Bu ülkede çözümsüzlükte ısrar edenlerden çok çözümde ısrar edenlerin ne zaman söz sahibi olabilecekleri konusunda ciddi bir beklentim var. Ne hikmetse ülkenin rahat nefes alabilecek bir ortamı yakalaması ihtimali ortaya çıktığında birileri “arı kovanına çomak sokmayı” bir meziyet olarak görüyor.
Öyle anlaşılıyor ki ülkeni gerçeklerinden ziyade kitapların içinde gömülü madde detaylarına takılmaktan kurtulamıyorlar. Oysa yazılan maddelerin amacı, yazılan kitapların amacı, çıkarılan kanunların amacı ülkeyi rahatlatmak, refah ve huzuru artırmaktır. Yorumlanması gereken konularda yazılanlarda belirtilmemişse bile yorumcuların ülkenin huzuru ve sükûnu konusunda yorumlamalar, içtihatlar çıkarmalarıdır.
12 Haziran seçimlerinden önce bağımsız olarak seçime giren BDP adaylarının veto edilmesi meselesinde yanlıştan dönülene kadar ortaya çıkan süreci herkes biliyor. Bunu tekrar etmenin bir anlamı da yok ancak ne yazık ki o süreci başarısızlıkla kapatan çevreler aynı senaryoyu başka alanlara kaydırma gibi bir görüntü sergiliyorlar.
Konu Hatip Dicle ve milletvekilliğinin düşürülmeye çalışılması meselesidir.
Birincisi YSK ne karar verirse versin Hatip Dicle seçmenlerin büyük desteği ile vekillik ünvanını halktan almıştır. YSK’nın bunu onaylayıp onaylamaması sonucu değiştirmez. Sadece maaş verilip verilmemesini etkileyebilir ki o da sanırım çok büyük bir mesele değil. Ancak sorun maaş meselesi değil bakış açısı ve halk iradesini tanımama meselesi olarak algılanıyor.
YSK’nın gerekçesi kamuoyuna şu şekilde yansıdı;
” YSK Başkanvekili Turan Karakaya, saat 16.00’da başlayan ve yaklaşık 7 saat süren toplantının ardından kararı açıkladı. Anayasanın 76. maddesinde bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymiş olanların milletvekili seçilemeyeceği düzenlemesine yer verildiğini anımsatan Karakaya, şunları kaydetti:
Tam kanunsuzluk hali
“Adı geçen, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesine göre, almış olduğu 1 yıl 8 aylık hapis cezası nedeniyle milletvekili seçilme olanağını kaybetmiştir. Dicle’ye verilen milletvekili tutanağının, seçilme yeterliliğine ilişkin tam kanunsuzluk hali nedeniyle iptaline, Diyarbakır İl Seçim Kurulu’nca sıradaki adayın tespit edilerek milletvekili tutanağı düzenlenmesine oy birliğiyle karar verilmiştir. Bu karar, Dicle’nin milletvekilliğinin oy birliğiyle düşürüldüğü anlamına geliyor.”
Bir de sürecin gelişimi hikâyesi var. Yani cezanın onanmasının izlediği süreç. Bu süreci de bir hatırlamaya çalışalım.
Yargıtay, “örgüt propagandası yapmak” suçundan mahkemenin Dicle’ye verdiği 1 yıl 8 aylık mahkûmiyet kararını 22 Mart’ta onadı. İnfaz dosyası, 2 Haziran’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geldi. Mahkeme, 3 Haziran’da Dicle hakkındaki kararın infazı için dosyayı İnfaz Bürosu’na gönderdi. İnfaz bürosu, dosya 3 Haziran’da gelmesine rağmen 9 Haziran’a kadar Dicle hakkında YSK’ya herhangi bir bildirimde bulunmadı. Kararı 9 Haziran’da öğrenen YSK ise karar vermeyerek, Dicle’nin savunmasının alınmasına karar verdi. Yapılan seçimde, Dicle, 77 bin 709 oyla TBMM’ye seçilme hakkı kazandı.
KCK davasından tutuklu bulunan Dicle, YSK’nın kararı gereği önceki Diyarbakır Adliyesi’ne getirilerek ifade verdi. Dicle, Diyarbakır İl Seçim Kurulu’ndan ek savunma süresi istedi ve savunma yapmadı.”
YSK bu durumdan vazife çıkararak savunmanın sonucu değiştirmeyeceğini kabulle karar vermeye yönelmiştir. Üstelik konunun seçim öncesi bir işlem olduğu için yetkinin de kendisinde olduğunu belirtmiştir.
1.Karar seçim öncesi bir mesele olarak algılanacaksa seçim öncesinde bu kararın verilmesi gerekirdi ki Dicle’nin yerine aday belirlenebilme olasılığı olsun ya da öyle bir hak tanınsın.
2. Savunmanın alınması sonuca etki etmeyecekse neden savunma için girişim başlatıldı ve Dicle çağrıldı?
3. Alınan bu kararın ülkeye getireceği fayda ne olacaktır?
4. Karar yasal olarak doğru bir karar olsa bile uygulanış biçimi olarak kamuoyunun vicdanında nasıl algılanacaktır?
5. YSK millet iradesinin yok sayılmasını en azından Dicle’ye verilen oylar açısından nasıl bir hakkaniyet kuralına uyduracaktır?
6. Kendi uygulama hatasını milletin tercihini yok sayarak yerine getirmek uygulayıcılara bir sorumluluk getirmez mi?
Next