Türkiye cumhuriyeti devleti anayasaya göre demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Yani belirtilen dört ilkenin birlikte yürütülmesi ile varlığını sürdüren, sürdürmesi gereken bir devlettir. Üstelik ülkeyi yönetin siyasetçilerimiz görev başına geldiklerinde yukarıda belirtilen niteliklerle birlikte diğer unsurları da sayarak ve bunları sağlayan anayasaya sadık kalacaklarını belirterek yemin etmektedirler.
Örneğin Milletvekillerimiz mecliste şu yemini yapmaktadırlar: Madde 81: “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim
Madde 103. – Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer: “Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
Dışarıdan atanan bakanlar kurulu üyelerinin de yemin ettiklerini belirtelim.
Yapılan bu yeminlerin anlamı, üzerinde mutabakat sağlanan ve milletin kabul ettiği yeni bir metin ortaya konulmadığı sürece yemin edilen konularda hassasiyetle davranılması gerektiğidir.
Her ne kadar laiklik konusunun nasıl anlaşılması gerektiği konusunda bir takım tartışmalar yaşanmış olsa da daha sonra yapılan yasal değişiklikler ve pratik uygulamalarla bu konudaki sorunların aşılması konusunda önemli mesafeler kat edildi. Meclise ve kamu kurumlarına başörtüsü ile girme meselesinden olduğu gibi.
Ancak son dönemlerdeki uygulamalara bakıldığında cumhuriyetin nitelikleri, demokratik, laik, hukuk devleti kavramları, sosyal devlet mantığı gibi hassas konularda dikkat çekecek düzeyde değişim uygulamaları görülmektedir.
Eğitim sisteminden tutun dış ilişkiler ve politikaya kadar yapılan uygulamaların sanki yukarıda belirtilen ilkelerle uyuşmadığı izlenimi beliriyor.
Geçen gün yayınlanan bir araştırmada ülkemizdeki tanınmış 16 kamu üniversitesi için bütçeden ayrılan pay ile diyanet işleri başkanlığına ayrılan pay karşılaştırılmış ve bu oranların eşitliğine vurgu yapılmıştı. Yani özetle araştırma ve geliştirme ile görevli 16 üniversitemizin kaynağı diyanet işleri başkanlığının bütçesine erişemiyorsa burada bir çelişki var. Bu çelişki de demokrasi konusundaki ilerlemenin sağlanıp sağlanamayacağı konusundadır.
Yine Türk İş’in son olarak yayınladığı verilere göre ülkemizde yoksulluk sınırı 4.500 lira düzeyinde. Bu dört kişilik bir aile için geçerli olan rakam. Asgari ücretin büyük tartışmalar sonucunda geldiği düzeyin 1.300 lira olduğunu düşündüğümüzde sosyal devlet politikası konusunda ne aşamada olduğumuzu da görüyoruz. Üstelik işsizlik hat safhada ve yaklaşık olarak 6 milyon gencimizin işsiz olduğu belirtilirken.
Laiklik ve sosyal devlet kavramları konusunda özellikle gelir dağılımı konusunda ciddi sıkıntılar içerisinde olduğumuz açık. Zengin çok zengin fakir ise karnını doyuracak imkân bulamıyor.
Geri kalan kavramları da tartışmak mümkün yani demokrasi ve hukuk kavramları da ülkemizin tartışmaya açık kapılara olarak ortada duruyor.
Demokrasi demek özgürlük demek.
Bunun en somut olarak görüldüğü alan ise elbette fikir ve düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğüdür. Eğer insanlar bir ülkede (şiddet içermemesi şartıyla) fikirlerini belirtemiyorsa, özgürce düşüncelerini kamuoyu ile paylaşamıyorsa veya bunları yaptığında yaptırımlarla karşılaşıyor veya böylesi bir risk altında kalıyorsa o zaman o ülkenin demokrasisi tartışılmaya müsaittir.
Ülkede geriye kalan hukuk müessesi oluyor. Bunun da Son olarak HSYK ve diğer alanlarda yapılan değişiklikler neticesinde eleştirilere maruz kaldığını biliyoruz.
Şimdi yapılması gereken Demokratik ve laik cumhuriyeti sahip çıkmaktır. Çünkü bunlara sahip çıkılırsa o zaman sosyal devlet kavramına da hukukun üstünlüğüne de destek çıkmak mümkün olacaktır. Demokrasi ve özgürlükler olmazsa, düşünceler ifade edilmezse ülkenin ilerlemesi mümkün olmaz.
Bu yüzden herkesin yeminine sadık kalmasında fayda var. Ya da yemin metninin değiştirilmesine.
24. Dönem’deki Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları sırasında AKP; MHP ve CHP değişiklik önerileri sunmuşlardı. AKP dışındaki partilerin önerilerinde büyük bir değişiklik görülmüyordu lakin AKP şu öneride bulunmuştu; Madde 70.(1)Milletvekilleri (AK Parti: Başkan, Başkan Yardımcısı ve Bakanlar) göreve başlarken aşağıdaki şekilde yemin ederler:
(AK Parti Önerisi) “İnsan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye bağlı kalacağıma; Devletin bağımsızlığını, ülkenin bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma mukaddesatım ve şerefim üzerine yemin ederim.”
Burada da belirtildiği gibi demokrasiye bağlı kalmak önemli bir durumdur. Bunun yanında laiklik de sağlanmazsa iç politikada muhafazakârlık, dış politikada bugün görüldüğü gibi semalarımızda Suudi Arabistan uçaklarını görmeye devam ederiz.
Next