Basın ve ifade özgürlüğü demokratik rejimlerin vazgeçilemez temel özelliklerindendir. Çünkü bu ülkelerde veya toplumlarda basın halk adına gelişmeleri takip eder ve olup bitenler hakkında toplumu bilgilendirir. Toplum bu bilgiler sayesinde doğru kararlar alınması için harekete geçer. Toplum bu yöntemle kendisini idare edenleri de denetleme ve gözlemleme şansına sahip olur.
Bu yöntemin başarılı olması için ifade özgürlüğünün de olması gerekiyor. Kimseye hakaret etmeden insanların düşüncelerini net olarak ortaya koyma şanslarının olması gerekiyor.İnanılıyor ki eğer insanlar fikirlerini net olarak ortaya koymazlarsa o zaman illegal yollara başvururlar ve toplum için tehlike yaratırlar. Bu nedenledir ki şiddet içermediği sürece insanların fikir ve düşüncelerini ifade etmelerinde bir sakınca görülmez.
Demokratik toplumlar bu aşamaya elbette kolay gelmediler. Bu bir bilgi ve tecrübe birikiminin sonucudur. Bilgi toplumu oldukları için bu hale gelmişlerdir.
Peki, bilgi nasıl kazanılır denildiğinde de bunun araştırma ve bu araştırmaları okumak, yazmak ve bu bilgileri paylaşmakla kazanıldığını da belirtmek gerekiyor. Bu nedenle batı toplumu veya demokratik toplumlar yazarlara, kitaplara, bilgiye büyük önem verir ve buna insanları teşvik ederler. Büyük medeniyetler oluşturmuş toplumların büyük bilgi birikimine sahip olması bundan kaynaklanır.
Buna karşın bazı kesimlerin bilgiyi düşman gördüklerini ve bir ülkeyi veya yeri işgal ederken önce onların bilgi birikimini yok ettiklerini biliyoruz. Tarihte bu şekilde davranıp kütüphaneler yakanlar bulunmaktadır. Bunlardan birkaç örnek verelim;
Dünyanın en büyük Antik Yunan ve Roma eserlerinin kopyalarını barındıran Konstantinapol Kütüphanesi, nice yangınlara ve depremlere dayanır, ama 1204 yılında şehri yağmalayan Haçlılara yenik düşer. Eserlerden bazıları kurtarılır, ama 1453'te Osmanlıların şehri ele geçirmesiyle artık kütüphane tam anlamıyla tarihe karışır.
Dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri olduğu sanılan İskenderiye Kütüphanesi'nin yıkılışının kademe kademe gerçekleştiği söylenebilir. Kütüphane yıllar içinde farklı tehditlerle karşı karşıya kalır. Kütüphanenin ilk olarak M.Ö 48 yılında çıkan iç savaş sırasında yandığı rivayet ediliyor.
15. yüzyıla kadar İngiltere'nin güney batısında yer alan topraklarda yaşayan ve kendine özgü bir dile ve inanışa sahip olan Cornish halkı için bir kültür merkezi olan Glasney Üniversitesi Kütüphanesi, kendini İngiltere Kilisesi'nin dini lideri ilan eden VIII. Henry'nin hedefi olur.
9. yüzyılın başlarında Abbasiler tarafından Bağdat'ta kurulan Beyt'ül Hikmet (Türkçeye Hikmetler Evi, ya da İlim ve İrfan Yuvası olarak çevrilebilir),dönemin en önemli bilim ve kültür merkezidir. Dünyanın her yanından düşünürlerin buluştuğu bu merkezde Yunanca, Farsça, Latince ve Hintçe eserler Arapça'ya çevrilir ve bu dillerdeki eserler derinlemesine incelenir. İslam düşüncesi ve biliminin altın çağına ev sahipliği yapan merkez, Moğollar tarafından yerle bir edilir. Bu büyük kayıp, İslam kültürünü karanlık çağa sürükleyen en önemli etkenlerden biridir.
Zengin orta Amerika kültürünün en önemli el yazmalarını barındıran Yucatan, 1562 yılında İspanyollar tarafından istila edilir. İspanyol ordusunun rahibi Piskopos Diego de Landa, şeytanın yalanlarını içerdiğini söyleyerek tüm yazmaları yaktırır.
I. Dünya Savaşı'nın hemen ardından Berlin'de kurulan enstitü, cinsellikle ilgili araştırmalarda dünya öncüsü bir kurum haline gelir. Özellikle GBT bireylerle ilgili araştırmalarıyla dikkat çeken enstitü, 1933'te Nazilerin iktidarı ele geçirmesinin hemen ardından saldırıya uğrar.
1930'larda Sri Lanka'da kurulan kütüphane kısa zamanda Asya kıstasının en büyük bilgi merkezi haline gelir. Palmiye yapraklarına yazılı binlerce antik yazıyı barındıran kütüphane, ülkede 80'li yıllara darbe vuran ayaklanmalar ve çatışmalardan nasibini alır.
Modern Mısır'ın en önemli arşivlerinden biri olan Mısır Enstitüsü (Nam-ı diğer Bilgi Tapınağı), Arap Baharı sırasında çıkan ayaklanmalardan birinde atılan Molotof Kokteyli ile yanar. En eskisi 15. yüzyıla ait olan eserlerin yalnızca küçük bir kısmı kurtarılır.
Hindistan'ın kuzey doğusunda 5. yüzyılda kurulan Nalanda, bir Budist okulu olmasının yanı sıra, farklı alanlardaki düşünürlere de kapıları açık olan büyük bir kültür merkezidir. 1193 yılında Türk asıllı Bahtiyar Halaci tarafından saldırıya uğrayan merkezde tam bir vahşet yaşanır.
Durum Türkiyede de farklı değil. Ülkemizde de kitap toplama konusu sürekli tartışılmıştır. Yönetime gelenler değişik nedenlerle kitapları toplamış yazarlarını cezalandırmış ve ülke dışına çıkmalarına neden olmuşlardır. Edinilen bilgilere göre sadece Türkiyede 2011 yılana kadar 23 bin adet kitap toplatılmıştır. Hatta bu ülkede Mustafa Kemal Atatürk’ün zabit ve kumandan ile Hasbihal kitabı bile Osmanlı zamanında damat Ferit Paşa hükümeti tarafından toplatılarak imha edilmiştir.
Bütün bu tarihi meselelerden ders alınmamış olmalı ki günümüzde de yeniden kitap toplatma ve yazarların veya gazetecilerin tutuklanmaları meselesi gündeme gelmiş bulunmaktadır. Hasan Cemal’in Delila isimli kitabının toplatılması ve Can Dündar’ın yaptığı haber dizi nedeniyle tutuklanması ülkemizde basın ve ifade özgürlüğü konusunda sıkıntıların yaşandığına ilişkin iki önemli örnektir.
Bu örneklerle yüz yüze kaldığımız sürece demokratik alanda ilerlediğimizi iddia etmek pek mümkün olmayacaktır. Fikirler ve kitaplar yasaklanarak değil yanlışlıkları ortaya konularak engellenmelidir.
Next