Bir 4 Şubat günüydü. Ankara Sincan’da insanların anlamsız bakışları arasında 20 tank ve 15 zırhlı araç cadde ve sokaklarda cirit atıyordu. Araçların geçişi havayı ısıtırken, izleyenlerin de içini üşütüyordu. Ters giden bir şeyler vardı. Gerçekler sonra ortaya çıkacaktı. Havaların ısınması ile Türkiye toplumu da siyaseten ısınıyor, toplum geriliyordu. 23 Şubat günü dönemin başbakanı köşke çağrılmış uyarılmıştı. Birkaç din âliminin köşke iftar yemeğine çağrılması ve bazı kesimlerin ‘’biz şeriat istiyoruz’’ demelerinin bedelini ödetmeye çalışıyorlardı. Gayri meşru aşklar ortaya atılarak(Fadime ŞAHİN- Müslüm GÜNDÜZ) adeta olaylara kapak yapılıyordu. Ve 28 Şubat günü Türkiye cumhuriyeti tarihinin en uzun MGK toplantısı 9 saat sürmüştü. Dönemin başbakanı önüne konulan kâğıtları imzalamakla sınav ediliyordu. Başbakan, kan ve ter içinde kalarak imzaya yanaşmıyordu, bedelini de 18 Haziranda istifaya zorlanarak verecekti. 10 haziran günü Türkiye’nin en bağımsız olması gereken adli kurumlarının tepesindeki başkan ve üyeleri genelkurmay merkezine çağrılıyor, onlara irtica ile ilgili brifing veriliyordu. Bundan sonra Türkiye toplumu siyasi, idari ve hukuki birçok zorunlu değişmelere maruz bırakılıyordu.
 
O dönemde lise yıllarımda idim. Sevgili hocalarım sırf namaz kıldıkları için, dini hassasiyetleri olduklarından dolayı Batman’dan sürgün edilerek Türkiye’nin en ücra köşelerine sürgün edildiler. Kimilerin de görevlerine son verildi. Başörtülü bayanlar, ya perukla okula gidecekler ya da en kutsal haklarından biri olan eğitim hakkından vazgeçeceklerdi. Hepimiz defalarca şahit olduk; lise önlerinde, üniversite kapılarında vicdanı ile geleceği arasında tercih yapmak zorunda bırakılan kızların ne kanlı gözyaşı döktüklerini. Eşim de bunlardan bir tanesi. Sırf örtüsünü açmak istemediği için eğitim hayatını yarıda bırakmak zorunda kalanlardan. Allaha şükürler olsun ki o gün bunları yaşayıp da hayatta olanlar geç de olsa bir nebze haklarına kavuşuyorlar. Asıl önemli olan şimdi ve bundan sonrası. O mağduriyeti yaşayanların ne yaptığı ve neler yapacağıdır. Bu süreçte yaşatılan haksızlıkları ortadan kaldırmak, bir daha kimselerin böyle haksız, hukuksuz sonuçlara maruz kalmaması için çok iyi çalışmaların yapılması elzemdir. Bu anlamda hükümetin son zamanlarda atmış olduğu bazı adımlar, özellikle çözüm süreci ile ilgili olanların bir kısmı, takdire şayandır. Vicdan sahibi olan herkesin bunu desteklemesi ve daha iyi adımlar atılması için arkasında durulması gerekir.
 
28 şubat sürecinde insanların başörtüsünden, dini kimliğinden dolayı yaşadıkları sıkıntılar ne kadar haksız ve de hukuksuz ise, bugün zafer işareti yapanların, puşi takanların, ana dilde eğitim talebinde bulunanların Alevilerin ve KCK kapsamında tutuklananların bir kısmının da yaşadıkları haksız ve hukuksuzdur. Özellikle son dönemlerde milli eğitimde görevinden azledilen müdür- müdür yardımcıları ile sırf bir kesime yakınlıkları ile bilinen emniyet müdürlündeki bazı emniyet müdür, müdür yardımcıları, komiser ve polislerin de yaşadıkları 28 Şubat benzeridir. İnsan yaşadıkları haksızlıkları kolay kolay unutmamalı ki başkalarını daha iyi anlayabilsin. Son 28 Şubatta hükümet yetkilileri ve HDP’nin İmralı heyetinin beraber yaptıkları çağrıyı çok değerli buluyorum. Keşke her 28 şubatta böyle güzel açıklamalar yapılsa içimiz ısınsa umutlarımız artsa... Vesselam…