5 Şubat 2011 cumartesi günü Batmanda Türkiye Barış Meclisi sözcülerinin de katıldıkları bir çalıştay düzenlendi. Ağustos 2010 sürecinden bu yana sorumluluk üstlenilmesi anlamında yapılan derli toplu toplantılardan birisiydi demek yanlış olmaz sanırız.
Batman barış meclisi tarafından organize edilen barış çalıştayı sivil Toplum kuruluşlarının görüşlerini dile getirmeleri ve barış sürecine ilişkin beklentilerini ortaya koymaları açılarından oldukça önemli gelişmelere sahne olmuştur.
Çalıştay vesilesi ile barış sürecinde izlenecek yol, yöntem ve metotların nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda önemli ipuçları da ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Toplantıya İHD, Mazlum der gibi insan hakları kuruluşlarını yanı sıra bütün kesimlerden katılımcıların katılmış olmaları önemli bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.
Toplantıya katılan STK temsilcilerini kullandıkları dil ve üslup gelecek için umut vaat eden bir husus olmuştur diye düşünmekteyiz.
Toplum dinamiklerinin hem kendi içinde hemde dışarıdan gelen saldırılar karşısında süreci nasıl barışa evirebilecekleri konusu elbette üzerinde hassasiyetle tartışılması gereken bir konudur. Bunu gerçekleştirilebilmesinin yegâne yolunu ise diyalog ve üsluptan geçtiğini belirtmek gerekmektedir.
Yanlışta ısrar sonuca götürmeyeceği gibi yapılmış yanlışlıkları bahane ederek agresif tutum izlemek de barış çabalarını sekteye uğratan girişimler olarak görülebilir.
Toplantıda çatışmalı dönemin Doğadan- insana olan etkileşimleri ilgili kesimler tarafından dillendirilmiştir. Ortaya çıkan sonuçlar barış konusunda hem devlet hemde ilgili çevreler açısından önem arz edecek niteliktedir diye düşünmekteyiz.
Sonuç olarak barışın ülkemiz için acil bir gereklilik olduğu vurgusu tekrar vurgulanmıştır. Ülkemizde 12 Eylül 1980 darbesinden itibaren insan hak ve hukukunun göz ardı edildiği ardından gelişen olaylar ve çatışmalarla başta yaşam hakkı olmak üzere siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda hak ihlallerinin yaşandığı bilinmektedir.
Bununla bağlantılı olarak son otuz yıllık süreç içerisinde kamuoyunda “Kürt sorunu “ olarak tanımlanan ancak derinlemesine incelendiğinde “demokrasi ve insan hakları sorunu” olarak da karşımızda duran bir çatışmalı süreç yaşanmaktadır.
Bu çatışmalı süreç bölgeyi bir askeri alan haline getirmiştir. 
Devlete ait yaklaşık 350 bin civarında silahlı gücün yanında bölgede silahlı mücadele yöntemi ile sonuca gitmeye çalışan on bin civarında bir silahlı “asi” güç bulunmaktadır.
Bölgede sıkıyönetim ve olağanüstü hal yönetimi dâhil değişik metotlar uygulandığı 4 bin civarında köyün boşaltılması, yüz binlerce insanın göç ettirilmesi, 17 bin civarında olduğu belirtilen faili meçhul cinayet, binlerce kayıp ve 50 bine yakın vatandaşın (silahlı- sivil) yaşamını yitirmesine rağmen sorunun çözümlenemediği ortadadır.
Bütün bunlar, ister adına Kürt sorunu deyin ister ise demokrasi ve insan hakları sorunu deyin ne derseniz deyin ama sorunun silahlı yöntemlerle çözümünü mümkün olmadığını göstermektedir.
Süreç içerisinde çözüme katkı sunmak adına ortaya çıkarılan başta koruculuk sistemi olmak üzere sistemlerin de kendi içerisinde yeni sorunlar doğurduğu bilinmektedir. Bölgede genel olarak 35 ilde yürütülen bu sisteme dâhil olmuş olan 123 bin civarındaki koruculardan 33 bin civarındaki bölümünü suça karışmaları nedeniyle görevlerinden el çektirilmiş olmaları bunun somut örneğini teşkil etmektedir.
Sürdürülen yöntemin bir sonucu olarak meydana gelen göç ve uygulanan yayla yasağı gibi nedenlerle yerlerinden ayrılan vatandaşlarımızın kent varoşlarında çektikleri sıkıntılar ve bundan kaynaklanan sosyal sorunlar ise toplumun kanayan yarası olarak ortada durmaktadır.
Bu gerçeklikler bize ülkemizde barışın acil ve zorunluluk bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Türkiye’de var olan Kürt sorununun bireysel demokratik ve kültürel hakların tanınması ile kendiliğinden ortadan kaldırması mevcut durumda mümkün görünmemektedir. Ancak bu durum bu çalışmaların yapılmamasını da gerektirmemektedir. Bu yaklaşım Kürt sorununda yeterli değilse bile ülkenin demokratikleşmesi ve diğer azınlık grupların kendilerini temsil etmeleri açısından önemlidir.Çözüme yönelik olarak İHD Batman şubesinin şu görüşleri değerlendirmeye alınması gereken hususlar olarak not edilmelidir.
A- Kısa vadede yapılması gerekenler
1- KCK’nin tek taraflı olarak ilan ettiği çatışmasızlık kararı dikkate alınmalı ve çatışma ve gerginliklerin yaşanmaması için gerekli adımlar fiilen atılmalıdır. Bu çerçevede yürürlükteki yayla yasakları kaldırılmalı, operasyonlar durdurulmalı ve KCK güçlerinin gerektiğinde sınır dışına çıkması için olanak yaratılmalıdır.
2- Silahlı güçlerin tasfiyesi için ister direkt, ister dolaylı ister ise üçüncü bir gücün araya girmesi ile müzakereler başlatılmalıdır.
3- Çatışmalı ve silahlı ortamda bulunan güçlerin müzakere ve muhataplık sorunu aşılarak sorun siyasal ortama ve siyasal muhataplara aktarılmalıdır.
B- Orta vadede yapılması gerekenler
1- Sorunun siyasal, sosyal ve kültürel boyutları dikkate alınarak Anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmalı vatandaşlık kavramına dayanan yeni bir düzenleme yapılmalıdır.
2- Kürt sorunu ve çatışmalı ortamdan kaynaklı olarak yapılan yasal düzenlemeler ortadan kaldırılmalıdır. Başta TMK ve Özel yetkili Mahkemeler olmak üzere özel düzenlemeler kaldırılmalıdır.
3- Siyasal zeminde sorunların tartışılması ve çözümlenmesi için başta siyasi partiler yasası olmak üzere yasalarda düzenlemeler yapılmalı seçim barajı kaldırılmalı ya da herkesin kendini temsil edebileceği makul bir orana indirilmelidir.
C- Uzun vadede yapılması gerekenler
1- Kürt sorunundan kaynaklı olarak cezaevlerine girmiş olanlara yönelik yasal bir düzenleme yapılmalıdır.
2- Köy koruculuk sistemi başta olmak üzere çatışmalı ortamdan dolayı oluşturulan silahlı güçler ortadan kaldırılmalıdır.
3- Silahlı güçlerin tamamen dağıtılması ve sosyal yaşamla entegrasyonlarının sağlanması amacı ile yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
4- Süreç içerisinde yaşanan olayların sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi için toplumun vicdanına hitap edecek meclis içinden veya dışından oluşturulacak bir komisyonun kurularak dönem incelenmelidir.
5- Süreç içerisinde meydana gelen olaylar nedeniyle yerlerinden edinilmiş olanlardan geri dönmek isteyenlere gerekli koşulların oluşturulması, acıların karşılıklı paylaşılması için sosyal destek programlarının hazırlanmalıdır.