Prensip olarak yargı işi ile uğraşanların, diyaloga açık, uzlaşma yolları arayan, gerginlikten uzak, uzlaşıyı şiar edinen ve bu yapıları ile topluma örnek olmaları beklenir. Genelde de öyledirler. Ancak son dönemde bizim adliyemizin koridorlarında gizliden gizliye bir çekişmedir almış başını gidiyor.

Gerginlik Cumhuriyet savcılarımız veya başsavcılık ile Baro avukatları arasında yaşanmaktadır. Son günlerde Baronun iki basın açıklaması ile konuyu kamuoyuna yansıtmış olması da işin ayukka çıktığının göstergesi olmakta.

Savunma hakkının kutsallığı ne kadar önemliyse kamu hukukunun korunması da aynı ölçütlerde önelidir diye biliyoruz. Dolayısıyla herkesin görevini gerçekleştirirken rahat olması ve baskı altına alınmaması gerekir. Bu Savcılık içinde avukatlar için de böyle olmalıdır.

“Savcının zorunlu görevlerinin başında kamu davasını açmak ve yürütmek gelir. İhbar ve şikâyet üzerine suç işlendiğini haber alan Cumhuriyet savcısı, kamu davasını açmaya gerek olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla araştırma ve soruşturma faaliyetine başlar. (CMUK 153) Gecikilmesi durumunda zarar umulan hallerde, Cumhuriyet savcısı gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür; bu tedbirler arama, elkoyma, toplatma ve yakalama gibi olabilir. Savcılar, coğrafi bakımından yetkili bulundukları sınırlar (il veya ilçe sınırları) içinde işlenen suçlarda soruşturma yapmak ve dava açmakla yetkili ve görevlidirler.” Yüksek olasılıkla savcılık bu görevi gerçekleştirirken rahat olmadığını ima etmektedir.

“Avukat, hukuk öğrenimi görmüş ve yargı önünde kişilerin haklarını savunmayı meslek edinmiş kimselere denir. Avukat aynı zamanda yasalarla ilgili konularda kişilere yol gösterir.

Hukuka saygı ilkesi üzerine kurulmuş bir toplumda, avukat önemli bir role sahiptir. Görev kanun çerçevesi içinde sadece bir vekâletin sadık uygulaması ile sınırlı değildir. Bir hukuk devletinde avukat, hem adalete, hem de hak ve özgürlüklerini savunmakla yükümlü olduğu yargılamaya tabi kişiler için de vazgeçilmezdir. O, müvekkilinin hem savunucusu, hem danışmanıdır.

Avukat:

 Müvekkiline,

 Nezdinde müvekkilini temsil ettiği, ya da yardımcı olduğu mahkemelere ve diğer yetkili makamlar,

Genel olarak mesleğine ve özel meslektaşına,

Kendi koyduğu kurallara bağlı, bağımsız ve hür bir mesleğin devlet ve diğer idari  makamları nezdinde insan haklarını ana unsur olarak kabul eden bir kamuoyuna karşı, bazen, görünüşte, çelişmeli gibi gözüken çeşitli görev ve yükümlülükler altına girmektedir.” Yani avukatlar da savunma alanında rahat olmadıklarını müvekkillerini rahat savunamadıklarından ve ilişkilerin düzeyinden şikâyetçi olduklarını ima etmektedirler.  Bu sıkıntılarını da üyesi oldukları Baro aracılığı ile dile getirmektedirler.

Olaya sadece Dedaş soruşturması bağlamında bakmamak gerekiyor. Bu soruşturmadan önce de Adliyede Başsavcılık ile Avukatlar arasında bir gerginlik olduğu bilinmekteydi.

Öncelikle belirtilmesi gereken bir konu hukukçulara hukuk kurallarını öğretemeyeceğimizdir ancak hukukçuların birbirine düşmesini de içimize sindiremeyiz. Birbiri ile kavgalı durumda olan bir soruşturma ve savunma öğelerinin topluma hizmet etme, adaletin tecellisini sağlama yönünde nasıl sağlıklı kararlar verilmesine çalışacakları ve kararın hakkaniyete uygun şekilde çıkması için Hâkimlerin daha çok zorlanacakları açıktır.

Toplum olarak bir sorun ile karşılaştığımızda ya savcıya ya da avukata gideriz. Karşılaştığımız sorunu çözmelerini bekleriz. Bu iki meslek grubunun çatışma halinde olması durumunda sorunlarımızı nasıl çözeceklerini varın siz düşünün. Toplumun örnekleri olması gereken meslek gruplarının bu şekilde kamuoyuna yansımaları hiç de güzel olmamıştır.

Baro çıkıp arka arkaya basın açıklamaları ile savcılarımızın tavırlarını eleştiriyorsa durup düşünmek gerekir. Sayın Savcıların da bir yanlışlık yapıyor muyuz diye konuya tekrardan incelemelerinde fayda vardır.

Yargı makamlarının ya da yargıda görev alan meslek gruplarının “Tuzu kokutmamaya” çalışmalarında fayda görenlerdeniz.