Bugün, annemizin aramızdan ayrılışının 10. günü…
‘Anne’ kelimesi herhalde dünyanın en kutsal sözcüğüdür...
27 Mart 2011 gece 02.30'da acı haberin ilk sinyalleri gelmeye başladı…
Bismil'de açan yeşeren 'sosun çiçeği' Batman'da hayattan kopuyordu…
Gece hastaneye kaldırdığımız annemiz yapılan tüm müdahalelere yanıt veremeyip hayata veda etmeye hazırlanıyordu tabi ki biz durumun bu kadar ciddi olduğunu bilmiyorduk...
Sabahın ilk dakikalarında bir tanecik annemizi ebedi yolculuğa göndermeye hazırlanmıştık.
Her taraf yeşerdi, filizlendi, kendisi bahar mevsiminde soldu!
Acı haberi duyan akraba ve dostlarımız bir anda hastaneye akın etmişti.
1960’lı yıllarda Doruk (Gırık) köyünden Batman’ın Bağlar mahallesine yerleşen Hüseyin-Sosun Arslan çifti bu mahallenin adeta sembolleri haline gelmişti. Sosun anne Komando caddesi sakinlerinin teyzesi, halası, yengesi ve annesiydi. Tüm mahalleliyle samimi olan annemiz ve babamızgeçici olarak da olsa bir süre Bağlar mahallesinden ayrılmışlardı…
Kalan yaşamlarını çocuklarının yanında geçirmek istiyorlardı, öyle de oldu...
Fakat, gönülleri hep Bağlar mahallesindeydi. Uzun yıllar köyde yaşayan anne ve babamızın çekmediği çile kalmamıştı. Yoksulluğun dizboyu olduğu o dönemlerde kendileri sıkıntıdan başka bir şey yaşayamamıştı. O zamanın kadınlarını bir düşünün; çiftçilik, ev hizmeti, hayvancılık ve eş hizmeti… Hepsine yetişmek onların işiydi!
Çocukların derdi ise ayrı bir çileydi muhakkak. Bugün ise çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, buzdolabı, plazma tv, kurutma makinesi ve saray gibi evler… Ne yazık ki bu olanakların hiçbirini onlar ne görebildi, ne de yaşayabildi! Onlar bunların adını bilmediği gibi hayalini de kuramazlardı!
İşte o kadınlar cennetlik değil mi?
Ancak onlar çocukları arasında ayırım gözetmeksizin sevgilerini eşit dağıtıyordu bizlere.
***
Daha önce bana çocukların ve gençlerin ölümü çok zor ve acı gelirdi.
Ancak, insan bir şeyin acısını tatmadan onun ne kadar acı olduğunu bilemez.
Acaba anneden öte bir acı var mı?
İnançlı insanlarız. Elbette ki rabbimiz her acıyı nasıl göğüslememiz gerektiğini dini kitaplarla da iletiyor bize...
Her ölümün erken ölüm olduğuna inanıyorum. Yaşı ne olursa olsun, bir organınız gibi yıllarca sizinle olan birini kaybetmenin acısını şuan da tarif etmekte bile zorlanıyorum.
***
Anne ve babanın kıymeti hayattayken bilinmelidir.
Onlar göçüp gittikten sonra bağırıp çağırmanın faydası olmaz. O yaşta ki insanlar elbette masum ve günahsızlar. Onlarda hile-hurda olmamıştır. Onların tek düşüncesi çocuklarının 'salih' evlat olarak yetişmesiydi. Duaları çocuklarına ve insanlaraydı.
Nur içinde yatsın tüm anneler…
Yazımı Mustafa Çalışkan'a ait bir şiirle noktalıyorum...
                                  
Anne gökte bir ışık, anne parlak bir yıldız
Anne yoklukta bir düş, ayda bir yaldız
Anne tutunulan bir dal, dertlerin garip çizgisi
Anne gözümdeki yaşların bir virane dizgisi
Anne güllerin bezemesi, gülden deste
Anne sözümde tutuklu, tarifsiz beste
Anne yanar yürek, can bitkin kafeste
Anne hasret bağırda, anne içimde aheste
Anne ızdırabın adresi mahzun yüzün
Anne baharda mazlum, hazanda güzün
Anne çilemde dolmuş ağlar gözün
Anne bahtımda yazılı merhamet sözün
Anne ayağı altında cennet dizilmiş
Anne yavruya hasret ekilmiş
Anne gül gözlerin gene üzülmüş
Anne hasretine dağlar çözülmüş