Bir konunun tabu olmaktan çıkarılmasının yegâne şartı o konu üzerinde konuşmak, tartışmak ve sonuçları kamuoyuyla paylaşmaktır. Doğruları bulmanın, doğru yolda ilerlemenin yolu da budur. Hiç bir toplum tabularını çoğaltarak, yaygınlaştırarak, süreklileştirerek ilerlememiş, ilerleyememiştir.
Doğrudur; Cumhuriyet, bu topraklara padişahlık rejiminden sonra ekilen özgürlük tohumu olmuştur. Cumhuriyetin doğru olması, cumhuriyet rejiminin kılıfına saklanarak yanlışlıklar yapılmasını gerektirmediği gibi cumhuriyet adına yapılan yanlışlıklara da göz yumulacağı anlamanı getirmez.
Cumhuriyet döneminin en büyük isyanlarından ikisi Dersim ve Şeyh Sait ayaklanmalarıdır. Bu isyanların bastırılması sırasında uygulanan politikaların, kullanılan gücün ve sonrasında uygulanan yöntemlerin tartışılmayacağını sanmak, demokrasiye inanmamak demektir. Doğrular savunulduğu gibi yanlışların da vurgulanması gerekir ki bir daha tekrar etmesin.
Bu ülke artık ne 1925’lerin Türkiyesi nede 1937-38’lerin Türkiyesidir. Bu köprülerin altından çok sular aktı. O zamanlar “ağlayan analar var mücadeleyi durduralım” zihniyetinde olanların seslerini çıkaramamış olması bugünlerde ayna uygulamaların devamı durumunda kimsenin sesini çıkaramayacağı anlamına gelmez.
Atatürk, çok partili siyasal yaşama geçme denemelerinde siyaset yapmak isteyen askerlerden üniformalarını çıkarmalarını istemişti. Üniformalı siyasetin doğru olmayacağını da belirtmişti. Bu kravat takanların üniformalı, üniforma giyenlerin kravat takanlar gibi yönetime müdahalesini engellemek amaçlı değil miydi?
Bugün insanlar artık analar ağlamasın diyor.
40 bin yurttaşımızın canı gitti.
400 milyar dolarlık servet gitti.
Milyonlarca insanımız göç etti.
4 bin civarında yerleşim yeri yakılıp, yıkılıp viran edildi.
17 bin civarında faili meçhul cinayet işlendi.
Binlerce kayıp insan insanımız var ve akıbetleri bilinmiyor.
Bu duruma sadece analar değil, doğada bulunan bütün varlıklar ağladı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen;“…Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi?” diye soruyor.
Dememişlerse de biz bugün diyoruz işte. Bu ülkeyi idare edenlerde analar ağlamasın diyor. O zaman ki kraldan çok kralcı zihniyet sahipleri bıraksalardı Atatürk’te diyebilirdi.
Bakın Dersim ve seyit Rıza olayını Dönemin emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil nasıl anlatıyor; “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti.”
Dersim İsyanı lideri Abbasuşağı aşiretinin lideri Seyit Rıza nasıl asılmıştı? Malatya Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olan ve Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensür’in emriyle, Diyarbakır’da yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya gidecek olan Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını isteyecek ‘6 bin beyaz donluya meydan vermemek’ için, duruma el koyan İhsan Sabri Çağlayangil’e göre:
- Usule itiraz eden savcı izinli sayılarak göreve yardımcısı getirilmiş…
— Okuma yazma ve Türkçe bilmeyen sanıklara ne iddianame, ne avukat verilmiş…
— Asabilmek için Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş…
— Oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmış…
— Bölge komutanı Alpdoğan Paşa kararın yazılacağı boş kâğıdı önceden imzalamıştı.”
İhsan Sabri Çağlayangil, 1990 yılında Güneş Yayınları’ndan çıkan “Anılar” kitabında son sahneyi şöyle anlatıyor:
“Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı:
‘Evladı kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü.
Çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı…”
Bu uygulamaların tekrar etmesine artık bu milletin tahammülünün kalmadığın düşünüyoruz. Bu nedenle de silahlar sussun, analar ağlamasın diyoruz. Buna itirazı olanlar silahların patlamasını uygun gören, anaların ağlamasının öneminin olmadığını anlatan sözüm ona halk partilerine gidebilirler.
İHD Batman şubesi olarak aylardır sürdürdüğümüz etkinliklerde ülke gündeminde insan Haklarını ilgilendiren konularda basın açıklamalarıyla, kitlesel eylemliliklerle duyarlılıkları ayakta tutmaya ve artırmaya çabalıyoruz. Her Cumartesi günü düzenlediğimiz Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eylemliliklerimizle kayıpların ortaya çıkarılması için çağrılarda bulunuyoruz. Her hafta değişik şekillerde kaybolmuş insanlarımızdan birisinin hikâyesini kamuoyuyla paylaşıyoruz. Ağlayan anaların gözyaşlarının dinmesi için, yeni anaların ağlamaması için haksızlıkların giderilmesini ve barışçıl bir ortamın sağlanmasını diliyoruz.
“Fırat suyu kan akıyor baksana” sloganı ile düzenlenen barış zinciri oluşturmaktan, STK’ların düzenlediği etkinliklere kadar alanlarda İHD temsiliyetini sağlamaya çabalıyoruz. Cezaevlerinde yatan hasta tutsakların acılarını düzenlediğimiz etkinliklerle kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Bütün bunları Analar ağlamasın diye yapıyoruz. Yürekler dağlanmasın diye yapıyoruz. Çocuklar yetim, öksüz kalmasın diye yapıyoruz. İnsanların özgürlükleri kısıtlanmasın diye yapıyoruz. İnsanlar onyıllarca gözleri yollarda yakınlarından bir haber beklemekle vakit geçirmesinler diye uğraşıyoruz.
Bütün bunları bu ülkenin insanları daha rahat, daha özgür daha acısız bir hayat geçirsinler diye yapıyoruz. Çünkü biz insan Hakları savunucuları artık ülkemizde analar ağlamasın istiyoruz.
Next