Bazı kurumlar vardır ki insanların kaderlerini belirlemede rol oynarlar. Onların verecekleri kararlar insanların ve bağlantılı olarak toplumların hayat akışlarının yönünü değiştirmeye muktedirdir.

Bu kurumların başında yargı mekanizmasının işleticisi olan mahkemeler gelir. Bu mahkemelerin karar vermesinde etkili olan yeminli insanlardan oluşan kurumlar ya da kuruluşlar gelir. Bu kuruluşlardan biri de hiç şüphe yok ki Adlı tıp kurumudur.

Son günlerde basından ibretle izliyoruz. Adli tıp kurumunu 3. ihtisas dairesinden şüpheli sonuçlar çıkmakta buradan çıkan sonuçlarla mahkemeler kararlar vermektedir.

Adlı tıpta böylesi söylentiler ayyuka çıktığına göre burada artık ihtisas dairelerinin numaraları ile uğraşmanın bir manası kalmaz. Bir yerden dumanlar çıkmaya başladı mı yangın olduğu kesindir. Adlı tıpta da ne yazık ki durum böyledir. Bu kuruma duyulan güven ne yazık ki zedelenmiştir.

Bu durumun farkına varan en etkili v yetkili makam da Adlı Tıp kurumunun denetlenmesini istemiştir.

Konu ile ilgili yayınlanan haberlerden birisi aynen şöyle; “Cumhurbaşkanlığı Adli Tıp’ın denetlenmesi için Denetleme Kurulu’na yetki verdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son günlerde basın-yayın organlarında Adli Tıp Kurumu ile ilgili çeşitli iddiaların sıklıkla gündeme getirilmesi üzerine, Devlet Denetleme Kurulu’na; Adli Tıp Kurumu’nun 2007, 2008 ve 2009 faaliyet ve işlemlerinin mevzuata uygun biçimde yerine getirilip getirilmediğinin denetlenmesi talimatını verdi.

Cumhurbaşkanı Gül, ayrıca Adli Tıp Kurumu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla söz konusu Kurumun; mevzuat, teşkilat, personel, amaç, araç, gereç ve metotlar yönünden de değerlendirmeye tabi tutulması için Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdi.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada, 2443 sayılı Kanun ile kurulan Devlet Denetleme Kurulu’nun Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 108’inci maddesinde belirlenen denetim, araştırma ve inceleme faaliyetlerini yürüttüğü hatırlatıldı.

Son günlerde Münevver Karabulut ve Hüseyin Üzmez davasının incelenmesi ile ilgili ortaya çıkan gelişmeler kurum hakkında çok fazla eleştiri getirmişti. Cumhurbaşkanı, tüm bu olayların usulüne uygun bir şekilde incelenip incelenmediğinin denetlenmesini istedi.”

Adlı Tıp kurumunun ilgili dairesi bazı sanıklar hakkında verdiği raporlarla da gündeme gelmiş ancak konu geçiştirilmeye çalışılmıştı. Cezaevlerinde ölümcül hastalıklara yakalanan insanlar için tedavileri mümkün görüşleri belirten ihtisas dairesi söz konusu Ergenekon sanıkları olunca sanığın lehine karar vermekten de geri durmamıştır. Bu tavır kurumun itibarını gölgelemiştir.

İsmet Ablak’a kelepçeli tedaviyi uygun gören kurumun görüşüne uyuldu ve tedavi gerçekleştirildi ancak hasta hayatını kaybetti. Bu durumda olan onlarca hasta var. Adlı tıp kurumunun serbest bıraktırdığı sanıkların durumu da kamuoyunca bilenmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanını ortaya koyduğu kara doğru ve kamuoyu vicdanını rahatlatan bir karardır. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı cezaevlerinde ölümü bekleyen tutukluları af etme yetkisini kullanırsa bu beklenti içinde olan insanların da vicdanlarını sesini dinlemiş olur.

Ortadaki karalardan da anlaşılıyor ki Adlı Tıp kurumunun ilgili dairesini verdiği kararlar tartışmaya açıktır. Hatta Hipokrat yemini ve adalet ilkeleri ile çelişkilidir. Kurum şüpheli bir duruma gelmiştir. Bu nedenle bu kurumun yöneticileri için gereken neyse yapılmalı ve kurum hak ettiği itibari kazanmalıdır.

Kanların karıştırıldığı, doku örneklerini tespit edilemediği, masalardaki sperm örneklerinin karıştırıldığı bir adli tıp mekanizmasının adaleti nasıl yönlendirebileceği ortadadır. Teknik olarak bu kadar hatayı yapan kurum bir de siyasi sonuçlar doğuran kararların alınmasında etkili olursa varın sonuçları siz tahmin edin.

Kurumun Devlet Denetleme kurulunca denetlenmesi doğru bir karardır ancak orada olup bitenlerin denetleme kurulunu da etki altına almadan bazı yöneticililerinin sonuçlar açıklanıncaya kadar dinlendirilmesi de denetlemenin itibari açısından faydalı olacaktır.

Bu ülkede her kurumun sil baştan yenilenmesi çalışmasını çok da kolay olmadığı ortaya çıkan sonuçlardan anlaşılmaktadır. Bazı kurum ve kuruluşlarda rutin dışına çıkmayı görmek insanın endişelenmesine neden olmaktadır ancak bu kurumların içine adalet mekanizmasının yönlendirici kurumlarının da girmiş olması endişeyi kaygıya dönüştürmektedir.

Manşetlere yansıyan örneklere bakarak bütün kurumu töhmet altında bırakmak elbette doğru bir yaklaşım olmaz ancak kurum bu töhmetin altında kalmak istemiyorsa kendisini temize çıkarmak zorundadır. Hiç kimsenin ve hiç bir sınıfın gerekçesi ne olursa olsun insanları ve adaleti yanıltmaya hakkı yoktur. Hele bir de adalet adına kendisine sorulan konularda adaleti yanıltmaya asla hakkı yoktur.