Kürt açılımının tartışılmaya başlandığı günden beri bu ülkede herkesim ve görüşten insan lehte ya da aleyhte görüşlerini bir şekilde kamuoyuyla tartışmıştır.
Sorununu ve çözümün bütün hassasiyetine rağmen ülkenin geleceği konusunda hayati öneme sahip konumda bulunanların siyasal kaygıları nedeniyle popülist tercihlere yöneldiklerin ne yazık ki yine gördük. Örneğin iktidar ve muhalefet liderlerinin konuyu görüşüp takınılacak tavrı belirlemelerinin geldiği aşama bunun ifadesidir. Otuz yıllık otuz binden fazla insanın yaşamını yitirdiği bir çatışmanın sone erdirilmesi konusunda yapılması gereken görüşme kameralı olsun mu olmasın mı tartışmasına dönüşebilmektedir.
Bu, konunun ne kadar magazinsel bir bakış açısı ile ele alındığının da göstergesi olmaktadır.
Demokratik cumhuriyet tartışmaları karşısında olumsuz tavır takınan parlamentodaki sayın milletvekilleri ne yazık ki çok erken bir şekilde yaptıkları yemini unutmuş bulunmaktadırlar. Çünkü yaptıkları yeminde demokratik cumhuriyetin korunması da var. Yasama erkeni elinde bulunduran parlamento, siyasal iktidarın önerisini ele alıp tartışma konusunda da çekingenlik sergilemektedir. Ülke sorunlarının çözümü konusunda görevli olanlar bu sorumluluklarını yerine getirmemek için yan çizmektedirler. Oysa çok iyi bilmekte ve inanmaktayız ki sorunların çözüm yeri demokratik ülkelerde parlamentodur.
Aslında iki ayı aşkındır sürdürülen çalışmalarda kimin ne istediği ve neyi kabul edip edemeyeceği konunu muhataplarınca anlaşılmış bulunmaktadır.
Siyaset sahnesinde herkes kozunu en iyi oynamanın telaşını yaşıyor.Herkesin kırmızı çizgilerinin birçok kez üzerinden birkaç kez geçilmiş ise de eski alışkanlıklarını unutmamaktadır.
Bütün bunlara rağmen bu sorunun çözümü gerekmektedir.
Geçen hafta bu sorunla ilgili değişik gelişmeler yaşandı.
1- Abdullah Öcalan PKK’dan barış gruplarını Türkiye’ye göndermesini istedi
2- Mesut Barzani PKK ile silahlı bir mücadele girişmeyeceklerini belirtti
3- Türkiye Irak ve Suriye ile Yüksek seviyeli stratejik işbirliği anlaşmaları imzaladı
4- ABD Türkiye başbakanını acilen görüşmeye davet etti.
5- Ermenistan ile protokol imzalandı.
Bütün bunlar ayrı ayrı incelenebilecek konular olmasına rağmen özünde hepsi birbirine bağlı ayrılmaz bir bütünlük sergilemektedir.
Türkiye dış politikasının değişime uğramasının Kürt sorunu ile çok yakın alakalarını göz ardı etmemek gerekmektedir.
Şimdi bu gelişmeleri irdelemeye çalışalım.
Öcalan’ın avukatları aracılığıyla yaptığı açıklama şöyle:
"Demokratik siyasette ciddi bir tıkanma yaşanmaktadır. Bu durum beraberinde hukuki, sosyal kültürel ve askeri alanları da tıkamaktadır. Kürt sorununa ilişkin tıkanmışlığı aşmak; çözümün demokratik siyasetin önünü açmak gerekiyor. Bunun için önerim; daha önce gelen barış grupları benzeri Avrupa’dan ve yine içerisinde Mahmur’dan halkımızın da bulunduğu Güney’den (Kuzey Irak’ı kastediyor) olmak üzere iki grubun Kürtlerin bu ülkede nasıl yaşacaklarını birlikte yaşayabilmenin zorunlu prensiplerini ortaya koymak Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerine ilişkin temel isteklerini tartışmak üzere Türkiye’ye gelmesidir. Bu gruplar başta TBMM olmak üzere Türkiye’deki tüm çevrelere giderek iki halkın birlikte yürümesi için olmazsa olmaz niteliğindeki temel talepleri dile getirmelidirler. Türkiye’nin tüm aydınlarını sivil toplum örgütlerini siyasi partileri barıştan yana tüm kesimleri de demokratik siyasetin ve müzakerenin başarıya ulaşması için katkı sunmaya davet ediyorum."
Bu açıklamanın ardından KCK üzerinden yapılan açıklamalardan anlaşıldı ki öneri kabul görmüştür. Önümüzdeki günlerde Avrupa ve Kuzey Irak üzerinden ülkeye girişler yapılacaktır. Yapılmak istenen aslında devlet politikası olarak açıklanan Kürt sorununa yaklaşım politikasını deşifre etmektir.1999 sürecinde de aynı uygulamanın gerçekleştirildiğini unutmamak gerekir. Yine Öcalan’ın çağrısı ile ülkeye iki barış grubu gelmişti. Birisi silahlı kanattan diğeri ise Avrupa üzerinden.
Her iki grup da gözaltına alınmış, tutuklanmış ve yıllarca mahpusta kalmalarına neden olan cezalara çarptırılmıştı.
Oysa şimdi süreç de, koşullar da daha farklı. Öcalan, fiili bir durum yaratarak koşulları zorlamayı düşünmekte. Hem örgütüne, hem devlete, hem konuyu yakından takip edenlere mesajlar vermektedir. Herkesin yaklaşım ve dürüstlük ölçüsünü test etmeye çalışmaktadır. Kürt sorununu ve çözümünü bu hengâmeler içerisinde yine gündemin birinci sırasına taşımaktadır.
Geçen sefer Barış guruplarının çabası barışla sonuçlanmamıştı. Dileriz bu sefer gerçekler daha iyi analiz edilir ve bu gurupların gelişi barışa vesile olur.
Barış guruplarının gelmesi cesetlerin gelmesinden daima daha iyidir. Herkes bunu iyi görmelidir.
Next