Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın DTP’lilerin elini sıkmayı şartlara bağlaması ve randevu taleplerine cevap vermemesi siyasi çekişme ve kaygılardan kaynaklandığı için etik olarak görülmese bile anlaşılabilir bir yanının var olabileceği düşünülebilir. Ancak Sayın Cumhurbaşkanının kamuoyuna yansıyan yönü ile Bölgenin büyük bir oy çoğunluğu ile seçilmiş olan Belediye Başkanlarının randevu taleplerine cevap vermemesi gerçekten düşündürücüdür.

Birincisi Sayın Cumhurbaşkanının ayırt edeci birçok özelliği bulunmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı da hem dünyada hem de ülkede sorunlara nasıl bakıldığını en iyi bilen insanlardan biridir.

İkincisi Sayın Cumhurbaşkanı Cumhurun yani halkın başkanıdır. AKP milletvekillerinin oylarının çoğunluğu sayesinde seçilmiş olması onu iktidar politikalarına paralel bir davranış biçimine itemez, itmemelidir. Zaten seçildikten sonra aynı zamanda siyasal iktidarlara karşı kapalılık özelliğini sürdüren ordu’nun başkomutanı olması da bu farklılıklarının temel özelliklerinden biridir. Bu özellikleri de onu hepimizin cumhurbaşkanı yapar. Türkiye Cumhuriyeti devleti ile vatandaşlık bağı olan herkesin ırkı, dini, dili, rengi ne olursa olsun herkesin cumhurbaşkanı. Herkesin bizim dediği bir makam ve bir idareci.

Zaten bu neden ve konumdan dolayı bir takım olağanüstü yetkilere haiz değilmidir? Bu özellik ve etkilerden dolayı kendisinden cezaevlerinde ölümü bekleyen hastaların, kendine bakamayacak olan yaşlıların affını beklemekte değil miyiz! O suçlu da olsa, suçsuz da olsa herkesin temsilcisi değil mi?

İste bu nedenlerden dolayı Sayın Cumhurbaşkanı farklı olmak zorunda, kucaklayıcı olmak zorunda, kabul edici olmak zorunda, dinleyici olmak zorunda, çözümleyici olmak zorunda. Bunlara yapmazsa kime gider kime konuşuruz o zaman? Kendi sorunlarımızı aktarmak istediğimiz bir merkezimiz olmazsa eğer sorunların sağda solda, şu parlamento çatışı altında, bu konferans salonunu çatısında konuşulmasından o zaman rahatsızlık duymak niye?

Kürt sorunu bu ülkenin kanayan yarasıdır. Kürt sorunu çözülmeden bu ülkenin oh deme şansı zordur. Kürt sorunundan kaynaklı çatışmalar sona ermeden kimse rahat edemez. Bu nedenle bu çatışmanın sona erdirilmesi için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. Bu konuda en fazla duyarlılık göstermesi gereken insanlardan birisi de Sayın Cumhurbaşkanıdır. Bu ülkede birilerinin birileri ile konuşması lazım. Bunun en iyi seçeneklerinden biri de seçilmişlerin birbirleriyle konuşmaları ve sorunları tartışmalarıdır. Belli ki Sayın Başbakan yan çizmektedir. Kendi çözümü dışındaki çözümlere ve muhataplara katlanamamaktadır. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı böyle düşünecek bir konumda değildir. Fırat’ın kıyısında bir koyun kaybolsa rahat uyuyamayacağını belirten bir anlayışın takipçisi olanların Fırat’ın doğusunda insanların ölmesine göz yumması kabul edilebilir bir sonuç değildir. Fırat’ın doğusunda her kazılan toprakta insan kemiklerine rastlanırken Sayın Cumuhrubaşkanının sesiz kalması kabul edilebilir mi, kendisinden bu beklenebilir mi? “Fırat suyu kan akıyor baksana” kampanyalarından biraz etkilenmek gerekmiyor mu?

Bu ülkede Cumhurbaşkanı makamı köşkü, Tahir Adıyamanları da kabul etmiştir. Mayınların yerine tespit ediyor diye ünlü katır Reşo bile Ankaralara kadar götürülmüştür. Bugün bölgede büyük bir oy çoğunluğu ile seçilmiş olan ve amaçları ülkenin kanayan yarası olan çatışmaların durdurulması konusundaki fikirlerini Sayın Cumhurbaşkanı ile paylaşmak olan Belediye Başkanlarını kabul etmemek hangi gerekçelerle kabul edilebilir?

Sonuç olarak Sayın Cumhurbaşkanından beklentimiz Belediye Başkanlarının randevu taleplerine olumlu yanıt vermesidir. Çünkü Sayın devlet yetkililerinin çok iyi anlamaları lazımdır ki eğer seçilmişlerle diyalog yolu kapalı tutulursa insanların fikirlerini açıklamalarının da barış için çaba içerisine girmelerinin de siyasal mekanizmaya olan inancın da önü kapatılmış olacaktır. Güçlü olan güçsüzü susturacaktır. Fırat’ın doğusunda insanlar mağdur olacaktır ve bunun vebali de bu duyarlılığı göstermeyenlerin olacaktır.