Arap Baharı “ol deyince olmayacağının” somut bir göstergesi olarak çelişkisini ve somut yapısını Mısır askeri darbesi ile ortayı koymuş oldu.
Demokrasi ve demokratik yönetim biçimi şu ana kadar denenen sistemler içinde altyapısı oluşturulup oturtulduğunda en güzel tercihi ortaya koyan bir yönetim modeli olarak benimseniyor. Ancak temel kriterleri var. İnsanların; “haklara olan saygılarının benimsenmesi” ilkesini sindirmiş olmaları ve şiddetsiz çözüm mantığını benimsemeleri gerekiyor.
Çünkü demokrasi ve demokratik işleyiş sadece sandıktan çıkan oy oranı ile ortaya konamaz. Bunun örneklerini elbette vereceğiz. Mesela 1980 askeri darbesinden sonra hazırlanan 82 anayasası halkın büyük çoğunluğunun katılımı ve %90’ların üzerinde bir oy oranı ile kabul edilmiş bir anayasaydı. Sandık sonuçlarına göre ortaya çıkan oy oranına bakarsanız çok demokratik ve benimsenmiş görünebilir ancak bunun böyle olmadığını sandıktan “evet” dışında oy çıkma ihtimalinin güçlüklerinin bulunduğunu biliyoruz. Nitekim aradan geçen bunca yıla rağmen yapılan onlarca yamaya rağmen hala bu Anayasanın antidemokratik mantığından kurtulabilmiş değiliz. Demek ki sandıktan çıkan oy oranı tek başına belirleyici değil.
Demokrasi; azınlığın çoğunluğa ve çoğunluğun azınlığa tahakküm kurma sistemi de değil. Aksine çoğunluğun azınlığın haklarını koruyup geliştirdiği, azınlığın ise çoğunluğun taleplerini makul görüp saygı gösterdiği bir sistem. Yani karşılıklı saygı ve hoşgörü kültürünün oluşması gerekiyor. Bu da peşinen red etme mantığından ve yok sayma mantığından uzak durmayı gerektiriyor.
Azınlıkta kalan yurttaşların haklarının güvence altına alındığı, çoğunluktaki insanların taleplerinin hoşgörü ile karşılandığı bir ülkede şiddet yoluyla yönetim değişikliği yapmanın ve bunu kabul etmenin elbette imkanı olmaz.
Demokratik yönetim modelinde çoğunluğun iktidarı olağandır. Bu oy oranı veya seçilmiş milletvekili sayısı ile sağlanabilir ve bunun sonucunda bir hükümet kurulur. Buna bağlı olarak da mecliste yasalar çıkarılır. Yasaların halkın ihtiyaçları çerçevesinde çıkarılan ve toplumu ve ülkeyi ileri götüren bir anlayışa sahip olmaları gerekir. Eğer iktidar elinde bulundurduğu çoğunluk kozuna dayanarak yasaları sistemin değiştirilmesine yol açacak bir mantıkla çıkarmaya başlarsa almış olduğu oy çoğunluğunun meşruiyeti, sistem açısından yanlış olur.
Konuyu biraz daha açmaya çalışalım. İktidarlar almış oldukları oy oranını gerekçe gösterip içinde bulundukları ve sayesinde iktidara geldikleri laik ve demokratik sistemi evirmeye çalışırlarsa hile yapmış olurlar ve almış oldukları oy oranı tek başlarına bulundukları konumu muhafaza etmelerine yetmeyebilir. Örnek; Mısır ve gerçekleşen darbe. Çünkü Mısırda Mursi %52 gibi bir oy oranı ile seçilmişti. Sadece Mısır değil kendi tarihimizden de örnek verelim. Adnan Menderes yönetimindeki hükümet de %50’nin üzerindeki bir oy oranı ile iktidara gelmemiş miydi?
Senaryo belli artık. Ezberlenmiş. Herhangi bir olay gerekçe gösterilerek halkın sokağa döktürülmesi, ardından hükümetin elindeki kolluk güçlerini kullanarak halka düzeni sağlama gerekçesi ile müdahalesi. Hükümet yanlıları ile karşıtlarının karşı karşıya getirilmesi ve ardından askeri müdahale ile sistemin sekteye uğratılıp hükümetin düşürülmesi. Gerisi mi? İşte orası ülkenin kan ve revan içinde kalmasıdır.
Bu nedenle Demokratik ve Laik sistemi seçmiş olan ülkelerinin yönetimleri ve hükümetleri yaptıkları değerlendirmeleri sadece sandıktan çıkan oy oranları ile değerlendirmemelidirler. Meşru olmasa da, sözüm ona uluslar arası alanda kabul edilmese de askeri darbeler bu dünyanın bir gerçeği ve ülkeyi koruma adına gerçekleştirilmektedir.
Askeri darbeyi benimsemek mümkün değil nedeni ise iktidarın zorla devrilmesidir. Ancak iktidarlar da gelen talepleri göz ardı ederek sandık çoğunluklarını temel gösterge olarak öne sürerek rejimi tıkama haklarına sahip değillerdir.
Yapılırsa ne olur?
Yapılırsa Mısırda olduğu gibi insanlar birbirlerini öldürmek gibi bir durumla karşı karşıya kalır ve ortada da ne hükümet kalır ne demokratik bir düzen.
Next