Hafta sonu Açık Öğretim Lisesi sınavları vardı. Liseyi örgün eğitimde okuyamayanlara tanınan bu hakla, gençlere ve çalışanlara liseyi bitirme imkanı tanınmaktadır.
Güzel olmasına güzel ama uygulamaya gelince açık öğretim lisesi sınavları açık kopya çekme sınavlarına dönüşmektedir. Bununla sınavda görevli tüm öğretmenlerimizi kopyaya müsaade ediyor şeklinde itham etmek istemiyorum. Görevini en iyi şekilde yerine getiren, sınıfta kopya çektirmeme görevini en iyi şekilde yerine getiren öğretmenlerimize saygımız daima bakidir.
Lakin yaptığımız gözlemler, bazı okullarımızda ve bazı okullarımızın bazı sınıflarında durumun hiç de iç açıcı olmadığı şeklindedir. “Yardım almaya alışan, buyruk almaya da alışır.” Sözü herhalde bizim gibi toplumlar için söylenmiştir. Sınava giren gençlerimiz açıkça öğretmenlerden kendilerine karşı sınavın kurallarına uymama konusunda toleranslı davranmalarını, yani açıkça kopya çekmelerine müsaade etmelerini istemektedirler. Önceki yıllardan gelen alışkanlıklarla nasıl olsa sınavda birileri yardım eder düşüncesiyle sınava giren öğrencilerin yüzde 90´ı ders kitaplarının yüzünü dahi açmamaktadır.
Diyeceksiniz ki, belli bir yaşa gelmiş insanlar bu yaştan sonra fizik, kimya, matematik derslerini nasıl öğrenecekler? Oysa azimli olanların neleri başardıklarına dair örnekler de çoktur. İstendikten sonra en zor dersler bile kolay bir şekilde öğrenilebilir. Biz bu öğrencilere yardım etmekle, onları hazırcılığa, emek harcamadan hatta çok az zaman dahi harcamadan bir şeyleri elde etmelerini sağlayarak adaleti bozmuş olmuyor muyuz? Bu liseden mezun olan öğrencilerle Anadolu Lisesi, Fen Lisesi veya Normal Liseden mezun olanlar arasında bir iş başvurusu sırasında hiçbir fark olmayacaktır.
Yine şu mazeret de öne sürülebilir. Bu liseden mezun olanlar üniversiteye mi gidecekler? Aslında biz onlara yardım etmekle üniversiteye gidebilme cesaretlerini de kırıyoruz. Bu basit derslerden korkanlar, tabii ki, üniversiteye hazırlanma, üniversitede okuma cesaretini kaybedecekler.
Peki bu öğrencilere kopyalar nasıl ulaştırılıyor? Evet tahmin ettiğiniz gibi elmayı kemiren içindeki kurtçuk olduğu gibi, bu soruların bir kısmını çözerek öğrencilere veren ne yazık ki öğretmenlerimizdir. Hem de büyük bir görev aşkıyla soruları çözen öğretmenlerimiz. Bir de sınıfında çözülemeyen derslerin sorularının cevaplarını başka sınıflara gidip bulan kahraman öğretmenlerimiz de var. Sonra mı, sağ olsun teknoloji harikası cep telefonları. Mesaj yoluyla herkese rahatlıkla ulaştırılabiliyor. Telefonla açıkça kopya çekemeyenler de tuvalete gitme bahanesi ile çıkıp, mesaj olarak gelen cevapları kağıda aktarmakta ve sınıfta cevap kağıdına kodlamaktadır.
Genellikle toplumumuzun insani ve kişilik haklarını aramada çok pasif olduğunu, resmi dairedeki basit bir işi çözmek için bile bir tanıdığını araya koyma ihtiyacı hissettiğini, bir devlet dairesinde haksızlığa uğradığında çözümü hemen şiddete yönelmekte bulduğundan yakınırız.
İnsanımız neden en ufak bir iş için siyasilerin, partilerin veya ileri gelen birilerinin kapısını çalmak zorunda kalıyor? Neden kendini hep mensup olduğu aşiret, dernek, siyasi parti gibi kurumlarla ifade etmek zorunda kalıyor? Neden kendimiz olamıyoruz?
Bu sınavlarda öğrencilere yardım etmekle belki derslerini geçmelerine destek olabiliriz. Ama hayatın her alanında bizler daima onların yanlarında olmayacağız. Birileri hayatta karşılaşacakları her sorunun çözümünü onlara hazır olarak vermeyecek. Yani onlara iyilik değil, kötülük yapıyorlar, bu soruları çözen saygıdeğer öğretmenlerimiz.
Ne mi yapmak gerekir? Herkesin hakkına razı olduğu, haksızlığın hak olarak algılanmadığı ortamları oluşturmak zorundayız. Bu sınava başvururken, sınavlarda kopya verileceğine dair bir garanti verilmediğine göre, insanımıza çalışarak, emek vererek, alın teri dökerek kazanmasını öğretmemiz gerekir. Sınavlarda her okulda ilköğretim müfettişi görevlendirilmesine rağmen, bu tür olumsuzlukların önüne geçilemiyorsa durum gerçekten vahim demektir.
Next