Bir romanın içeriğine bakarak yazarın yaşamına ilişkin ip uçları bulunabilir mi, bilmiyorum.
Ya da bazen evet bazen hayır diye yanıtlamak belki de en doğrusu.
Örneğin R.Debray’ın Guavera’ya dair yazdığı “Arkadaşım Che”de, onun hiç olmazsa yaşamının bir döneminde gerillada hatta onunla birlikte silah kuşandığı anlaşılmaktadır. Aynı şekilde şaheser bir edebiyat anıtı olan“Harp ve Sulh”un yaratıcısı Tolstoy’un Rus-Napolyon savaşına tanıklık ettiği ya da “Sivastopol”da olduğu gibi bizzat bir komutan olarak içinde yer aldığını yaşamından biliyoruz. Yine destansı ve unutulmaz bir savaş romanı olan “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”un sahibi E.Hemingvay’ın roman konusunun geçtiği İspanya İç Savaşı sırasında defalarca bu ülkeye girip çıktığını, fırtınalı yaşamını izlerken Franko’ya karşı savaşan Cumhuriyetçilerin yanında silahlı bir eylemci değilse de bir taraftar olarak yer aldığını görüyoruz..
Örnekleri çoğaltmak mümkün hiç kuşkusuz. Fakat tüm bunlar yine de bir yazarı, romanında yaşananlarla, romanının kahramanlarıyla birebir örtüştürmek, birebir tanımlamak yanlış olur. Hayatında üç günlük bir kırsal yaşamı olmayan kentsoylu birinin pek ala enfes bir çiftlik öyküsünü yazabileceğini düşünmemiz gerekir. Keza, varoluşumuzla ilgili kurgu-bilim yazarlarının tümünün Darvin ayarında birer alim olduğunu sanıyorsak büyük yanılgı içerisine gireriz. Bunların da sayısız örnekleri var.
Kabul edilmeli ki, yaşanmışlığı da düşleneni de yazabilmek ikisi de bir beceri meselesi. Fakat beni en çok etkileyen, olayı yaşamamış birinin, hadiseyi sanki içindeymiş, daha önce mutlaka yaşamış gibi yazma yeteneğini gösteren kişilerdir.
Hasan BİLDİRİCİ.
Hasan arkadaş bunlardan biri.
İsme yabancı olanlara kısa bir bilgi: Bir zamanda, Kürt Özgürlük Mücadelesinin her hangi bir halkasında bir şekilde bulunanlara yabancı olmayan bir isim. 12 yıl gibi uzun yıllarla geçen bir mahpusluktan sonra yasaklanan kitaplarından sonra gelecek cezalara katlanamama gibi daralan yaşam alanı nedeniyle kapağı yurt dışına atanlardan.
Melsa Yayınevinin kurucularından, bir dönem Özgür Gündem sorumluluğu olan ve fakat Özgürlük mücadelesine karşıt değilse bile şimdilerde sebebini bilmediğim mesafeli ve eleştirel duruşu ile Kürt diasporasında yaşamını tüketmek zorunda bırakılmış, iç yanığı kabuk bağlamış bir göçmen yazar.
Yıllar önce “Kurdistan-Post”un moderatörlüğünü yaptığı günlerde gönderdiğim yazılar nedeniyle tanışmıştım. Tanışma derken o gözlüklü fotoğraflarının dışında yüzünü hiç görmediğim gibi sesini dahi duymuş değilim. O şimdilerde, yine kısa zaman içinde büyük okuyucu kitlesine kavuşan ve hasbelkader yazarları arasında bulunduğum “rojevakurdistan.com” u yönetiyor.
Kısacası bir yaman yazı gerillası!
Bir süre önce “hack”lenen site şimdilerde baştaki sağlığına kavuşmuş durumda.
Hasan Bildirici Bitlis’in Ahlat ilçesinden. Türk bir baba ve Kürt bir anadan. Önce solculuk mu yoksa “ana” yanı ağır basmış olmalı ki Kürt siyasi cenahında yer almış, bilmiyorum. Uzun zamandır sitelerdeki yazısına aşinaydım. Yayınlanmış ve Türkiye’de yasaklanmış onu aşkın kitabı olmasına rağmen kısa bir süre öncesine kadar hiç birini okuyamamıştım. Ve bir gün postadan konuları itibariyle bir birini izleyen imzalı üç kitabı geldi bana. Sağ olsun, yaşadığı İsviçre’den göndermiş:
Dönüşü olmayan Yol (Berfin Y.)
Dönüşü Olmayan Yol (II) SARYA (Berfin Y)
Uçurum Atlıları (Han Roman Y.)
Kitapların toplamı 1063 sayfa. Bir solukta okudum” derler ya hani, aynen öyle inanın; uyku ve ihtiyaç molaları dahil, beş günde bitirdim. Her birini bitirdikten sonra üzerinde düşünmeye fırsat bile bulamadan sonrakine saldırdım. Nasıl da alıp sürüklüyor insanı, aklın alacağı şey değil!
Üçünde de ana konu gerilla yaşamı.
Şu ya da bu şekilde gerilla üzerine yazılan kitaplar daha önce de geçti elime, hayatında eline silah almadığını sandığım bir yazarın sanki onlardan biriymişçesine, onlarla aynı tutkuyla inanarak, onlarla üşüyerek, onlarla kahramanlaşarak, onlarla korkarak, onlarla sevdalanarak, kâh Rojda’nın içinde titreyerek, onunla, diğerlerinin kendisini alıkoymasıyla ağaçların bile tutunamadığı fırtınalı doruklara savrularak.. Kâh tüm bedenini kangrenden korumak için el ve ayaklarının kesen Haydar’ın inatçı kişiliğinde yaşayarak, kâh yaşamının bir evresinde insan doğasını hiçbir zaman terk etmeyen duygusallığa teslim olmuşluğun pişmanlık ve bedelini uçurumdan atlayarak arınacağını düşünen bayan gerilla Melsa’ya eşlik ederek.. Ve tabii Sarya. Rozerin, Çekdar, emekli öğretmen Cemil Hoca. Karanlık dehlizler.. Yasalite ile devletin derinliği arasında bocalamayı kellesiyle ödeyen Yüzbaşı Kemal, yurtsever Kürt iş adamları, Gaddar Mahmut, Baba Cumhurbaşkanı, General Alpdoğan, General Soytürk, Beşir Ağar ve diğerleri.. Hepsi tanıdık yüzler.
Bejan Matur’dan çok önce dağların sadece “ ardına” değil fakat içine de bakarak bağlılığın, “bizim kavrayamadığımız derin bir maneviyatın, bir mistifikasyon, kutsallaştırma”nın var olduğunu, kutsallaştırmanın “bütün o şehit kültü üzerine inşa edilmiş olduğunu” ondan çok önce, yüreklerine dokunmak suretiyle Yazarın tüm kahramanlarıyla yakaladığı müthiş bir ruhsal beraberlikten anlıyoruz. Yine Bejan Matur'un bu son kitabında (Dağların Ardına Bakmak, Timaş Y.) gerillaya söylettiği, “evin ışığı yanıyor ama senin evin yok” türündeki hayıflanmaya benzer bir durum olarak, gecenin ayazında donmak üzereyken bacası tüten evin etrafında gezinen militanın iç çekmesini Bildirici yıllar öncesinden duyumsamış.
Kalemine hakim ve yıllarca gerillacılık yapmış birinin Hasan Bildirici kadar o tarz bir yaşamı resimleyebileceğine inanmıyorum! Ben öyle gördüm, öyle diyorum, öyle düşünüyorum.
İşte yazının başında az biraz değinmeye çalıştığım “iyi yazar” denilen olay budur işte.
Bejan Matur’un son kitabında söylediği gibi bayan gerillaların “çantalarında papatya sabunu kremlerin, diş fırçaları, macunların” bir düş olduğu vakitleri yazmış Bildirici. Aklın sınırlarını zorlayan ve hiç bir zaman “çekilesi olmadığı”nı sandığımız bir yaşama büyük bir tutkuyla sarılıp üstelik kahramanlaşabilenleri insan dehşet ve ürküyle izliyor Hasan Bildiri’nin kaleminden.
Bu nasıl bir gözlem, bu nasıl bir tasavvur arkadaş ya!
Yazar bu kitaplarında meseleye ilgi duyan okuyucuya kahramanlarını konuşturarak yer yer sert eleştirel bir bakış açısı ve aydın yürekliliğiyle Kürt hadisesinin mücadele biçimlerinde karşılaştığı açmazları da sergilemekten geri durmuyor..
“Kürt coğrafyasında bitecek gibi görünmeyen sarsıcı olayları şaşırtıcı kahramanlarla anlatan” nehir roman türündeki bu kitapların yasaklanmış olması insanın içini incitiyor.
***
Bir diğer ve önemli bir mevzu da şu: Her örgütlü mücadele merkezin “koyuluğu”ndan dışa doğru “açık renk” alarak genişleyen halkalardan oluşur. ihanet hattına düşmemiş ve fakat Özgürlük mücadelesi de dahil, örgüt ve sorunlara iyi niyetle salt “eleştirel” yaklaşılıyor diye Hasan Bildirici yetenek ve kişiliğindeki bir yığın düşünür, eli kalem tutan aydının mücadelenin son halkalarında ya da bu halkaların tamamen dışında tutmak kime ne fayda sağlıyor bu güne dek anlayabilmiş değilim. anlayan varsa biri bana söylesin lütfen!
Muhatabına sormak lazım, bu tür bir lükse sahip midir Kürtler? Hani deniyordu ya, “tüyünde bile az bir “iyilik” varsa yanınıza çekin, bırakmayın” diye. Patinaj yapmaktan kurtulmanın bir yolu da çoğalmaktır. Çoğalmadan ürkmemek gerekir. Çoğalmak iyidir.
Next