Hiçbir şeyden çekmedik çamurdan ve çukurdan çektiğimiz kadar bu kentte. Bu olumsuzluklardan kurtulmak için de az çaba sarf edilmedi doğrusu. Bu kentin Belediye yönetimlerini eleştirmek isteyenlerin kullandıkları argümanlardan ikisidir bu kentin çamur ve çukuru.

Çocukluğumuzdan hatırlıyoruz bu kentin çamurunu. Sonbahar, kış ve ilkbaharın ilk aylarında Batman şehir merkezine gelişlerimizde bu kentin çamuru ile yüzleşirdik. Çünkü o zamanlar çoğunlukla şehre traktörle gelirdik. Şoförün ehliyet veya traktörün ruhsat ve yük sorunları nedeniyle de Esentepe yolu yerine Tilmerç tarafına geçer oradan şimdiki Çamlıtepe, Belde ve Gap Mahallelerinin bulunduğu alandaki çamurlu toprak yol izlenerek şehir merkezine gelinirdi çünkü Trafik ekiplerinin araçları ile bu yollu kontrol etme imkânı sıfırdı.

Elbette o dönemde bir gün gelecek bu kentin gelişim sürecinde rol üstleneceğiz gibi tahminimiz yoktu. Çamura çözüm metodumuz da doğaldı eğer lastikten bir çizme sahibi olursak çamur sorununu da aşmış olurduk!

Gel zaman git zaman bu kent büyüdü bizler de büyüdük ve nasip kısmet derken bu kentin sorunlarını ve gelişimini izleyen insanlar arasına dahil olduk.

Özellikle 1990 tarihinden sonra bu kentle birlikte büyüdük geliştik, ağladık, güldük, üzüldük, sevindik.

Atılan her adımı gücümüz yettiğince takip ettik ve tarihin sayfalarına aktarmayı görev bildik. Bu nedenle bu kente kimin nasıl katkıda bulunduğunu da takip etme fırsatı yakalayabilenlerden olduk.

1990’ların başında bu kentin temel sorunlarından biri şüphesiz çamur deryası içinde yüzmesiydi. Bir yandan altyapı sorunları diğer yandan üst yapı sorunları. Buna Belediyenin maddi imkânsızlıklarını da eklemek gerekiyor. İlk ciddi hamle bu anlamda Anavatan Partisi döneminde gerçekleştirildi. Dönemin Belediye Başkanı Ataullah Hamidi kentin gelişim sürecini hızlandırdı. Artan olaylara, siyasal çalkantılara, göç dalgasına karşın Batmanı şehir yapmak için epey uğraştı. Şu andaki Belediye Binası dahil bir çok kamu binası o dönemin eseridir. Yine kentin toplardamarı gibi görev yapan yağmursuyu şebekesinin ilk bölümleri de bu dönemde gerçekleştirildi. Sokakların betonlanması, Belediyeye ilk üniversite mezunlarının alınması da o dönemin çalışmalarındandı. Bu sayede de bu kentin çamur kenti havası değiştirilmeye çalışıldı.

Sonra Belediye yönetimi malum şekilde el değiştirdi. Elde avuçta ne varsa Balıksırtı asfalta yatırıldı. Neden?

Çünkü kentin çamur deryasından kurtulması için çabalandı ama önemli bir husus vardı ki o da altyapının yetersizliğiydi. Ekilen çimenlerin inekler tarafından telef edildiği günleri o dönemdeki vatandaşlar hatırlarlar. Hatta Merhum Belediye Başkanımız Salih Gök’ün ineklerle ilgili eşi ile yaptığı diyalog hala dillerdedir. Bütün bunlar da kentin kent olmasına katkı sunmak amaçlıydı.

Bu dönemlerdeki Batmanın nüfusu da malum Belediyenin sahip olduğu imkânlar da. Şimdi ise Güneydoğunun modern kentlerinden birisiyiz. Hem sosyal yaşamı ile hem siyasal yaşamı ile hem de gelişim evresi ile kendini idare etmeye çalışan bir kenttir Batmanımız.

Belediye yönetimi son üç dönemde halkın büyük desteğini alan HDP ve onun öncü partilerinin yönetiminde. Bir halk Belediyeciliği yürütmek için çaba sarf ediliyor. Gelen maddi imkânlar yetersiz. Büyük projelerin gerçekleşmesi ise merkezi hükümet ile yerel yönetimin fikir ayrılıkları ve diyalog eksiklikleri nedeniyle gerçekleşmiyor, gerçekleştirilemiyor. Beş yüz bin insana hizmet etmeye çalışan ve elleri ayakları bağlı bir yerel yönetimin çabalarından bahsediyoruz. Belediye Eşbaşkanlarının bile görevden uzaklaştırıldığı, Meclis üyelerinin neredeyse üçte birinden fazlasının görevden uzaklaştırıldığı ek ödenek alamayan bir Belediyenin çabasından…

Lakin buna rağmen artık Batmanlıların birinci sorunu çamurlu yollar ve sokaklar değil değil mi?

Çünkü Belediye İmar sınırları içerisinde kalan en ücra sokağa kadar kilit taşı döşemiş durumda. Batmanda su şebekesi çekilmeyen sokak yok. Üstelik bu aralar yıllarca önce döşenmiş ama günümüzde ihtiyacı karşılayamayan veya eskimiş olan su şebekesi değiştiriliyor. Bu kadar değil kışın kömür ve kalorifer yakıtlarının dumanından nefes alamayan bu kent artık doğal gaz sayesinde ve yapılan denetimler sayesinde nefes alan bir kent haline geldi, geliyor. Yeşil alan miktarında ciddi ilerlemeler var. Kişi başına düşen yeşil alan miktarı 6 metrekarenin üzerinde bulunuyor.

Doğal olarak bu kadar çalışma gerçekleştirilirken kentin delik deşik olması da söz konusu oluyor. Kasım ayını geride bırakıp Aralık ayına girdiğimiz bu günlerde bile birçok cadde ve sokakta çalışmalar devam ediyor. Elektrik şebekesinden tutun, doğal gaz ve su şebekesine kadar, kaldırımdan yol yapımına kadar birçok alanda çalışmalar aralıksız sürdürülüyor. Bu aslında iyi bir gelişme olarak görülmelidir.

Bu kent inanılmaz hızlı büyümeye rağmen çamurdan yürünemeyen kent konumundan çıkmış bulunmaktadır. İnanıyoruz ki altyapı çalışmaları tamamlandığında yanı su ve doğalgaz şebekesi bittiğinde vatandaşın eleştiri konusu olan çukurlardan da eser kalmayacaktır. Böylece Batman çamur ve çukur kenti olmaktan çıkacak modern bir altyapıya sahip olan bir kent olacaktır. Önümüzdeki sene vizyon projenin üçüncü etabı tamamlandığında da bu kent artık farklılığını ortaya koyan bir kent olacaktır.

Bu arada kentteki eksiklik ve aksaklıkların dile getirilmesi elbette normal karşılanmalı ve bu uyarı olarak kabul görmelidir. Belediye yönetiminin gelen uyarılara duyarlı olması gerekiyor.

Diğer siyasi yöneticilerimizin de artık eleştiri yerine olumlu ve çözümleyici adımlar atmasında fayda var. Mesela İluh deresinin ıslahı, DDY raylarının şehir dışına çıkarılması, Çevre yolunun iki yıldır bekleyen 600 metrelik bölümünün tamamlanması, yeni çevre yolunun başlatılması, Batman Kozluk yolunun tamamlanması, Batman Çayı ıslah projesinin hareketlendirilmesi gibi konulara biraz duyarlılık gösterilmesi kentimize yararlı olacaktır.

Öyle ya çukurlar tökezletir ancak dereler ve çaylar boğar, trenler yaşamdan eder değil mi?