Son dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde milliyetçi kesimin etkinliğini artırdığını gözlemlemek o kadar güç değil. Özellikle İdris Naim Şahin’in içişleri Bakanlığına atanmasından sonraki dönemde sivri çıkışları ile dikkatleri çeken Cemil Çiçeğin meclis başkanlığına gitmesi ile oluşan açık kapatılmış oldu hem de MHP’nin AKP içerisindeki kadrosu iktidara taşınmış oldu gibi görünüyor.
Bu durum sadece bizim gözlemlerimizle tespit edilen bir durum değil Bizzat MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin İdris Naim Şahin’i açık açık desteklemesi de bunu gösteriyor. Hatta MHP İdris Naim Şahini savunmak Adına AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’i kast ederek AKP Genel Başkan yardımcısını “zavallılıkla” suçladığı bir zamanda Başbakanın takındığı tavır ise MHP ile aynı düşündüğünü açıklamak oluyor.
Her iki durumda da MHP’yi ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’i anlamak mümkündür. Bakış açıları ve duruşları başından itibaren Türkiye Kamuoyu tarafından bilindiği ve kanıksandığı için artık fazlaca üzerinde durmaya gerek kalmamaktadır.
Bizi asıl endişelendiren ve anlama güçlüğüne sokan ise Sayın Başbakanın durumudur. 12 Haziran Seçimlerinden sonra yaptığı balkon konuşmasında bu toplumun yaşam biçiminin korunmasını namus meselesi olarak bileceğini söyleyen başbakan. Adalet çerçevesinde davrandığını ve davranacağını teyit etmek için partisinin adını Adalet ve Kalkınma Partisi koyan başbakanın takındığı tavır, mantıkla izah edilmekten uzak kalmaktadır.
“Ananı da al git” sözünden işi “ölü seviciliğine” kadar getiren başbakan. Parlamentoda gurubu bulunan BDP’ye siyasi literatürde eşine rastlanmayan bir üslupla “Kaleş” diyen başbakan!
Her sözünde, her tavrında, her açıklamasında şiddetin yansımalarının bulunduğu başbakan. Devletin işlerinden başka vatandaşın yatak odasına kadar girip oradan çıkmayan başbakan. Çocuk yapmaktan, Kürtaj konusuna kadar hemen hemen bütün alanlarda emrivakiler yaratan başbakan. Duruma baktığımızda karşımızdaki manzaraya şaşırdığımız belirtmemiz gerekiyor.
Milletten aldığı destekle iktidarda üçüncü döneme gelen ve bu döneme “ustalık” yakıştırması yapan Başbakan Recep Tayip Erdoğan’dan beklenti Türkiye’nin sorunlarını bu dönemde herkesin kabul edebileceği bir mantık çerçevesinde çözme adımları atmasıydı ama mevcut durumda başbakanın bakış açısının bir hayli çözümden uzak olduğunu belirtmemiz gerekir.
Uygulamalar konusunda Başbakanın içine girdiği sıkıntının aynı zamanda Partisinin içinde de dolaşmaya başladığını belirtmek gerekir. Mevcut durumda başbakanın Genel Başkan Yardımcısı ve Bakanını dahil talimatla susturduğu görülmektedir. Ancak bu tavrın aynı zamanda kırılmayı da beraberinde getireceği açıktır.
İktidar ve güç insanları asla doğrudan uzaklaştırmamalıdır. İttihat ve Terakki mantığından yakınan, Zülme uğradığını her açıklamasında dile getiren bir başbakanın bu davranışları normal karşılanamaz. Sayın başbakan yaşadığı psikolojik gerginliği millete de yansıttığını söylediği sözler ve sergilediği tavırlarla toplumu gerginleştirip kamplaştırdığını bir an önce kavramalı ve bu sert ve anlaşılmaz tavrından dönmelidir.
Eğer bugün AKP Türkiye genelinde aldığı oylarla övünüyorsa ve milletin yarısından oy topluyabiliyorsa bu takındığı ters ve sert tavırdan değil uzlaşma mantığına en yakın duran parti profili çizmesindendir. İnsanların klasik ve anlaşılmaz yönetimlerden duydukları sıkıntıdan kurtulmak için AKP’yi çare olarak görmelerindendir. Ama son dönemde uygulanan politikalar bu inancı hızlı bir şekilde yok ediyor. Başbakan ne yaptığını bilmeyen bir tavır sergiliyor.
Muhaliflerine karşı siyasal eleştiri değil savaş açıyor. Eleştirmiyor küfür ediyor, hakaret ediyor. Doğrusu bu tavır bir insana hiç yakışmıyor hele hele başbakana asla yakışmıyor. Ziya Paşa gibi; ”Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diyeceğiz ama laf da ağza alınacak türden değil ki? Söylesek bile Paşanın;”Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” sözü bizi yalanlayacaktır.
Next