Herkes çocukluk kapısından geçmek zorundadır. Hiç kimse çocukluk kapısını atlatıp dünyaya gelemez. Dolayısıyla da insan, çocukluk dönemini yaşayarak olgunlaşıp hayata atılır. Çocukluk dönemi, çocuk açısından dini sorumluluktan muaf tutulmuştur. Ancak çocukların velileri açısından sorumluluk devam eder. Bu nedenle de büyüklere büyük görevler düşmektedir. Çocuk ve aile fertlerin İslam fıtratından uzaklaşmamaları için azami gayretin sarf edilmesi gerekir. Aksi takdirde çocuk ve aile fertlerin itikad ve amel açısından düşecekleri yanlışlıklardan veli ve aile reisi olarak kendileri sorumlu olacaklar ve kıyamet gününde bunun hesabını vermek zorunda kalacaklardır. Çünkü Cenabı Allah, çocukların doğru yol üzerinde yetiştirilme görevi ana baba ve diğer velilere vermiştir. Çünkü Kur’an’da buyrulur ki:
ياأيها الذين آمَنُواْ قوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا الناس والحجارة عَلَيْهَا مَلاَئِكَةٌ غِلاَظٌ شِدَادٌ لاَّ يَعْصُونَ الله مَآ أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
2. “Ey imân edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında acımasız, güçlü, Allh’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrîm: 6)
Ayet, bizlere hem kendimizi hem de çoluk çocuklarımızı ateşten koruma sorumluluğunu yüklemektedir. Dolayısıyla da nefsimizden sorumlu olduğumuz gibi çoluk çocuklarımızdan da sorumluyuz. Öyle bir ateşten kendimizi ve çoluk çocuklarımızı korumalıyız ki o ateşin yakıtı isyankâr insan ve taşlardır. O ateşin bekçileri acımayan, merhamet göstermeyen, torpil yapmayan ve verilen emirleri harfiyen yerine getiren güçlü meleklerdir. Gören göz, duyan kulak ve kavrayan kalple ayeti incelediğimizde, acaba! bu ateşe hangi yürekler dayanabilir? Hangi akıl sahibi burayı mekân edinebilir?
İşte insanın yüreği, taştan daha katı ve kendisi de hayvanlardan daha aşağılarda olmasaydı, bu ayette vurgulanan sorumluluğunu yerine getirir ve çoluk çocuklarını tağutların ve batıdan gelen ahlak ve edep tanımayan mimsiz medeniyetin pençesine teslim etmez ve onları Şer’i şerifin istikametinde yetiştirip yürümelerini sağlayacaktı. Onları müşrik, kafir, mürtet ve ateist canavarların kucağına teslim etmezdi. Bunun için hadiste buyrulur ki: ‘’Bir baba,çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi bir miras bırakamaz.’’(Tirmizi)
Aslında insan dünyada iken çocuklarından dolayı imtihandan geçirilir. Onlara karşı görevini yapıp yapmadığı denenir. Çünkü Cenabı Allah buyurur ki:
وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
‘’ Biliniz ki,mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır.’’( Enfal:28)
Sözkonusu imtihanın başarıyla verilebilmesi için gece gündüz tetikte beklemek gerekir. Çünkü çocuk ve aile fertleri boşlukta kalınca zarar vermeye başlarlar. Aynen aç kalmış canavarlar gibi sağa sola saldırırlar. Çocuk ise, ana babasını, eş ise eşini incitirler, iflasın eşiğine götürürler, toplum içinde onurlarını sıfıra indirirler. Zira Cenabı Allah buyurur ki:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
‘’ Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama effeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.’’Teğabün:14) Demeki bazı çocuk ve eşler düşmanlık beslerler. Onlara dikkat etmek gerekir. Ancak onlara güzellik ve yumuşaklıkla yaklaşılmalıdır. Sertlikle üzerlerine gidildiği zaman aksel amel yapar ve daha da beter olabilirler. Uyuşturucu, fuhuş ve organ mafyacıların eline düşebilirler.
Aşağıdaki ayette de aile fertlerin namaz kılmaları için aile reis ve yetkililere düşen görev emredilip hatırlatılmaktadır. Buyrulur ki:
وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا
‘’Ehline namaz kılmayı emret! Kendin de ona sabırla devam et.’’ (Taha:132)
İnsan imtihan için yaratılmıştır. Cenabı Allah’ın hiç kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur. Ancak insan yaratılırken sapa sağlam bir hedefe varabilmek için ona bir yol haritası gönderilmiştir. O harita da mimarları peygamberler olan ilahi kitaplardır. O ilahi kitaplarda, insan hayatının yalnız bu dünyadan ibaret olmadığı, belki hayat ölümden sonra da daha güzel ve sonsuza dek devam edeceği, o hayatta sıkıntı ve ölümün olmadığı, nefsin arzuladığı her şeyin mevcut olduğu belirtilmektedir. Aslında namaz, yaratıcı ile yaratılanlar arasındaki bağın pratiğidir. Namaz Cenabı Allah’ın rububiyet ve hakimiyetinin kabulüdür. Namazla manevi huzur sağlanır. Cenabı Allah’ın rububiyet ve hakimiyetin hudutlarına müdahale edilemeyeceğinin itiraf ve ahitnamesidir. Firavun namaz kılsaydı, rububiyet iddiasında bulunmazdı. İslam coğrafyasındaki idareciler, şuurluca secdeye varabilselerdi, Allah’ın şeraitine karşı çıkmazlardı. Namaz, aynı zamanda Müslüman’a manevi gıda verir. Onu her türlü fıtrat dışı zulüm ve sapıklıktan korur. Çünkü Kur’an’da buyrulur ki:
اُتْلُ مَا أُوْحِىَ إِلَيْكَ مِنَ اْلكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلاَةَ إِنَّ الصَّلاَةَ تَنْهَى عَنِ اْلفَحْشاَءِ وَاْلمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللهِ أَكْبَرُ وَالله يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
“(Resulüm!) Sana vahiy edilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Hiç kuşkusuz namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar, Allah'ı anmak,(ibadetlerin) en büyüğüdür.’’ Allah ne yaptığınızı bilir.”(Ankebut:45)
Görüldüğü gibi Müslüman’lara büyük görevler düşmektedir. Kendileri namaz kılmakla yükümlü oldukları gibi aile fertleri ve çocuklarının kılıp kılmadıklarından, şeytanın peşinden koşup koşmadıklarından, dışarıdaki vakitlerini nerelerde geçirdiklerinde da sorumludurlar. Çünkü yukarıda geçen Taha/132. Ayette bu görev bütün aile reislerine verilmiştir. Şayet kılınan namaz, sahibini fuhuş ve kötülüklerden alıkoymazsa, kılınan namazın şuurluca kılınmadığı ve geleneksel bir namaz olduğu üzerinde durmak gerekir. Çünkü aşağıdaki hadiste, çocuğa yedi yaşında iken namazın öğretilmesi, on yaşında kılmadığı takdirde terbiye amacıyla dövülmesi ve yataklarının ayrılması emredilmektedir. Buyrulur ki:
مُرُوا أَوْلادكُمْ بِالصَّلاةِ وهُمْ أَبْنَاءُ سبع سِنِينَ ، واضْرِبُوهمْ علَيْهَا وَهُمْ أَبْنَاءُ عَشْرِ ، وفرَّقُوا بيْنَهُمْ في المضَاجعِ .رواه أبو داود بإِسنادٍ حسنٍ .
“Çocuklarınıza yedi yaşındayken namaz kılmalarını söyleyiniz. On yaşına bastıkları hâlde kılmazlarsa onları dövün ve yataklarını da ayırınız.” (Ebû Dâvûd, Salât)
Müslümanlar, çocukların namazlarından sorumlu oldukları gibi diğer bütün dini ve dünyevi eğitimlerinden de sorumludurlar. Çocuklara islamın öğretilmesiyle birlikte sabah namazı başta olmak üzere namaz kılıp kılmadıkları sık sık kontrol edilmelidir. Çocuk, başı boş sokağa bırakıldığı takdirde yukarıda da işaret edildiği gibi her türlü ahlaksızlığı öğrenecek, uyuşturucu ve fuhuş çetelerin eline düşecek helal-haram inancından uzaklaşacak ve ümmetin bir ferdi olarak Hz. Muhammed’i sevindirme yerine, onu üzecektir. Görüldüğü gibi çocuklar on yaşına vardıklarında kız oğlan demeden yatakların birbirinden ayrılması gerekir. Çünkü şeytanlar aynen kan gibi insanların damarlarında dolaşırlar.
Aşağıdaki hadisten de anlaşılacağı gibi Resulullah (sav), çocuklara yedirilen rızkın helal olup olmadığı konusu üzerinde titizlikle durmuştur. Çünkü Ebu Hüreyre (ra) rivayet eder ki:
أَخذ الحسنُ بنُ عليٍّ رضي اللَّه عنْهُما تَمْرةً مِنْ تَمرِ الصَّدقَةِ فَجعلهَا في فِيهِ فقال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم كُخْ كُخْ ، إِرْمِ بِهَا،أَما علِمْتَ أَنَّا لا نأْكُلُ الصَّدقةَ ،؟ متفق عليه .
Hz. Ali’nin oğlu Hasan (ra)sadaka edilen hurmalardan birini alıp ağzına atmıştı. Bunu gören (sav) hemen müdahale ederek “Kaka, kaka! At onu! Bizim sadaka edilen şeyleri yemediğimizi bilmiyor musun?” buyurdu.(Buhârî, Müslim, Zekât )
Söz konusu hurma, çalıntı bir mal değildi. Belki sadaka denilen zekât malındandı. Zekât malı Resulullah ve aline haram olduğu için Hz. Hasan bunu yemekten engellenmiş ve ağzındaki lokmanın dışarı atılması için emir verilmiştir. Bir lokmanın ne önemi vardır? Demeyelim. Çünkü haramın azına dikkat edilmediği takdirde çoğuna da dikkat edilmez ve alışkanlık haline gelir. Haram mideye inince kana karışır ve bütün damarlarda dolaşır. Bu konu kitabımızın ‘’haram yemek’’ bölümünde uzunca anlatılmıştır.
Aşağıdaki hadiste de yemeğe başlarken çocuklara besmelenin öğretilmesinin gerekliliğine dikkatlerimiz çekilmektedir:
وعن أبي حفْصٍ عُمَر بن أبي سلَمةَ عبدِ اللَّه بنِ عبدِ الأَسد : ربيبِ رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : كُنْتُ غُلاماً في حجْرِ رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، وكَانَتْ يَدِي تَطِيشُ في الصَّحْفَةِ ، فقال لي رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : يا غُلامُ سمِّ اللَّهَ تعالى ، وَكُلْ بِيمِينِكَ، وكُل ممَّا يليكَ . فَما زَالَتْ تِلْكَ طِعْمتي بعْدُ . متفقٌ عليه
Resulullah (sav)in üvey oğlu, Ebu Seleme Abdullah İbni Abdülesed’in öz oğlu Ebu Hafs Ömer şöyle dedi:Ben Hz. Peygamber’in himayesinde yetişen bir çocuktum. Yemek yerken, elim yemek tabağının her yanına giderdi. Bunun üzerine Resûlullah (sav) bana şöyle buyurdu:“Ey oğul, besmele çek! Sağ elinle ye! Ve hep önünden ye!”O günden sonra buyurduğu gibi yedim.( Buhârî, Et`ıme, Müslim, Eşribe )
Burada üç hususun çocuğa öğretilmesi emredilmektedir: yemeğe başlarken besmeleyle başlanmalı. Çünkü besmele her şeyin başıdır. Besmeleyle şirk ,küfür ve her türlü İslam dışı otorite ret edilir. Gerek yemekte gerekse yaşamın diğer kısımlarında Allah’ın egemenliğine bağlılık tekrarlanır. Bir de sağ elle ve kendine doğru olan kenarından başlanır. Çünkü iyi işlere sağ elle ve sağdan başlanılması islamın emridir. Toplu yemelerde herkesin kendi tarafındaki kabın kenarından başlaması ahlaki bir durumdur ve insan tabiatına daha uygundur. Çünkü Resulullah (sav), yemeğe kabın ortasından başlamanın, yemeği bereketsiz kılacağını bizlere bildirmiştir. Sonunda da Elhamdulillah denmelidir . Çünkü Cenabı Allah’ın bizlere verdiği nice nimetler vardır. Yemek de bunlardan birisidir. Dolayısıyla da nimetlere karşı nankörlük etmemek gerekir.
Ayrıca çocuklar doğunca sağ kulağında ezan, sol kulağında da kamet okumak onlara güzel bir isim vermek sünnettir. Ancak isim bulmak için site siet, diyar diyar dolaşmaya gerek yoktur. Önemli olan takılacak ismin anlamının güzel olmasıdır. Hz. Hasan doğunca ve Hz. Hüseyin doğduklarında, Hz. Ali isimlerini savaş anlamına gelen ‘’Harb’’ koymak istedi.Fakat Resulullah (sav) her iki seferde de bu ismi kabul etmedi ve isimleri Hasan ve Hüseyin koydu. Arapçada ‘’Hasan’’ güzel, ‘’Hüseyin’’ de güzelcik anlamındadır. Çocuklar yedi günlük iken saçları kesilip ağırlığınca altın tasadduk etmek de sünnettir. Ayrıca oğlanlar için iki, kızlar için hayvan akika olarak kesmek de sünnettir. İslami bir devlette, çocuk büluğ çağına ulaştıklarında malı yoksa evlilik masrafı dahil olmak üzere ihtiyaçları beytü’l-maldan karşılanır. Ancak asrımızda olduğu gibi İslami hükümler raflara kaldırıldığı için babaların maddi durumları müsait ise çocuklarını evlendirmek zorundadırlar Ancak eşler ararken dindarları tercih etmeleri gerekir..
Netice itibarıyla gerek idareciler, gerek alimler, gerek aile reisleri ve gerekse her Müslümanın, aile fertlerin İslam fıtratı üzerinde yetiştirilmesi için azami gayret sarf etmeleri gerekir. Çünkü çocuk anne, baba ve büyüklerini taklit eder. Onlar ateist, Yahudi, Hıristiyan, laik,ve Budist gibi dinlere müntesip iseler, çocuklar da aynı yolu takip ederler. Eğer Kur’an’i anlamda Müslüman iseler, çocuklar da aynen onlara uyarlar. Dolayısıyla da aşağıdaki hadisten de anlaşılacağı gibi genel ve özel anlamda herkes mahiyetindeki kimselerin çobanı durumundadır. Çünkü Resulullah (sav) buyurur ki:
كُلُّكُمْ راعٍ ، وكُلُّكُمْ مسئولٌ عنْ رعِيَّتِهِ ، والأِمَامُ رَاعٍ ، ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، والرَّجُلُ رَاعٍ في أَهْلِهِ ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، والمرْأَةُ راعِيةٌ في بيْتِ زَوْجِهَا ومسئولة عنْ رعِيَّتِهَا ، والخَادِمُ رَاعٍ في مالِ سيِّدِهِ ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، فكُلُّكُمْ راعٍ ومسئولٌ عنْ رعِيتِهِ. متفقٌ عليه .
“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobandır ve güttüğü sürüden sorumludur.”(Buhârî, Cum`a; Müslim, İmâre )
Görüldüğü gibi Hadiste, başta devlet adamı olmak üzere erkek, kadın, hizmetçi ve herkesin çoban durumunda oldukları bildirilmektedir. Burada devlet adamı birinci sırada zikredilmiştir. Çünkü devlet adamı, kanunları yaptırır ve uygular. Eğer İslama uygun olmayan kanunları uygular ve bunun gereği olarak faiz, zina, kumar içki fuhuş, kadının açılıp saçılması ve devletin ırkçılık temelleri üzerine kurulması gibi İslamın ruhuna ters kanunlarla toplumu yönetirse, peşinen onlara hıyanet etmiş olur. Çünkü onlara ahireti kaybettirir ve onları tağutların kölesi durumuna düşürür. Dolayısıyla da Allah’ın şeraitine düşman kesilirler. Batı demokrasisini islamın hükümlerine tercih ederler ve böylece İslam namı altında irtidat ve şirk durumuna düşerler.
Bunun için Hz. Ömer halife iken derdi ki:’’ Diclenin kenarinde bir koyunu kurtlar kaparlarsa, kıyamet gününde bunun hesabı benden sorulacaktır.’’ Evin erkek, kadın ve hizmetçilerine de aynı sorumluluk yüklenmiştir. Bunların da, üstlendikleri görevlerde İslami prensipleri göz önünde bulundurarak görevlerini ifa etmeleri gerekir. Kadın şuurlu olduğu takdirde çocukların üzerinde daha fazla etkisi olabilir. Çünkü kadın babadan daha fazla çocuklarla haşir neşir olur. Bunun için Anne ve baba işbirliği yaparak çocukların İslam fıtratı üzerinde yetişmelerine azami gayret sarf etmeleri dini bir görevdir. Akşamları bellii bir saatte televizyonu kapatıp bütün aile fertlerini toplayarak islamın özü ve Resulullah’ın hayat ve gönderiliş maksadıyla ilgili sağlam kaynaklı bir kitaptan bazı bölümlerin okunması faydalı olacaktır. Kız çocukların İslami tesettüre dikkat edip etmediklerini kontrol etmelidirler. Ayrıca islamı düzgün anlayıp yaşamaya çalışan arkadaşlarla vakit geçirmeleri için bütün imkanlar seferber edilmelidir. Aksi takdirde çocuklar cahili bir dönemin kurbanı olacaklardır. Sorumluları da biz büyükler olacağız. Allah bizi korusun!
Next