Hasankeyf Yaşatma girişimi tarafından Yılmaz Güney sinema salonunda 19 Kasımda “Av, Su Mai” adlı Hasankeyf belgeselinin galası yapıldı.

Kalabalık ve seçkin bir topluluğun izlediği belgesel Arjantinli bir doğasever tarafından çekilmişti.

Otuzdan fazla hemşerimiz de katılımları ile belgeseli zenginleştirmişlerdi.

Barajlar ve ürettikleri enerji toplumsal hayatımızın vazgeçilmezlerdir. Dolayısıyla barajların yapımına durduk yerde karşı çıkmanın mantıksızlığı hemencecik kendini gösterir. Her ülke doğal kaynaklarından en iyi şekilde istifade etmek hakkına sahiptir ve bunu da gerçekleştirmelidir. Bu anlamda en çok ihtiyaç duyulan enerjinin üretimine elbette destek vermemiz kaçınılmazdır.

Ancak bir ülkede bir yatırım yapılacaksa, doğal kaynaklar en iyi şekilde kullanılacaksa bunun hesap ve kitabının iyi yapılması gerekmektedir.

Dünyanın bir yerleşim yerinin doğal sit alanı olması ve koruma altına alınması için belirlediği on kriterin dokuzunu taşıyan bir yerleşim yerini sular altında bırakacak bir proje ile insanların karşısına çıkarsanız elbette tepki alırsınız.

İnsanlığın on bin yıllık tarihini sular altına gizlemeye çalışırsanız elbette tepki alırsınız.

İnsanları gönüllülük temelinde değil de zorlama ile yanlış bilgilendirerek yerlerinden yurtlarından göçertirseniz elbette tepki alırsınız.

Hasankeyfi sulara gömecek Ilısu barajının yapılması durumunda binlerce vatandaşımız yerineden yurdundan olacak. El cevap denilecek ki daha iyi bir yerde daha modern evlerde yaşayacaklar. İşte yanılgı da tam buradadır. Her zaman olduğu gibi bu anlayış da buyuran bir anlayıştır. İnsanların nasıl yaşayacaklarına siz değil kendileri karar vermelidir. O insanlara gerçekten değer veriyor ve dahi iyi ortamda yaşamalarını istiyorsanız, verirsiniz aynı parayı ve daha iyi konutlar yapın dersiniz. Bakın bakayım sizin belirlediğiniz yerde mi yoksa kendi istedikleri yerde mi ev kuracaklar?

Hasankeyf belgeselinde konuşan kadınların, çocukların belirtikleri gerçekler vardı ama en ilginci bir konuşmacının “Baraj bizi kocasız bıraktı” belirlemesiydi. Kendi doğal yaşantılarında birilikte yaşamaya alışık insanlar kentlere göç ettiklerinde farklı alanlarda çalışmak zorunda kalmakta. İş bulamayanlar çoluğunu çocuğunu bırakarak başka yerlere gitmekte aileler parçalanmaktadır.

Batman barajı nedeniyle affet konutlarına yerleşen vatandaşların hiçbirisi hayatından memnun değildi.”Kendi köyümüzde bari suyumuz vardı” diyerek içine düştükleri duruma isyan ediyorlardı. Ilısu barajından dolayı yerlerinden olacakların durumu da bunlardan farklı olmayacaktır.

Bu konu ile ilgili olarak daha evvel yazdığımız yazılarda barajda olsun Hasankeyf de sular altında kalmasın demiştik. Aynı noktada duruyoruz. Ancak anlaşılan odur ki birileri bu işi ilada zorlamak istemektedir. Suyun ortadoğuda geleceğin en güçlü silahı olacağını biliyoruz. Su kaynaklarına sahip olan devletler uluslar arası antlaşmalardan kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmek için bir şeyler yapacakları ama suyu pazarlık unsuru olarak kullanacakları da muhakkaktır.

Bunları yapacağız diye bir tarihi yok etmenin gereği yoktur. Yerleşim yerlerini sulara gömerek, tarihi mekânları sulara gömerek yeni bir tarih yaratamazsınız.

Fırat’ı hapsettiniz bari bırakın Dicle Özgür aksın!

Özgürlük doğada varsa onun önüne setler çekerek onu engelleyemezsiniz ki. Biraz dinlenir kurduğunuz duvarları tuzla buz ederek etrafını yakıp yıkarak yine özgürlüğe gider.

İngiltere’nin öncülüğündeki kredilendirmede İngilizler vazgeçti.

Almanya’nın öncülüğündeki konsorsiyum da kredi vermekten vazgeçti.

Hükümet şimdi ben kendi imkânlarımla bu işi yapacağım diyor.

Yerel unsurlar ve doğaseverler de yaptırmayız diyorlar.

Gelin yol yakınken bu inattan vazgeçin de projede değişikliğe gidin. Arjantin kadar giden Hasankeyf sevdasını isteseniz de artık bitiremezsiniz.

Ne insanları yerlerinden edin,

Ne tarihi yok edin,

Ne doğayı katledin.

Hasankeyfi yörenin Turizm merkezi haline getirin.

Hem siz kazanın hem ülke kazansın!