Cezaevlerinin sorunlarını defalarca dile getirdik ve getirmeye de devam edeceğiz gibi görünüyor. Bir yerde sorunlar devam ettiği sürece bu sorunların dillendirilmesi de devam eder. Son olara İlimiz cezaevinde yatmakta olan tutukluların ailelerinin ulaşmakta zorluk çekecekleri yerlere gönderildiklerine tanık olduk. İHD´ye başvuran aileler yakınlarının Erzurum, Oltu, Gümüşhane, Bayburt gibi illere sürüldüklerini ifade ettiler. Dernek temsilcileri bu değişikliklerini durdurulması için Basın açıklaması ile çağrıda bulundu. Nakli gerçekleştirilen ve gerçekleştirilecek tutuklu sayısı tam olarak bilinmiyor ama 80 kişilik bir gruptan söz ediliyor. Doğru açıklamayı Başsavcımızdan alacağımızı umuyoruz.

İsimlerini öğrendiğimiz tutuklular ile gönderildikleri illere bakıldığında planlamanın değişik bir mantıkla yapıldığı hissediliyor gibi. Dileriz bu işe dur diyen bir yetkili çıkar. Uygulama mağduru tutukluların isimleri ve sürgün edildikleri yerler;

1-     Emin ERGİN                           Erzurum

2-     Latif BÜLBÜL                        Erzurum

3-     M. Mustafa SİNCAR              Erzurum

4-     Hâkim SİNCAR                      Erzurum

5-     Rıdvan SİNCAR                     Erzurum

6-     Tahir SİNCAR                        Erzurum

 7-     Abdurrahim SİNCAR            Oltu

8-     Halil ARVUZ                         Oltu

9-     Abdullah YILMAZ                 Oltu

10-  Cihan YILDIZ                         Oltu

 11- Fereç SALMAN                      Gümüşhane

12- Cemal AKYILDIZ                   Gümüşhane

13- Bayram ÖZELCİ                      Gümüşhane

 14- Fikret ÇELİK                           Bayburt

15- Rezan BALTA                          Bayburt

16- Remzi ODUNCU                     Bayburt

 

Hasta bir tutsaktan mektup var

Öldüren ve çürüten sessizliğe

 Aldığım siyasi ahlak gereği sağlığım hakkında kimselere minnet etmem. Çocuk yaşta insanların bile ölümü ağır başlılıkla karşıladığı bir siyasi geleneğin mirasçıları olmaya çalışıyorsak onurumuzu korumalıyız. Ancak bu konu hakkında duygu ve düşüncelerim merak edildiği için bu kısa mektubu yazıyorum. Malum cezaevlerinde ölümü bekleyen insanların haberini okuyoruz. Bedenleri hastalıklardan dolayı eriyen, ömürleri aylarla ölçülen insanlar bunlar. Kalabalık bir seyirci topluluğu önünde “sistem” dediğimiz katil, onları karanlık kuyulara itiyor. Kimileri son nefeslerini tutsak haldeyken verdi. Kimleri son nefeslerine yaklaşıyor…

Ama nasıl oluyorsa, kanı eti kemiği tükenen bu insanlar kimselerin uykusunu kaçırtmıyor. Kimseler neredeyse naklen seyrettiği ölümlerin sorumluluğunu üstlenmiyor. Belki de bu ölümler artık katili kadar seyircisine de haz verir hale geldi. O seyirciler ki; ölümün soğuk nefesinin uzağında “sağlıklı” ve “dışarıda” lar. İçeridekiler kadar şanssız, içerdekiler kadar yalnız değiller.

Öyle mi gerçekten?

Aslında yanılıyorlar. Bu tutsak-hasta insanların kimselerin acımasına ve merhametine ihtiyacı yok. Onlar şerefleriyle yaşamayı bildikleri gibi şerefleriyle ölmeyi de bilirler. Sorun arkada kalanların ne olduğu ya da olacağıdır. Sözde çok değer verdikleri insanlar ölümün eşiğinden tek tek geçerken bu suskun seyirciler çürüyerek yaşayacak, yaşarken çürüyeceklerdir. Ağızlarına aldıkları her kıymetli söz, dokundukları her sevgi nesnesi, karanlık vicdanlarına çarpıp çürümüş bir geleceğe dönüşecektir. Çünkü bu ölümlerin seyircileri katillerin ortaklarıdırlar, en az katiller kadar suçludurlar.

Sen; kalabalıklaşan sessizlik: bırak içerdeki insan ölsün. Emin ol, o ışıltılı an geldiğinde son nefeslerini anılarıyla birlikte sevdiklerine emanet edip çekip gideceklerdir.

Ya sen!

Ayakta, dışarıda ve yaşıyorken; birileriyle konuşuyor ya da önündeki yemeği kaşıklıyorken, hiç mi ağzında “ölü eti” hissetmeyeceksin?

                                                                                                                     Taylan Cintay