Baklava çalana 16 yıl

Dört er öldürene 9 yıl

“Adalet mülkün temelidir” adliyedeki mahkeme duvarlarına yazılan bu sözcükler, doktorların ettikleri Hipokrat yemini kadar kutsal addedilir. Kimsesizlerin, güçsüzlerin, haksızlığa uğrayanların, adalet isteyenlerin tek sığınağıdır, yargı.

Bu kadar kutsal beklentilerin merkezleri asla suiistimale açık alanlara haline getirilmemelidir. Kanun önünde herkes eşittir. Hiç kimseye ırkından, renginden, sahip olduğu statüden dolayı ayrıcalık tanınamaz. Hiçbir gerekçe yargı önüne çıkarılan insanlara farklı bakmayı meşrulaştıramaz. Ne milliyet, ne devlet, ne ırk nede başka bir olgu yargının insana insan olduğu için olması gereken bakış açısını etkilememelidir. İşte bu nedenle herkes adalet ister. Çünkü kabul edilir ki adalet, hakkaniyetin yerine getirilmesindeki temel olgudur.

Adaletin tecellisini sağlayan yargı makamlarının siyasetten ve siyasi görüşlerden uzak durması ya da tutulması gerekmektedir. Aksi durumda yargı tartışılır konuma gelir ki bu en istenmeyen durumdur. Yargı günün koşullarına, dönemin konjektörel yapısına göre de kendisini yönlendiremez. Yargı olaylara sadece kanunilik ilkesi gözlüğü ile de bakmamalıdır. Yargının sivili, askerisi de olmaz. Yargı yargıdır ve görevi adaletin yerine getirilmesini toplum adına sağlamaktır.

Tarihte yargı makamlarını siyasal ya da dini sınıfların egemenliğine sokarak işletmeye çalışanların örneklerini biliyoruz. Engizisyon mahkemeleri Hıristiyanlık dünyasının hala ayıbını örtemediği yargısal süreçlerin örneği değil midir? Böylesi bir yargının adaletinden söz edilebilir mi?

Ülkemizde de son dönemlerde yargının siyasallaştırılması söylemlerinin gün geçtikçe arttığını görmekteyiz. Yargıya getirilen eleştirilerin kafa karıştıran yargı kararlarından kaynaklandığını da belirtmek gerekmektedir. Ülkemizde dünya adalet sistemine örnek gösterilebilecek içtihadı kararlar çıktığı gibi sırf kanunilik düzeyinde bakılarak vicdanlarda ve beyinlerde soru işaretleri bırakan yargı karaları da mevcuttur.

Baklava çaldıkları için 16 yıl ceza yiyen vatandaşların bulunduğu bu ülkede dört insanı pimi çekilmiş bomba ile terbiye etmek adına öldüren sözüm ona komutanlara verilen ceza ise 9 yıl 1 ay. Taş attıklarına ellerindeki kirlilik ile karar verilen çocuklara yıllarca hapis cezalarını uygun gören yargı mekanizması olduğu gibi kurşunlanarak öldürülen insanların ailelerinden öldürüldükleri kurşunların parasının istendiği bir zihniyette mevcut bizim ülkemizde.

Yüksek yargı organlarını temsilcilerinin de belirttikleri gibi ülkemizde de artık bir yargı reformuna ihtiyaç duyulmaktadır. Gelinen aşamada yargı mekanizmasının ciddi eleştiriler almaya başladığını görmekteyiz. Ancak ne olursa olsun en çok güvenilmesi gereken kurumlarımızın başında yargı organlarının gelmesi gerekmektedir. Adalet isteyen herkesin ve kesimin yargıya olan güveninin kazanılması gerekmektedir. Taşı bağlayıp itleri salanların karşısında vatandaşın tek güvencesi yargı makamlarıdır. Bu nedenle yargı makamlarını temsil edenlerin bu hassasiyeti çok iyi korumaları gerekmektedir. Yargıçlar, kolluk kuvvetlerinin yönlendirmesi ile hareket edemezler. Savcıların her talebine âmin de diyemezler. Önlerine gelen dosyalardaki bilgilerin bilimsel veriler ışığında hazırlanıp hazırlanmadığına, sanık haklarının korunup korunmadığına,  önlerine gelen kişilerin suçluluklarının ispatlanıp ispatlanmadığına bakmaları gerekmektedir.

Toplumun yüksek çıkarlarının bulunduğu istisnai durumlarda uluslar arası hukuksal normlar çerçevesinde olayların değerlendirilmesine elbette kimsenin itirazı olmaz. Ancak 75 yaşındaki adamın yaşı sırf idam edilsin diye 57 yaşa indirilir ve 18 yaşın altındaki çocukların yaşları yükseltilip idam sehpasına gönderilirse takdir edersiniz ki kimse bunu yargılama ya da adaletin yerini bulması olarak algılamaz. Kırk sene geçse yine bu olay pişip önünüze konulur ve izah da edemezsiniz.

Televizyon ekranlarında Gaziantepli ailenin dramını seyredince adata dehşete düşüyor insan. Bulut ailesinin reisi biz yargılama sürecinde devlete güvendik devlete sığındık. Alınan karar karşısında şok olduk devlete güvenmezsek kime güveneceğiz diye soruyordu. Askere gönderdikleri çocukları ile birlikte üç genç daha pimi çekilmiş bombaya kurban gitmişti. Bunu yapan komutana verilen ceza 9 yıl. Dört canın bedeli dokuz yıl. Ülkemizde baklava çaldıkları için 16 yıl ceza yiyen insanları da hatırlayınca insanın içinden “Adalet” demesi geliyor işte!