Olay ;“Ne Dolmabahçe mutabakatı?”
Ne muhatabı?
“ Kürt sorunu yoktur!” laflarının Tv ekranlarından halka duyurulması ile yeniden başlama evresine girmişti. Ancak bizler olayın bugünkü vahameti doğuracak sonuçlara gelmeden bir akıl yolunun bulacağını tahmin etmiştik ki yanılmışız.
İktidar çıraklı ve kalfalık dönemlerinde ortaya koyduğu direniş ve özgürleşme çabalarını AB standartlarına bağlı kalarak yürütmekte ısrar etseydi bugünkü durumlara gelme olasılığımız çok düşük kalacaktı. Uluslararası alanda komşularla sıfır sorun politikası ülke içinde işkenceye sıfır tolerans mantığı ile yola çıkan AKP’nin olumlu anlamda iyi adımlar attığını kabul etmek gerekiyor. Bu olumlu adımlar atılırken aradaki olumsuzlukları da millet görmezlikten gelmeyi tercih etti.
Önce askeri vesayetin kaldırılması konusunda direnişler geliştirildi. Daha sonra demokratikleşme konusunda normal bir sisteme geçilmeye çalışıldı. Ekonomik alanda da işlerin rayına sokulması özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları ile her ne kadar devlet mallarının çoğu satılmış ve emekçiler zor durumda bırakılmış olsa da iyileşmeler oldu. Bu olumsuzluklar bile görmezlikten gelinde.
Ülkenin temel sorunu olan Kürt sorununun çözümü noktasında da doğru muhataplarla yola devam edilmesi durumunda sorunun çözümsüz olmadığı iddiaları vardı. Bu iddiaların ve taleplerin doğruluğu doğru muhatap bulunduğunda silahların susmuş olmasından da anlaşıldı zaten. Ardından çözüm sürecine gelindi. Bu süreçte her ne kadar eleştirilere maruz kalsa da akil adamlar aracılığı ile Türkiye’nin artık sorunlarını bitirmesi için bir doğru yola girmesi gerektiği ve karşılıklı kabullenmelerin ülkenin faydasına olduğu anlatıldı. Vatandaş da bu konuda desteğini esirgemedi ve çözüm süreci yolunda önemli aşamalar kaydedildi. Yasal bazı düzenlemeler yapıldı ve çalışmalara devam edildi. Heyetlerin İmralı ziyaretleri ile de bu durum pekiştirildi. En son hükümet ve Halkların Demokrasi partisi yetkililerinin Dolmabahçe sarayında üzerinde uzlaşarak kamuoyuna deklere ettikleri açıklama ile de önemli bir eşik kaydedilmiş oldu. 28 Şubat 2015 tarihinde Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın da katılımı ile HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in açıkladığı mutabakat metninde şu maddeler yer alıyordu:
1. Demokratik siyaset tanımı ve içeriği
2. Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması
3. Özgür vatandaşlığın, yasal ve demokratik güvenceleri
4. Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına yönelik başlıklar
5. Çözüm sürecinin sosyoekonomik boyutları
6. Çözüm sürecinde demokrasi güvenlik ilişkisinin, kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması
7. Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri
8. Kimlik kavramı, tanımı ve tanımlanmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi
9. Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması
10. Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa
Bu açıklamalardan sonra herkesin derin bir oh çektiğini tahmin etmek zor değil. Ancak bu oh’un arkasından şimdiki ah’lar meselesine gelindi.
Nasıl mı?
7 Haziran seçimlerinin ortaya çıkardığı siyasi tablo ve Sayın cumhurbaşkanının yaptığı açıklamalar sayesinde. Seçim hazırlıkları ve döneminde iktidarın oy kaybını gören sayın cumhurbaşkanı seçim meydanlarına indiği halde sandıktan çıkan sonuç ne 400 milletvekilini ortaya çıkardı ne de sürdürülmekte olan tek başına iktidar partisi algısını. Bu durumda hesapları yapılmakta olan sistem değişikliği ve başkanlık olayı da gerçekleşmemiş oluyordu.
Bu sonuçlara karşı bir tepki verileceği beliydi ancak türü ve oranı konusunda bilgi yoktu. Hükümet kurma çalışmalar adı altında sürdürülen çalışmalarda HDP dışlandığı halde bir sonuca varılamadı. Sonuçta cumhurbaşkanının kararı ile 1 Kasım 2015 tarihinde seçimlere gitme kararı alında.
Bu arada sayın cumhurbaşkanı yapmış olduğu açıklamada çözüm sürecinin buzdolabına kaldırıldığını halka duyurdu. Çözüm sürece artık derin dondurucuda bekletiliyor.
Bu tartışmalar olurken bir yandan Rojava’da da çatışmalar devam ediyordu. Kobanê meselesini hatırlamayan yoktu. Bu kapsamda Suruç katliamı gerçekleştirildi ardından Ceylanpınar’da polis öldürmeleri…
Bütün bunları üst üste koyan iktidar 24 Temmuzda Kandil’e 24 uçakla hava saldırısı gerçekleştirdi. Ardından da saldırılar devam etti. Topyekûn saldırıların karşı taraftaki adı özyönetim ilanları oldu. Bir çok ilçede özyönetim ilan edildi. Belediye başkanları tutuklandı ve sokağa çıkma yasakları ilan edildi çatışmalar oldu. En son örneği Cizre’de gerçekleşen olaylarda günlerce sokağa çıkma yasağı sürdürüldü bu sırada dışarı çıkanlar vuruldu. Ölenlerin ve öldürülenlerin gömülmelerine bile izin çıkmadı ve insanlar çocuklarının cesetlerini buzdolabında kokmasın diye saklamaya başladı. Derin dondurucunun üzeri seccadeyle örtülerek cenaze bekletildi. Kadın cesetleri kokmasın diye buz şişeleri ile korunmaya çalışıldı.
Ve insanlık, vicdan, adalet, saygı buzdolabına kaldırıldı. Bu dönemin adı artık buzdolabı dönemi olarak tarihe geçecektir. Çözümün buzdolabına konulması ile insanlık değerleri de buzdolabında tıpkı dolapta saklanan cesetler gibi.
Next