İnsanların ilk babası Hz. Adem´dir. Hz. Adem´den sonra Hz. Havva yaratıldı. İkisinden de çoğalma oldu. Aile kalabalaştıkça sorunlar ortaya çıktı. Evlilik konusunda Habil ve Kabil kardeşler arasında anlaşmazlık ortaya çıktı. Haklı ve haksızın ortaya çıkarılması için bir anayasa ve hakeme ihtiyaç vardı. Çünkü haksız da haksızlık yapınca kendini haklı bulur. Dolayısıyla da Olayın bir yasa şeklinde ve adalet ölçüsüne göre çözülmesi gerekiyordu. İşte bunun için Cenabı Allah Hz. Adem´e yargılamanın nasıl yapılacağı, haklı ve haksızın nasıl tesbit edileceği konusunda kurallar bildirdi. İşte buna yasa denilir. Kardeşlerden Habil bu yasaya boyun eğdi. Kabil ise karşı çıkıp ağa, paşa ve haklı benim dedi. Ağalık ve paşalığını isbat etmek için kardeşini öldürdü ve kıyamete kadar meydana gelecek adam öldürme suçunun müsebbibi oldu.
Görüldüğü gibi aile, toplum, millet ve devletlerin işlenişi için anayasalara ihtiyaç vardır. Çünkü Anayasasız bir idare ve anlayış, Kabil´in anlayış ve idaresi gibi olur. Kâinatı ve kâinat içindeki bütün varlıkları yaratan Cenabı Allah´tır. Adalet ve eşitliğin nasıl sağlanacağı da o daha iyi bilir. Onun koyduğu yasalarda herhangi bir kişi veya partinin çıkarı gözetilmemiştir. Çünkü onun nezdinde hiç kimsenin dokunulmazlığı yoktur. Üstünlük, onun koyduğu kurallara bağlılığa göre değerlendirilir. Peygamber de olsa kuralları çiğnerse onu cezalandırır. Hz. Yunusu bunun için balığın midesine sokarak cezalandırdı. Hz. Muhammed´i kendi kafasına göre hareket etmemesi ve vahyin çerçevesine göre insanları idare etmesi için uyarıp buyurur ki: “ Eğer Muhammed (kendine ait) bazı sözleri bize isnat etseydi, Elbette onun sağ elinden yakalardık. Sonra onun can damarını keserdik. Sizden hiçbiriniz ona engel olamazdı.”(El-Hakka:44-47)
İnsanların yasalarında hep eksikler olur. Çünkü insanda egoistlik düşüncesi hâkimdir. Çıkarı namına zulmü meşrulaştırır. İsrailoğullarının erkek çocuklarının Firavun tarafından öldürülmesi, Hz. İbrahim´in Nemrut tarafından ateşe atılması, cahiliyet döneminde Mekkelilerin kendi kız çocuklarını diri- diri gömmeleri, Hitlerin milyonlarca Yahudi´yi fırınlarda yakması, Sultan Fatih Mehmed´in sekiz aylık kardeşini öldürmesi, Yavuzun aile fertlerini kılıçtan geçirilmesi, Lenin ve Stalin´in milyonlarca insanı öldürmeleri, Hiroşima ve Nagazaki´ye atom bombaların atılması, İstiklal mahkemelerinde binlerce insanın asılması, Dersim, Agri ve Kürdistan´ın diğer bölgelerinde yüz binlerce insanın üzerine zehirli gazların atılıp öldürmeleri, Şeyh Said ve arkadaşlarının asılmaları, ABD nin senelerdir İslam coğrafyasında yapmakta olduğu katliamlar, İsrail´in Filistinlilere karşı yürüttüğü imha hareketleri, Halepçe ve Hama´da katliamların yapılması, senelerdir Kürdistan´da işlenen faili meçhul cinayetler ve ırkçı uygulamalar örnek gösterilebilir. Bunların da yasa ve Anayasaları vardı. Ama bir türlü yasalarının eksiklerini tamamlayamadılar. Herkes çıkarına göre adaleti yorumlar. Yukarıdaki cinayetler kendilerince adalet ve hukuk namına yapılmıştır. Ancak adalet ve hukuk gördükleri uygulama, zulümden başka bir şey değildir. Hocalar Cuma günlerinde hutbenin sonunda adaletle ilgili şu ayeti okuyup tekrarlar: “Muhakkak, Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım yapmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar.” (Nahl Sûresi 90)
Bu gibi ayetler çokça okunmaktadır. Ancak ayetlerin okunmasından gaye, ayetlerin kapsadığı emir ve yasakları uygulamaktır. Ayetler hep okunsunlar diye gönderilmemişlerdir. Belki gereğinin yapılması için gönderilmişlerdir. Bilerek gereği yapılmayan ayet, okuyucusuna lanet getirir. Çünkü Resulullah buyurur ki: “Nice Kur´an okuyucuları vardır ki, Kur´an onlara lanet getirir.”
Senelerdir cumhuriyet kurulmuştur. Cumhuriyet kurulurken adalet ve halkın iradesi namına kuruldu. Onun için Bediüzzaman gibi zatlar padişahlık yerine, Cumhuriyeti desteklediler. Ancak Cumhuriyet padişahlığı arattı. Seyyar mahkemeler kurularak bir saat zarfında insanların yargılanıp asıldıklar tarihçiler tarafından ifade edilmektedir. Genelde Müslüman´ca yaşamak isteyenlere, özelde de Kürt kimliğiyle kendilerini ifade etmeye çalışanlara acımasız baskı ve sindirme yöntemleri uygulandı. İşte Bediüzzaman´ın 27 senelik sürgün ve hapis hayatı halen hafızalarımızda durmaktadır. Halkı birbirine düşürmek için Özel Harp Dairesi ve Ergenekoncuların yaptıkları fitne, fesat ve yıkıcı hareketler halen de basının gündeminde canlılığını korumaktadır. Bu insanlık dışı uygulamalar yapılırken kendilerince Anayasa ve hukuk namına yapılmıştır. Oysa bunlar zulmün en çirkin uygulamalarıdır. Bunları alkışlamak veya meyletmek Cehennem´lik olma nedeni olabilir. Çünkü Cenabı Allah buyurur ki: Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa ateş size dokunur.”( Hud: 113)
Cumhuriyet dönemi boyunca bir kısım partiler iktidarda olmuşlardır. İktidarda olmadıkları zaman, insan hakları savunucuları ve demokrat kesilirler. İktidar olduklarında da geçmişte söylediklerini unuturlar ve çıkardıkları kanunları kendi lehlerine çevirmek için ellerinden geleni yaparlar. Halkın inanç ve değişik sahadaki haklarını göz ardı ederler. Şu anda Türkiye´nin gündeminde bir Anayasa değişiklik paketi vardır. Göye bazı iyileştirmeler yapılacaktır. Ancak maddeler incelendiği zaman senelerdir Türkiye´nin kangreni haline gelen sorunların ortadan kaldırılması için herhangi bir ışık göremiyorum. Yedi senedir susmaya devam eden iktidar Partisi daha ziyade partisinin kapanmaması için ve durumunu biraz daha pekiştirmek için bu değişikliği yapmaya çalıştığını görmekteyim. Ancak değişikliğin içinde inanca göre dini yaşama hürriyeti ve Kürtlerin gerek ana dilleri ile eğitim ve gerekse her konuda Türklerle eşit bir statüye kavuşturulmasıyla ilgili herhangi bir düzelme görülmemektedir. Diyarbakır yararlanmasın diye yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması rafa kaldırılmıştır. Demokratik Barış Partisinin daha fazla Milletvekili çıkartmaması için Seçim barajı olduğu gibi durmaktadır. Eğitim dili yine Türkçe olarak devam edecektir. Müslüman, inancına göre yaşamayacaktır. Tek millet, tek Devlet, tek bayrak dayatması devam edecektir.
Peki çözülmeye çalışılan nedir? Kur´an´ın hükümlerine göre inanıp yaşamak isteyenler ve Kürt kimliğini savunanlar yine Subay ve General olamayacaklardır. Yine okullarda Türküm doğruyum dayatması devam edecektir. Beyler! Yapacaksanız düzgün yapın! Yalnız kendi çıkarınızı düşünmeden bütün halkın dünya ve ahret çıkarını düşünerek ve adaleti göz önünde bulundurarak cesurca adımlar atın. Anayasayı baştan ele alın. Çünkü halkın çoğunluğu bu eğilimdedir. Bir avuç sağcı ve solcu faşistlerin çıkardıkları gürültüye kulak vermeyin! Şu ana kadar 1982 Anayasasının 80 maddesi değişmiş olmasına rağmen yine sorunlar bitmedi. Cenabı Allah buyurur ki: “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kişiler olun.“(Nisa:135)
„Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kin ve nefretiniz sizi asla onlara karşı adaletsizliğe sevk etmesin.“(Maide:8)
“Allah size mutlaka emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.“ (Nisa: 58). Allah´a emanet olun!
Next