Televizyon ekranlarından veya gazete haberlerinden bir aydının öldürüldüğünü, eziyete tabi tutulduğunu gördüğünüzde veya okuduğunuzda içiniz hiç sızladı mı?

Hiç tanışmadığınız bir insan yaşamını yitirdiğinde veya hiç tanımadığınız bir insanın canı alındığında boğazınız düğümlenip, lokmalar yutulamaz oldu mu?

Bu sorulara “evet” diyebilirseniz demek ki dünyada yaşayan diğer insanlardan da kendinizi sorumlu tutan bir insansınız. Demek ki vicdanınız ve düşünceniz sadece size değil etrafınızdaki her şeye hizmet sunmakla meşgul olmuştur.

Demek ki helal lokma yutanlardansınız!

Bu ülke dünyanın en güzel değerlerine sahip ülkelerden biri. Zaten öyle olmasa bile insanın doğup büyüdüğü kendini ait hissettiği topraklar kendisi için en değerli toprak ve yaşam alanıdır. Bu topraklar üzerinde çok can yaşadı, çok can alındı taki bize miras bırakılana kadar. Bu nedenle bu topraklar üzerindeki her mirasa, geçmişten bize kalan her değere sahip çıkmak bir zorunluluktur. Bu vicdani ve zihni bir zorunluluk ve sorumluluktur. Bu sorumluluktur bizi birbirimize ve bu topraklara bağlayan bağ.

Bu aynı zamanda bir aydın sorumluluğudur!

Bu sorumluluk öylesine kutsaldır ki canınızın her an bir merminin ucunda olduğunu bildiğiniz halde gider tarihten kalan bir tarihi eseri “Dört Ayaklı Minareyi” kurşunların hedefi olmaktan kurtarmak için kendinizi hedef haline getirirsiniz.

Çünkü eğer bu sahiplenmeyi yapmazsanız, sahip olunan değerlerin korunamayacağını bilirsiniz. Çünkü bilirsiniz ki siz sahiplenirseniz birileri sizi öldürse bile binlerce, onbinlerce, hatta yüz binlercesi gelip sizin öldürülen bedeninizi sahiplenir. Tabutunuzun arkasından milyonlar yürür.

Kafası çalışmayanlar, vicdanı sızlamayanlar oturdukları yerden “bir taş için değer miydi” deyip geçebilirler. Ancak gerçek hiç de onların bildikleri, anladıkları gibi değil. Asıl sahipsizlerin bu miraslara sahip çıkmayanlar olduklarını bilmezler. Devekuşu politikaları ile ortada kalan gövdelerini sakladıklarını sanırlar. Geride bıraktıkları bir mirasları bile olmayanlardandırlar çünkü.

Eğer kendi toplumunuzun aydınları iseniz, öncüleri iseniz, doğruyu sakınmadan söyleyenleri iseniz birileri mutlaka sizden rahatsız olacaktır.

Dün kendilerini ifade edemediklerini söyleyenler bugün iktidarı ele geçirdiklerinde statükoculardan daha statükocu olmayı tercih edeceklerdir. O zaman da dün “niye kimse konuşmuyor” dediklerini unutup bugün konuşanları susturmak için her türlü oyunu denerler.

Mahkemelerde yani adaletin tecelli ettiği yerde insanlara sorarlar;”doğruyu sadece doğruyu söyleyeceğine yemin eder misiniz” diye.

Adaletin olmadığı toplumlarda ve düzenlerde de aynı soruyu soruyorlar ama siz “evet” dediğinizde de yaptıkları belli: Baskı altına almak, teşhir etmek, hedef haline getirmek, tutuklamak ve öldürmek veya öldürülmenize zemin hazırlamak... 

Oysa siz bu yemini ederken insan olmaktan kaynaklı onurunuz nedeniyle tek ayak üzerinde kalmak zorunda değilsiniz!

Bir toplumun cesur insanları, doğru söyleyen insanları, korkmayan insanları, bilgili insanları, adalet arayan insanları kolay yetişmiyor.

Bu nedenle medeni toplumlarda, bilgiye önem veren toplumlarda, sosyal yaşamı önemseyen, hak ve hukuku önplanda tutan toplumlarda bu insanlara değer verilir.

Eğer bir toplum binbir emekle yetiştirmiş olduğu aydın evlatlarının canına kıymayı meziyet sayar hale gelmiş ise

Eğer devlette insanların can ve mal güvenliklerini sağlamakla görevli olanlar vatandaşlara “sıra sende canıkom” mesajları yayanlar hale gelmişse

Eğer aydınların sözleri hoşlarına gitmiyor diye küfürler savuran cahil cühelanın sözleri en tepeden değer görürse o zaman o toplum nasıl iflah olacak?

Gerçekten sormak gerekiyor; bir toplumda aydınlar neden öldürülür?

Bir toplum aydınlarını neden korumaz?

Bir devlet neden hep iktidarda olanların malı olarak görülür?

Güçlü olan veya gücü eline geçiren neden diğer vatandaşın hakkını, hukukunu görmezden gelir?

Mazlumken adalet arayanlar iktidara gelince veya güçlenince neden şikâyet ettiği zümrenin kılıfına bürünür?

Neden hep azınlıklar çoğunluğa hükmeder?

Neden “Kral çıplak” demek hep çocuklardan beklenir?

Yaklaşık otuz yıldır Türkiye politikasını ve uygulamalarını takip ediyoruz. Bu ülkenin modern ve gelişmiş bir ülke olması için, birlik ve beraberliği için, kardeşliği ve adaletinin sağlanması için üstümüze düşeni yapmaya gayret ettik. Kimseyi düşman görmedik, görmek istemedik. İnsanlığa düşmanlık edenleri, tarihe ihanet edenleri sevmedik ancak yine de düşmanlık etmedik etmek istemedik. Hele hele kimsenin düşüncelerinden dolayı ölümünü kabullenmedik. Buna rağmen gördüklerimiz hep en yakınımızdaki insanların yok edilmesi oldu. Çember gittikçe daraldı ucu ucuna bir yaşamın kıyısındayız artık. Bu kadar dost, bu kadar arkadaş, bu kadar gönüldaş, bu kadar yoldaş kaybedince insana ölüm artık tanıdık geliyor.

Lakin yine de soruyoruz; sahi bu ülkede aydınlar neden öldürülüyor?