Köşemizi takip edenler dış politika ile hele hele yakın çevremizde olup bitenler ile yakından ilgilendiğimizi bilirler. Çünkü çok iyi biliyoruz ki bir ülkenin kaderini belirleyen etmenler sadece iç etmenlerden ibaret değildir. Bağımsız kalmak, sorunsuz kalmak, birlikte yaşam sürdürmek, gelişmek, ilerlemek, çağdaş insan hakları düzeyini yakalamak ve sürdürmek için çevrenizde olup bitenleri çok iyi takip etmeniz gerekmektedir. Zaten geniş bir perspektiften olup bitenlere bakmayı beceremeyenlerin sonu hüsran olur. Daracık dünyalarına kapanır giderler. Olup bitenin farkına vardıklarında atı alan Üsküdar’ı geçmiş olur.

Türkiye’nin dış politikada hareketli bir dönem geçirdiğini dışarıda arabuluculuk yaparken içerde sıkıntı yaşadığını tekrarlayıp dururuz. Cihanda sulh peşinde koşanların yurtta sulh için de gayret sarf etmelerini öneririz. Çünkü gelişen teknoloji ile artık uluslar arası kamuoyu anında olup bitenleri fark edebilmekte ve çelişkili tavırları anında tespit edebilmektedir.

Ülkemizin son dönemde uyguladığı stratejiyi değerlendirirken Kafkasya’daki çalışmaların BOP’a alternatif bir hal almasından duyduğumuz endişeyi dile getirmiştik. Büyük Ortadoğu projesine karşı da, demokratik Ortadoğu projesine karşı da, Balkanlardaki ayrışmalara karşı da hazırlıklı olmak gerekmektedir.

Dünya tek kutuplu bir yönelimle hızla ilerlerken bu gücü paylaşmak isteyenlerde boş durmamaktadırlar. Her ne kadar AB devletleri ABD ile ittifak halinde görünse de Doğuda Çin, Hindistan; Japonya, Rusya ve İran gibi devletler de olup bitenleri çok hassas bir şekilde izlemektedirler. Bu karmaşada beklide en zor durumu yaşayan ülke Türkiye’dir.

Türkiye coğrafi yönü ile ağırlıklı olarak Asya ve Ortadoğu’da bulunurken yönetim şekliyle Avrupa ile bütünlük arz etmekte, savunma açısından ise NATO üyesidir. Kuzeyindeki Türkî devletlerdeki Türkmenlerle doğu ve güneyindeki devletlerin içindeki Kürtlerle ortak değerlere ve bağlara sahip bir ülkedir. Bu durum Türkiye’nin politikasını belirlerken dış müdahalelere en az pay bırakacak bir strateji belirlemesini gerektirmektedir.

Bunu sağlamanın en akılcı yönü ise Kürt meselesinin uzlaşı ile sona erdirilerek çatışmalarla heba edilen değerlerin kalkınma yolunda kullanılmasıdır. Çünkü Kuzey Kıbrıs ve Kosova örneklerinde olduğu gibi, Abhazya ve Osetya örneklerinde olduğu gibi artık arkasına belirli bir güç alan yapıların uydu devlet olma örnekleri çoğalmaktadır. Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu söyleyen Türkiye Bağımsızlığını ilan eden ve Ruslar tarafından tanınan Osetya konusunda yapabileceği bir şey var mı? Yarın öbür gün çıkacak olan gerginlikte Rusya’ya ekonomik yaptırımlar kararı çıkarsa Türkiye bunun gereklerini sadece ekonomik kaygılarla bile olsa yerine getirebilir mi? Türkiye Kıbrıs’ta, Kosovada bağımsızlık ilan eden devletleri tanırken Osetya ve Abhazya’ya karşı çıkarsa buna bir standart gerekmez mi ve acaba bu standardın adı ne olur?

Çok hassas bir süreçten geçen Türkiye’nin dış politika ile ilgili olarak çok hassas denklemler kurarak ilerlemesi gerekmektedir.Hatırlayalım İki Alman gemisi Boğazlardan geçerek Ruslara ait limanları bombaladığında bizler kendimizi dünya savaşının ortasında bulmuştuk.Sonuç hüsran olmuştu tabi yenilen tarafta olduk.Şimdi Yine A ile başlayan bir devletin savaş gemileri ( her ne kadar sahil güvenlik botu denilse de ve insanı yardım taşıyor olsalarda) ABD’nin gemileri Boğazlardan geçerek Rus nüfuz sahasına girmiş bulunmakta ve psikolojik bir savaş yaşanmasına neden olmaktadırlar.Geçen sefer gemileri aldığımızı söylemiştik bu sefer aynı hatayı tekrarlamayız dileriz.Çünkü uluslar arası politika ve bizim durumumuz böylesi bir hatayı asla kabul edecek bir durum değildir.

Bize göre dışişleri bakanlığı da içişleri bakanlığı da lambalarını söndürmeden aylarca çalışmalıdırlar. Biri dış politikayı diğeri iç politikayı çağın ve aklın gerekleri doğrultusunda yönlendirmelidir. Son zamanlardaki gelişmeler artık olmazların olmaz olduğunu göstermektedir. Bu ateş içimize girmezse bile alevleri ile bile olsa bizi etkileyecek gibi görünüyor. Kendi sorunlarını hal edemeyen bir ülkenin bölgede jandarmalığa soyunması yanlış olur. Çünkü birileri kendine müttefik seçerken ABD ve Rusya’nın olduğu yerde Türkiye’yi tercih etmez bunun idraki ve bilincinde olmak gerekmektedir. Bu kritik süreçte bir bölen de bir bölünen de bu ülke olmamalıdır. Güç dengelerinin haritalarını belirleyenlerin ayakları altında ezilmemek için sağlam. Öngörülü, içte barışı muhafaza edecek, dışta güven ve istikrar beklentisi yaratan bir dış politikaya ihtiyaç bulunmaktadır. Bunu becerenlerin gemiyi kurtarmaları mümkün olabilir. Aksi durumda komşuda pişer bize de düşer.