Aylardın yazıp çizip dilimiz döndükçe, elimiz tutukça anlatmaya çabaladığımız bir konu var. Eğer atılması gereken adımlar zamanında atılmaz gerekli önlemler zamana bırakılırsa hiç beklenmedik zamanlarda ortaya çıkabilecek olaylar saman alevi gibi etrafı hızla kasıp kavurur diye.
Anca ne yazık ki devleti idare edenler, siyaseti yönlendirenler pişkinlik politikası ile nam salma gayretleri sergilediler ve sonuçta korkulan oldu.
Ülkede bağırıp çağırıp dünyaya kafa tutma gayretleri ile sahte aslan kükremeleri ile bir yere varamayacağımız belliydi ve geldiğimiz yer ne yazık ki kan çukuru oldu. IŞİD belasından kurtulalım derken kendimizi tam da ortasında buluverdik.
Aylardır Kobanê konusunda ilgili, duyarlı, sorumlu olan kesimleri uyarmaya çabalıyoruz. İşin ucu kaçarsa başka taraflara sıçrar diyoruz ancak ne yazık ki toplum psikolojisini iyi okuyamayan yöneticiler bunu görmek istemediler ve bugün gelinin noktaya gelmiş olduk.
Kobanê gerginliği tez elden öncelikle siyasi kesimlerden gelecek mesajlarla yumuşatılmaz ise sokağa çıkma yasakları ile önlenemeyeceğinin bilinmesinde fayda var. Şiddeti misliyle cevaplandırma felsefesi ve külhanbeyliğinin ise çözümden uzak yaklaşım olduğunu hatırlatmakta fayda var. Çünkü insanlar gücü çözüm yönünde kullandığınız sürece size saygı duyarlar eğer güç çözümü kördüğüme çevirmek için kullanılırsa kimse saygı da duymaz bağlılık da göstermez.
Göstere göstere geliyorum denilen olaylar konusunda gerekli önlemler alınmadığı için Çarşamba itibariyle en aç 12 insanımız öldü ve onlarca yurttaşımız yaralandı. Yüzlerce gözaltına alınma meselesini saymaya bile gerek yok. Sadece bu kadar değil. Devlet Mardin, Batman, Diyarbakır, Van, Muş vilayetlerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Kısacası Kürtlerin yaşam alanlarında düzeni sağlamak için olağanüstü duruma başvuruldu. Okullar tatil edildi ve askerler şehir merkezlerinde görünmeye başladı. Bunun son olarak 1990 sürecinde yaşandığını o dönemde bile bu kadar kapsamlı bir karar alınmadığını hatırlatırsak bu yasak kararının ne anlama geldiği de iyice anlaşılmış olur sanırız.
Gazete manşetlerine bakıyorsunuz gazete değil bildiri kâğıdı mübarek. Suçlamalar bir taraftan, çözümsüzlük bir taraftan almış yürümüş. Haberler tek elden çıkmış hakikatler ters yüz edilmiş ve buna da habercilik denilmiştir. İnsanlar ölmesin diye alanlara çıkanlar haydut insanların ölmesine keyifle seyretmekten yana olanlar ise melek olarak lanse ediliyor. Bütün bunların nedenini anlamak çok da güç değil. 1990’larda helikopter fotoları ile haber yapan ana akım medya şimdi sadece model değiştirmiş. Bu yayın politikasının yarardan çok zarar getirdiğini bilmek gerekiyor. Çünkü insanların tepkilerini ve sinirlerini yatıştırma yerine artırırsanız çözüme katkı sunmamış olursunuz.
Devlet yöneticileri ile hükümet hala işin idrakine varabilmiş değil. Hala Kobanê de ölenlerin buradaki Kürt insanların çocukları olduğunu bu bağlılığın dikenli tellerle yaratılan ayrılık ve sınırlardan daha sağlam olduğunu fark etmek istemiyor. İnsanların çocuklarının göz göre göre öldürülmelerini seyretmek istemediklerini bilmek ve anlamak istemiyor. Bu nedenle de sınırlarımızın ötesi diyerek işin içinden çıkmak ve işi IŞİD çetesine indirgemeye çabalıyor ki bu durum nafile ve yanlış.
Daha evvel söyledik söylemeye devam edelim. Kaynayan kazana dönüşen Ortadoğu coğrafyasında bekle gör politikaları ile kendime muhtaç edeyim politikaları ile zamana yayıp yok sayayım politikaları ile başarılı olmak mümkün değil. Bu yaklaşımlar daha büyük belalarla karşı karşıya kalmak anlamına geliyor. Dün bir koridor açarak çözeceğimiz sorun şimdi bir iç çatışma meselesi olarak karşımızda duruyorsa çıkan çatışmalarda en az 12 insanımız yaşamını yitiriyorsa, kentlerimizin caddelerine çıkılamaz hale gelinmiş ise bunda yöneticilerin hiç mi yanlışı yok.
Amaç siyasi fraksiyonları karşı karşıya getirmek ve iç çatışmalara yeniden zemin hazırlamak ise bu yolda ilerleme var ama amaç bu ülkeyi beladan kazadan korumak ise yapılanlar yanlış. Kırıp dökmelerin yanlışlığı kadar olayların bu hale gelmesine yol açmak da o kadar yanlış olmuştur. Laf dinlememe sonucunda geldiğimiz aşama ortada. Şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını. Tabi ayıklayabiliyorsanız!