Geçen akşam görüşlerine değer verdiğim bir dostum aradı. Hal ve hatır sormalardan sonra yazılarıma dikkatle takip ettiğini, görüşlerime değer verdiğini belirttikten sonra nükteli bir de öneri sundu. “Yazılarını okurken kendimi toparlayıp düğmelerimi iliklemeyi ihmal etmemeye özen gösteriyorum” dedi. Nedenini sordum. Görüşleri ve yaklaşımı oldukça ilginç geldi. Sevgili dostum içinden geldiği için mi yoksa etraftan duyduklarını bana dolaylı bir şekilde aktarma gereksiniminden miydi bilemiyorum ama seçtiğim konuların biraz daha esnek olmasının, toplumun değişik sorunlarına yönelmenin yararlı olabileceğini hatırlattı. Temel eleştirisi aynı çerçevede konuları belirleyip çok ciddi bir yaklaşımla kaleme almam konusunda yoğunlaşmaktaydı.
Bu sohbetten sonra oturup biraz düşündükten sonra yazdıklarımı gözden geçirmeyi ve gelen hatırlatmanın yerinde olup olmadığını değerlendirmem gerekti. Bu değerlendirme sonucunda da bu satırları sizlerle paylaşma gereksinimi duyduk.
Sevgili dostum tanıdığımız ortak bir arkadaşın kendisine yaptığı ziyaretten esinlenerek ve arkadaşın engellilik durumunu örnek göstererek mesela engellilerin sorunları konusunda da yazılar yazmamın yararlı olabileceğini hatırlattı. Doğru bir yaklaşımdı ve toplumun neredeyse %20’lik bir kesimini oluşturan engelli yurttaşlarımızın sorunlarına ağırlık vermemiz gerekiyordu. Gerçi bu konuda yazdığımız birçok yazı vardı ama yine de duyarlılığın sıkıntılar en aza indirgeninceye kadar sürdürülmesi gerekmekte. Ancak sorunları irdelerken sistemsel sıkıntıları atlayarak detayları inmemiz durumunda sorunları bitirmenin imkânı da yoktu.
Biz ülke ve bölge olarak konulara yaklaşım tarzı konusunda sistemsel düşünme konusunda farklılıklar taşımaktayız. Her gün ölüm haberlerinin geldiği bir coğrafyada bu ölümleri görmezlikten gelmenin vicdanla, insafla, aydın olmakla, Müslüman olmakla, hakla, adaletle ilgisi olabilir mi? Her gün gelen ölüm haberleri ile ocaklarına ateş düşen yurttaşlar varken bizim bu sorunlara karşı duyarsız davranmamız ne kadar vicdanidir. Böylesi konuları irdelemenin ateşle oynamak olduğunun elbette farkındayız. Ancak insanların ölümleri; ırkları, dinleri, düşünceleri, meslekleri, tarafları ne olursa olsun eğer vicdanımızı sızlatmıyor ise hangi vatanseverlik ve insanlıktan bahsedeceğiz.
Bu ülkede ya bütün yurttaşların huzurlu ve adil yaşamı için uğraşacağız ya da kendi ailemizin ve şahsımızın küçük çıkarları için uğraşacağız. Toplumun huzursuzluğu içerisinde huzurlu olmanın mümkün olup olmadığını da irdelememiz gerekmiyor mu? Biz savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu çok iyi biliyoruz. Bakın yanı başımızdaki Irak ve Suriye’ye yaşadıkları iç çatışmalar sonucunda uğradıkları dış müdahaleler sonucunda ne hale geldiler. Suriye’den kaçan Suriyeliler Batmanın inşaatlarında bile barınamıyorlar. Allahın kışında üzerlerin örtecekleri bir battaniyeleri bile yok. Tenekelerde yaktıkları ateşle kendilerini ve çocuklarını ısıtmaya çalıyorlar. Biz bizim ülkemiz de bu duruma düşmesin diye belki de kendimizi riske ederek yöneticilerimiz ve tarafları uyarmaya çabaladığımız için bu şekilde duyarlılık göstermek durumunda kalıyoruz. Yoksa yazının farklısını yazmanın zor olmadığını bizi tanıyan herkes çok iyi bilmekte.
Biz ülkemize, bölgemize, ilimize yapılan yada yapılmayan yatırımları takip etmek istemez miyiz.
Biz işsiz kaldığı için kahvehanelerin köşelerinde okey taşlarına mahkum olan üniversite mezunu kardeşlerimizin sorunlarını bilmez miyiz.
Biz sokağa çıkamayan bacılarımızın durumunu bilmiyor muyuz.
Biz geçinemedikleri için iş bulamadıkları için vücutlarını satmak zorunda kalan insanlarımızın, uyuşturucuya bulaşan gençlerimizin durumunu yazmak istemiyor muyuz.
 Zaten yazdıklarımız bu konularla ilgili. Ancak farklı bir şekilde konuya bakıyoruz. Eğer sistemi düzeltemezsek detayları istediğimiz kader düzeltelim sorun aynısını yaratmaya devam edecek.
Beni arayan sevgili dostuma bana önerdiği örnekle bir cevap vermiştim. O kendisine giden engelli vatandaşa gösterdiği candan ilgiyi aktarıp benim de sorunlarını aktarmamı istemişti. Bende ona o arkadaşın neden engelli olduğunu bilip bilmediğini sordum. Bilmiyordu. Engeliydi doğru dürüst konuşamıyor bir eli sakat ayaklarını da sürterek kullanabiliyordu. Ben o arkadaşın sorunlarını yazdığımı söyledim. Nasıl diye sormuştu sevgili dostum. Örnek gösterdiği arkadaşın işkencede o hale geldiğini bilmeden!