Arazi davları ve buna bağlı olarak gerçekleştirilen cinayetler ülke insanlarının temel sorunlarından birisi olmakla birlikte bölgemizde yaygın olan bir durum.
İster miras paylaşımı sonunda ortaya çıkmış olsun, ister sınır anlaşmazlığı veya iki köy arasındaki çözümlenmeyen konu…
sonuçta arazi anlaşmazlığı davaları ülkenin ve bölgenin kanaya yarası olmaya devam ediyor.
Bölgedeki çatışmaları nedeniyle epey azalmış olan bu sorunun cinayetle bitirilmeye çalışılması meselesi normalleşme ile birlikte adeta kaldığı yerden devam etmeye başladı.
Sonuçlar çok ağır bir şekilde ortaya çıkınca tepki gösteriliyor ancak son aşamaya gelinene kadar sürece tepkisiz kalanların sonuca itirazlarının da geçerli olmadığını belirtmek gerekiyor.
Bu tür davalarda esas mesele etraftakilerin veya araya girenlerin doğruyu ortaya koymamalarından kaynaklanmaktadır. Gerek bölgesel veya yöresel dengeler gerekse hatır gönül veya kötü olmama adına sergilenen bu tavır olayın büyümesine ve cinayetlerle sonuçlanmasına neden olmaktadır. Bu durum sorunu geleneksel yöntemlerle çözmeye çalışanlar için geçerli, bir de kamusal çözümü deneyenler var elbette.
Arazi davalarında eğer dava sürecine girdiyseniz yandınız demektir.
Çünkü her ne hikmetse başlayan davanın sonuçlanması mümkün olmaz.
Dava  açılır,
kavgalar olur,
Jandarma devreye girer
konu mahkemeye intikal eder ama sonuçlanmaz. Yıllarca süren arazi davalarının bir türlü sonuçlanmaması nedeniyle de vatandaş kendi sorunlarını kendi bildiği yöntemle çözmeye çalışır ki sonuç hüsran olur.
Geçenlerde ülkedeki tüm yurttaşlar gibi bizler de Muşta meydana gelen köy kavgasının sonuçlarına üzülmüştük. İki köy arasında ve akrabalar arasında yıllarca süren sorun bir türlü çözümlenmeyince ot kesme bahanesi ile çatışma çıkmış ve 8 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Herkes olayın sonucu karşısında kavga edenleri suçlamış olabilir. Bu devirde böyle şeyler yapılır mı diyenlerin de olduğunu biliyoruz ancak bir de madalyonun diğer yüzüne bakmak gerekiyor. Böyle şeyler olur mu diyenler böyle şeyler olmasın diye üzerlerine düşen görevi yapıyorlar mı?
Bir sorun ortaya çıktığında başta
Devlet
Partiler
Akil insanlar
Yörenin tanınan şahsiyetleri ve hatırı sayılanları üzerlerine düşeni yapıyorlar mı?
Dava açılır dava bitmez
Araya adam sokulur sonuç alınmaz
Çamur yapan çamur yapmaktan vazgeçmez ve sonuç işte böylesi insanlık dışı bir tablo olarak karşımıza çıkar.
Muştaki olaydan sonra bu konuya duyarlılık gösterilir diyerek beklentiye girmiştik ancak görülen odur ki kimse Fatiha okumaktan başka bir şey yapmak gayretinde değil.
Geçen gün Diyarbakır’ın Bismil  ilçesine bağlı Başköy'de arazi yüzünden çıkan olayda 8 kişi hayatını kaybetti. Başköy ve Karatepe köylüleri arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan silahla kavgada 8 kişi öldü, 4 ağır olmak üzere 11 kişinin de yaralandı.
Olay tam anlamı ile bir vahşet olarak karşımızda duruyor. Bu olay karşısında şok olmayan insanımız yok gibi. Ramazanda bile insanların birbirlerini öldürmeye yönelmeye hem de bu tabloya üzülmeyen tek bir insan yoktur.
Ancak üzülmek tek başına bir şey ifade etmez. Olay olup ölümler yaşandıktan sonra ah vah etmenin de bir anlamı kalmıyor. Yapılması gereken bu tür sorunlara acil müdahale de bulunmak ve sorunu kan dökülmeden çözüme kavuşturmaktadır. Gücü yettiği halde böylesi sorunların çözümüne katkı sunmayan sonra da olup biteni haberi yokmuş gibi davranan yetkilileri aslında büyük bir vebal bekliyor.
Muş ve Bismil katliamları bize büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Yetkililerin kendi sınırları içerisindeki bu tür olayları izleme yerine çözüme kavuşturmaları gerekir. Bu tür olaylar karakolların inisiyatifine bırakılmayacak kadar önemlidir. Asayiş raporlarında büyük olaylar kaydetmek istemeyen yöneticilerin çözüme odaklanmasında fayda var.
Sorun patlak verip katliam yaşandıktan sonra yapılanların bir anlamı kalmıyor. Bu nedenle yöneticileri benzer sonuçlar yaşanmadan önlem almaya çağırıyoruz. Mahkemelerin köy sınır anlaşmazlıkları ve arazi davaları konusunda görevlerini yapmalarını bekliyoruz.