“Hasankeyf sular altında kalmasın” sloganı ile özdeşleşen Hasankeyf’i baraj suları altında bırakmama mücadelesi epey bir süredir sürüyor. Hasankeyf Gönüllülerinin bir araya gelmesi ile başlayan süreç daha sonra değişik adlarla katılım sağlayan çevrecilerin katılımı ile sürdü.
Burada amaç binlerce yıllık tarihi bir geçmişi olan bir yerleşim yerinin sular altında kaybolmasının engellemesinin yanında dünyanın önemli yerleşim ve doğa özelliklerine sahip olan Dicle vadisinin sahip olduğu canlı ve cansız varlıklarının korunmasıdır.
Çevre, Doğa ve tarih severler bu doğa harikasının korunması yönünde çaba sarf ederken hükümetler de bir devlet politikası haline getirdikleri yaklaşımları ile enerji ihtiyacını değerlendirerek baraj yapılması yönünde inisiyatif kullanmaktadırlar.
Bu çerçevede süren mücadelede daha evvel projeye destek veren yabancı kuruluşlar süreçten çekilmişlerdi ancak başbakan yerel kaynak kullanımı ile de olsa barajı yapacaklarını belirterek kendi açısından duruma nokta koymuş oldu. Ardından da baraj yapımına başlandı.
Türkiye’nin bir enerji ihtiyacının bulunduğu konusunda hemfikir durumdayız. Ancak bu enerji ihtiyacı gerekçe gösterilerek birçok alanda tarihi yerleşim yerlerinin sular altında bırakılması da değişik eleştirileri gündeme getiriyor ve bu durum biraz da haklılık payına sahip bir eleştiri olarak görünüyor. Zaugma’nın durumu buna somut bir örnek olarak gösterilebilir.
Dünyanın gizliden gizliye sürdürdüğü bir su politikasından da haberdarız elbet. Ülke su kaynaklarının boşu boşuna akıp gitmesine de seyirci kalamayız. Elektrik başta olmak üzere enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü dışardan temin eden bir ülke olarak kaynakları heba edecek durumda olmadığımızı da görmemiz gerekiyor.
Ancak Hasankeyf; Tarih, Doğa ve Enerji çatışmaları arasında sulara gömülemeyecek kadar değerli bir zenginliğimiz. Hem enerji ihtiyacının sağlanması hem de Hasankeyf’in sular altında bırakılmaması mümkün!
İlimizin Tarih ve Turizm merkezi olan birçok hayvan türünün barınağı ve bir doğal güzellik merkezi olan Dicle vadisinin kurtarılması da mümkün. Üstelik bu işi kavga gürültüye mahal vermeden kafa kafaya vererek çözmek de mümkün ama inatlaşma mantıksal çözümlerin önüne geçmiş süreci tıkamaya devam ediyor.
Evet, baraj sahasında bulunan vatandaşlarımızın bir bölümünün seslerini çıkarmadıkları tezi doğrudur. Nedeni de baraj yapımı nedeniyle yapılan kamulaştırmalar dolayısıyla verilen milyarlarca liralık kamulaştırma bedelleridir. Bu paralar bir gün bitecek ama asıl olan bu paraların bitmesi ile birlikte sahip olduğumuz zenginliğimizin bitmemesidir.
Hasankeyf’in eski yerleşim merkezi ve tarihi eserlerini sular altında bırakacak proje kapsamında yeni bir yerleşim merkezi kuruldu. Bu olumlu bir çalışma elbet. İnsanların yeni yere taşınması hayat seviyelerini bir nebze yükseltebilir. Zaten tarihi dokunun korunması için de böyle bir çalışma gerekliydi. Bu çalışma aslında tarihi ve doğal dokunun korunması amacı ile yapılsaydı belki bu alanda Türkiye dünyanın parmakla işaret edilen ülkesi olacaktı ama bu yapılmadı. Hasankeyf için şu anda bile sürdürülmekte olan çalışmaların varlığını biliyoruz. Ancak bütün bu çalışmalar yürütülürken bir uzlaşı sağlanamaması asıl sorunu oluşturan bir unsurdur.
Enerji ihtiyacı giderilmeli ancak Hasankeyf’in tarihi ve doğal zenginliği korunmalıdır. Bizler başımızı kuma gömüp gerçekleri görmezlikten gelirken ta Amazonlardan gelen insanlar barajın yapılmaması gerektiğini vurguluyorlar. Bu durum artık dikkate alınmalıdır. Hasankeyf artık bu alanda mücadele edenlerin bir dünya örneğine dönüşmüşken hükümetin de projeyi gözden geçirmeli ve Hasankeyf’i korumak için bir adım atmalıdır.
Burada amaç binlerce yıllık tarihi bir geçmişi olan bir yerleşim yerinin sular altında kaybolmasının engellemesinin yanında dünyanın önemli yerleşim ve doğa özelliklerine sahip olan Dicle vadisinin sahip olduğu canlı ve cansız varlıklarının korunmasıdır.
Çevre, Doğa ve tarih severler bu doğa harikasının korunması yönünde çaba sarf ederken hükümetler de bir devlet politikası haline getirdikleri yaklaşımları ile enerji ihtiyacını değerlendirerek baraj yapılması yönünde inisiyatif kullanmaktadırlar.
Bu çerçevede süren mücadelede daha evvel projeye destek veren yabancı kuruluşlar süreçten çekilmişlerdi ancak başbakan yerel kaynak kullanımı ile de olsa barajı yapacaklarını belirterek kendi açısından duruma nokta koymuş oldu. Ardından da baraj yapımına başlandı.
Türkiye’nin bir enerji ihtiyacının bulunduğu konusunda hemfikir durumdayız. Ancak bu enerji ihtiyacı gerekçe gösterilerek birçok alanda tarihi yerleşim yerlerinin sular altında bırakılması da değişik eleştirileri gündeme getiriyor ve bu durum biraz da haklılık payına sahip bir eleştiri olarak görünüyor. Zaugma’nın durumu buna somut bir örnek olarak gösterilebilir.
Dünyanın gizliden gizliye sürdürdüğü bir su politikasından da haberdarız elbet. Ülke su kaynaklarının boşu boşuna akıp gitmesine de seyirci kalamayız. Elektrik başta olmak üzere enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü dışardan temin eden bir ülke olarak kaynakları heba edecek durumda olmadığımızı da görmemiz gerekiyor.
Ancak Hasankeyf; Tarih, Doğa ve Enerji çatışmaları arasında sulara gömülemeyecek kadar değerli bir zenginliğimiz. Hem enerji ihtiyacının sağlanması hem de Hasankeyf’in sular altında bırakılmaması mümkün!
İlimizin Tarih ve Turizm merkezi olan birçok hayvan türünün barınağı ve bir doğal güzellik merkezi olan Dicle vadisinin kurtarılması da mümkün. Üstelik bu işi kavga gürültüye mahal vermeden kafa kafaya vererek çözmek de mümkün ama inatlaşma mantıksal çözümlerin önüne geçmiş süreci tıkamaya devam ediyor.
Evet, baraj sahasında bulunan vatandaşlarımızın bir bölümünün seslerini çıkarmadıkları tezi doğrudur. Nedeni de baraj yapımı nedeniyle yapılan kamulaştırmalar dolayısıyla verilen milyarlarca liralık kamulaştırma bedelleridir. Bu paralar bir gün bitecek ama asıl olan bu paraların bitmesi ile birlikte sahip olduğumuz zenginliğimizin bitmemesidir.
Hasankeyf’in eski yerleşim merkezi ve tarihi eserlerini sular altında bırakacak proje kapsamında yeni bir yerleşim merkezi kuruldu. Bu olumlu bir çalışma elbet. İnsanların yeni yere taşınması hayat seviyelerini bir nebze yükseltebilir. Zaten tarihi dokunun korunması için de böyle bir çalışma gerekliydi. Bu çalışma aslında tarihi ve doğal dokunun korunması amacı ile yapılsaydı belki bu alanda Türkiye dünyanın parmakla işaret edilen ülkesi olacaktı ama bu yapılmadı. Hasankeyf için şu anda bile sürdürülmekte olan çalışmaların varlığını biliyoruz. Ancak bütün bu çalışmalar yürütülürken bir uzlaşı sağlanamaması asıl sorunu oluşturan bir unsurdur.
Enerji ihtiyacı giderilmeli ancak Hasankeyf’in tarihi ve doğal zenginliği korunmalıdır. Bizler başımızı kuma gömüp gerçekleri görmezlikten gelirken ta Amazonlardan gelen insanlar barajın yapılmaması gerektiğini vurguluyorlar. Bu durum artık dikkate alınmalıdır. Hasankeyf artık bu alanda mücadele edenlerin bir dünya örneğine dönüşmüşken hükümetin de projeyi gözden geçirmeli ve Hasankeyf’i korumak için bir adım atmalıdır.
Next