal prosedürü kalkan yapan yöneticiler işi doğru yapma derdinde olabilirler. Ancak unutulmamalıdır ki işin doğru yapılması yapılanın doğru olduğunu göstermez. Bu müdahale işin doğru yapılması konusunda haklılık içerse de yapılan iş doğru olmadığında yanlış sonuçlar doğuracaktır. Hiçbir yönetmelik maddesi anne ve babaların yüreğindeki acıyı dindirmeye yetmeyecektir. Yapılan müdahalenin haklı olduğunu söyleyebilecek tek vicdan bulamazsınız. O zaman yapılması gereken bu çocukların geleceği için doğru bir karar vermektir. Bu doğru karar da çocukların eğitimlerini sürdürmelerine olanak tanımaktan geçer. Bin yüz genci yönetmelik maddesine kurban etmemek gerekir.