Ustalık dönemi AKP hükümetinin Kürt sorununun çözümü konusundaki yeni (!) stratejisi; “Terörle mücadele siyasilerle müzakere” şeklinde formüle edilmiş olarak bizzat Sayın Başbakan tarafından kamuoyuna açıklandı.
Bu formülün açılımı bundan sonraki süreçte hükümet ve devlet PKK ile silahlı mücadele yapacak. Buna mukabil Kürt meselesinde siyaset yolu ile çözüme gidenlerle de görüşmeler yapılacak.
Türkiye’de 1990 yılına gelininceye dek. Kürt meselesi konusunda hassasiyetleri olan insanların ve politikacıların siyaset sahnesindeki adresleri Türkiye solu olmuştur. 1989 da Fransa’da yapılan Kürt konferansına katılan Kürt milletvekilleri partilerinden ihraç edilince HEP’i kurdular. 1991 yılında Erdal İnönü Başkanlığındaki SHP ile ittifak kuran HEP’lilerin yemin töreninde Kürtçe konuşmaları ardından SHP’den ihraç edilmeleri sonucunda DEP kuruldu. HEP ve DEP’in kapatılmalarından sonra ise HADEP siyaset sahnesindeki yerini aldı. Bundan sonra da Kürtler siyasal parti olarak bu geleneği sürdürdüler. Bu geleneğin son partisi ise BDP’dir. BDP yani Barış ve Demokrasi Partisi Kürt temsiliyeti ile tanınan ve Kürtlerin siyasal olarak legal ve meşru seçimlerle adaylarına iki milyonun üzerinde oy vererek parlamentoya gönderdikleri bir partidir. Dolayısıyla her şekliyle legal, meşru ve parlamentoda temsil edilen bir partidir. Ve de Kürt sorununda muhataptır.
Bu durumda sayın başbakanın müzakere dediği konuda masaya oturacağı siyasal temsilci de doğal olarak Barış ve Demokrasi partisinin Parlamentodaki grubudur. Üstelik diğer dönemlerin aksine Başbakanın çağrısından sonra BDP temsilcileri çıkıp “biz görüşmelerde bulunmaya hazırız” dediler. Yani Sayın Başbakanın restini gördüler. Ancak başbakanın bu konuda son olarak yaptığı konuşma söylenenler ile yapılanların uyuşmadığını göstermiştir.
Sayın başbakan parlamentoda seçilmiş milletvekilleri ile grup sahibi olan BDP için PKK’nin uzantısı olduğu iddiası ile “ Sizinle neyi görüşeceğiz” diyerek siyasal müzakere olarak kast ettiği siyasal mekanizmanın BDP olamayacağını belirtmiştir. BDP yöneticileri meğerse neredeyse her gün bombalanan Kandilden ve bir yıla yakın bir süredir kimseyle görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’dan talimat alıyorlarmış!
Şimdi tam da bu noktada sayın başbakana; İyi de İmralı’da Abdullah Öcalan’ın yazıp imzaladığı mektupları Kandile senin özel temsilcilerin götürmediler mi diye sormak icap eder ama biz sormayalım ve konunu üzerine kapatalım. Hatta İmralı ve PKK ile konuşan temsilcilerin savcıların çağrılarına rağmen ifade vermemelerini ve izin vermeme meselesini de unutalım gitsin.
Bununla birlikte Türkiye’deki Kürt sorununu çözümü konusunda izlenen ve yukarıda aktarmaya çalıştığımız PKK ve İmralı ile görüşme yöntemin doğru bir yöntem olduğunu da belirtelim. Çünkü Dünyadaki diğer ülkelerin bu sorunlar karşısında uyguladıkları ve başarılı oldukları yöntemde böyleydi. İngiltere’nin, ispanyanın, İtalya’nın ve herkesi terörist ilan eden ve herkesle de konuşan ABD’nin bile uyguladığı yöntem bu şekildedir.
Hükümetin açık bir şekilde çıkıp PKK ile masaya oturup müzakerelerde bulunmanın kolay olmadığını elbette idrak edecek durumdayız. Bunu da zaten kimse beklemiyor. Bu konu ilgilileri tarafından ve gerektiği şekliyle yürütülür. Ancak Hükümetin Kürt sorununun çözümü konusunda BDP ile görüşmeme ve yan çizme mantığı doğru bir mantık değildir.
Hükümetin Ancak BDP ile oturup müzakerelere başlaması ve ortaya çıkan sorunların çözümü konusunda yeni fikirlere ihtiyaç duyulması durumunda Kürt aydınlarından, Kürt ileri gelenlerinden, diğer Kürt partilerinden görüşler alması olanaklı hale gelebilir.
Bir yandan milyonlarca kürdün oyunu almış olan ve parlamentoda temsil edilen bir partiyi muhatap olarak kabul etmeyeceksiniz. Öte yandan teşkilatlanma için bile zar zor isim bulabilen partilerin boynuna Kürtleri temsil etme yükünü yüklemeye çabalayacaksınız.
Bir Türk Atasözü “taşıma su ile değirmen dönmez” demektedir. Hükümet bu sorunu çözmek istiyorsa Mecliste bulunan BDP muhataptır. Bunun dışında çözüm aramak ipe un sermekten başka bir şey değildir.
Next