Soru çok orijinal bir soru. Cevabını vermek durumunda olanlar ise bu devleti idare eden makamlarda bulunanlar.
1990-1997 yılları arasında bu ülkede yaklaşık olarak17.500 faili meçhul cinayet işlendi. Zorlama yöntemlerle yapılan araştırma ve soruşturmalar neticesinde bunların çok az bir kısmının aydınlatıldığı bilinmektedir. Geriye kalanlar ise kayıtlarda hala faili meçhul olarak bulunmaktadır. Adına TBMM’de komisyonlar kurulmuş olsa da faili meçhullerin üzerine gidilemedi. Ve bu mesele kayıtlara göre sır vatandaşa göre ise sorumlularından hesap sorulamayan cinayetler olarak kaldı. Ancak Ergenekon ve kayıplarla ilgili olarak süren davalar nedeniyle yaşanan tartışmalar bir gerçekliği ortaya çıkardı. Allah söylettirdi deniliyor ya öyle bir şey işte.
Herkesin topu başkasına attığı bu dönemde biri çıkıp “o dönemde işlenen faili meçhul cinayetlerin devlet politikası olduğunu düşünüyorum. O dönemin siyasal ve bürokratik sorumluları çıkıp değildir desinler, diyemiyorlarsa o zamanda sorumlu tutulan askerleri rahat bıraksınlar” dedi.
Bunu söyleyen sokakta yaşayan Ahmet, Mehmet değil. Emekli bir koramiral olan Atilla Kıyat. Söylediklerini bir kez daha birlikte okuyalım; “"1990'la 2000 yılları arasında yapılanlar bir devlet politikası olmasına rağmen bölgede ülkesine karşı kin kusan bir neslin yetişmesine sebep olmuştur. Hukuk dışı uygulamalar olmuştur. Bugün Ergenekon'da faili meçhul cinayetlerden dolayı suçlanan ve içeride olan kimseler vardır. Ama ben devamlı söylüyorum. Bu arkadaşlar o zaman (şimdi albay bunlar) üsteğmendi, yüzbaşıydı. Şimdi diyorlar ki 'Sen Cizre'deyken muhtarı öldürdün' ya da Muhtarla beraber oldun filancayı öldürdün.' Sene kaç? 1994, 1995... Şimdi ben de diyorum ki, lütfen 94'ün, 95'in, 93'ün, 96'nın, 97'nin başbakanları, cumhurbaşkanları, genelkurmay başkanları, OHAL valileri... Yatağınızda nasıl rahat uyursunuz! Lütfen çıkıp açıklayın, bu yıllarda işlenen faili meçhuller terörle mücadele için devlet politikası mıydı ve bu çocuklar devlet politikası mı uyguladılar? 'Hayır, böyle bir devlet politikası yok' diyorsanız, söyleyin. Hayır söylemiyorlar. Ben o zaman devlet politikası olduğunu düşünüyorum. O zaman maalesef ülkeyi idare edenler, faili meçhullerin de terörizme önlem olarak gördüklerini düşünüyorum. Çünkü bir üsteğmen, 'Ben Hasan'la Mehmet'i bir halledeyim de bu terörizmi bitireyim' diyemez. Birileri emir verdi."
Bu konuşmanın yayınlandığı kanaltürk’ün sansürsüz programı Türkiye demokrasisinin gelişimine ve gizli kapaklı olan olaylarının hangi mantıkla yürütüldüğünü ortaya çıkarması açılarından çok yararlı bir iş yapmış oldu.
Şimdi biz bu ülkenin vatandaşları olarak sormak istiyoruz kendisini muhatap gören kimselere;1990’dan sonra faili meçhul bir şekilde katledildiği belirtilen 17.500 insanımızın öldürülmesi bir devlet politikası mıydı, değil miydi? Sadece bölgemizde tespiti yapılan 3000 faili meçhulün ve 250 kayıbın sorumlusu koramiral Atilla Kıyat’ın belirttiği ve inandığı gibi devlet midir?
Eğer bir paşa çıkıp ben şuna inanıyorum diyorsa durup düşünmek gerekmez mi? Cumhuriyet savcılarımızın bu söylenenleri ihbar kabul edip araştırma başlamaları gerekmez mi? Bir ülkeyi idare edenler devleti illegal yöntemlerle idare etme hakkına sahip olabilirler mi? Devlet bu durumda devlet olmaktan çıkmaz mı? Devlet devlet olmaktan çıkmış, kendi koyduğu kanunları ihlal etmiş ve yasa tanımaz bir konuma getirilmiş ise bunu sağlayanların yargılanmaları ve bu hesabı vermeleri gerekmez mi?
Eğer o dönem işlenen cinayetler bir devlet politikası olarak uygulanmış ise şimdi o işi yapanlar yargılanırken onlara o emirleri verenlerin tatil yapmaları elbette kabul edilebilir bir olgu olamaz.
Şunu açıkça belirtelim ki asıl acı olan sorumluların yargılanıp yargılanmamalarından ziyade bu işin devlet politikası olarak yürütülmüş olmasıdır. Her koşulda vatandaşının can ve mal güvenliğinden sorumlu olan devleti vatandaşının canını alan bir mekanizmaya dönüştürmüş olanların yataklarında rahat uyumamaları gerektiğini vurgulayan Atilla Kıyat’ın fikri yanlış bir fikir olarak görünmüyor.
Next