29 Mart seçimlerine gün geçtikçe yaklaşıyoruz. Yoğun bir seçim çalışması atmosferinin yaşanacağı günler kapıya dayandı. Partiler aday belirlemek için yoğun bir çalışmanın içerisinde. Şurası gerçektir ki ilimizde seçim mücadelesi büyük bir değişim olmazsa AKP ile DTP arasında geçecektir. Her iki parti de varlarını yoklarını ortaya koyacaklardır. En iyi adaylarla, en iyi ekiplerle seçim yarışında boy göstermek zorundadırlar. Hiç bir şey çantada keklik değil. Hele Belediye Başkanlıkları asla.

Partilerin seçim meydanlarında kullanacakları kozlar konusunda sıkıntı çekmeyecekleri ortada. Ancak elde koz bulunması ayrı şey bulanan kozları iyi kullanmak ayrı bir şeydir. DTP’nin de AKP’nin de oldukça övüneceği ve elelan Batman Çağdaş’ın gündeme taşıdığı SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalarının ve acılı ailelerinin dramı yürek burkuyor. Genel Yayın Yönetmenimiz Arif Arslan, bir süredir bu önemli sorunu gündemde tutmaya ve ilgililerin, kamuoyunun dikkatlerini çekmeye çalışmaktadır. Sayın Arslan, SSPE hastaları için ‘genç yaşta ölüyorlar’ diye yazdı. Zihinlerimize iyice oturması için, ‘SSPE hastaları gençliğe adım atmadan, çocukluklarını yaşayamadan ölüyorlar’ diye bir düzeltme yaparak, bu ölümcül hastalık konusundaki görüşlerimi sizlerle paylaşayım.

SSPE hastalarının dramına yıllarca önce dikkat çekmeye çalışan biri olduğumu anımsatmak istiyorum. Zaman değirmeni döndükçe, SSPE hastalığının pençesinde kıvranan dünya tatlısı çocuklar, anne ve babaların gözleri önünde eriyip, solup giderken, ne yazık ki bu kentin yöneticileri bir türlü çözüm üretme cihetine gidemediler…

Yaklaşık üç yıl önce bu köşede, anne ve babaların birer ‘pepuk’ gibi başuçlarında oturup gözyaşı döktüğü bazı SSPE hastası çocukların isimlerine şöyle yer vermiştim: “M. Ekber Doğan, Serhat Dönmez, Esra Cüci, Reyhan Beştaş, Nebahat, Songül, Emine Cüci, Mahfuze Gültekin, Sümeyya Erol, Şeyhmus Dinç ve Furkan Gülmez, Esma Tüzün ve Mikail Tüzün.” Önceki gün gazetemizde yer alan haberde, yaşamlarını yitiren SSPE hastalarının adlarına yer verilmişti. Daha önce isimlerini saydığım çocuklardan Emine Cüci, Esra Cüci, Şehmus Dinç ve Furkan Gülmez’in de yaşamını yitirdiklerini gözlemledim. Dikkat ettiniz mi bilmem, SSPE’li hastalardan sadece Yunus Geçit’in 14 yaşına ayak basabildiğini gördüm. Diğerleri 12 yaşına gelmeden yaşamlarını yitiriyor.

Konuyla ilgili olarak bu köşede kaleme aldığım bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum: “İki yıl önce Fatih İlköğretim Okulu’nun en sevilen öğrencileri arasında sayılan Yunus Geçit, geçen hafta içerisinde yaşama veda etti. Yakalandığı amansız hastalık SSPE’ye kurban giden Yunus, henüz 14 yaşındaydı. O güler yüzlü fotoğrafı hala gözlerimin önünde… Yunus’un taziyesine gittiğimde içim yanmıştı. Yunus’un babasını çok sabırlı gördüm. Maddi durumu oldukça düşük çok sayıda aileyi düşünen baba, onlara yardım elinin uzatılmasının önemine dikkat çekiyordu. Tedavilerinin çok pahalı ve ithal ilaçlarla yapıldığını anımsatan baba, bu ilaçların Batman Eczacılar Odası aracılığıyla sağlanabildiğini, herkesin pahalı ilaçları alamadığından söz ediyordu. Sağlık Bakanlığı’nın tazminat ödememek için sorumluluk üstlenmediği bir hastalık yavrularımızı ölüme götürürken, ateşin düştüğü yeri yaktığını biliyorum. Çocuklar SSPE’ye kurban giderken, duruma seyirci kalmayı kabullenemiyorum…

SSPE hastalığı’nın Batman’da kaçıncı kurbanını aldığını bilmiyorum. Ancak bildiğim bir gerçek vardır ki, Batmanlılar olarak duyarsızız. Şu anda hastalığın pençesinde kıvranan nice masum çocuklar, sevdiklerinin gözü önünde her gün biraz daha eriyor ve ölüme yaklaşıyorlar. Çaresiz anne ve babalar, canlarından çok sevdikleri çocuklarını biraz daha yaşatmak için ağır ekonomik bedeller ödüyorlar. Ve hepimiz buna seyirci kalıyoruz. Yetkililerin seyirci kaldığı gibi… Bu olumsuzluğu kabullenemiyorum. Yani yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?”

Bu yazıyı yazmamın üzerinden yıllar geçti. Ancak hala ‘sosyal devlet’in bu dramı görmediğini görüyor ve kahroluyorum…

Geçmişte yapılan tek doz kızamık aşısı yüzünden çocuklar ölüyor. Burada açık bir ihmal vardır. Devletin bütün SSPE hastalarını tespit ederek, tüm masraflarını üstlenmesi gerektiğine inanıyorum. Sosyal devlet iddiasındaki samimiyet, seçim öncesinde gündeme gelen beyaz eşyalarla değil, esas bu hastaların kucaklanmasıyla test edilmelidir…

Bu hastalığın Sayın Mustafa Kalemli’nin Sağlık Bakanlığı görevini yürüttüğü dönemde başlatılan (1987’de başlayıp, 1998’de biten) tek doz kızamık aşısı yüzünden ortaya çıktığına dair çok somut iddialar, bilgi ve belgeler var. Sayın Kalemli, bu dünyadan göçtü, küçük çocuklar peşi sıra öbür aleme gidiyorlar. Nedense yıllardır yapılan bütün uyarılara rağmen bu çocuk ölümlerinin önüne geçmek için ilgililer harekete geçmiyor. Batman’da kaç Sağlık Müdürü gelip geçti, çocukların dramı hala sürüyor. Bu sorunu ısrarla gündeme taşıdığım yıllarda, dönemin Valisi kendini savunmuş ve bazı aileler için aldığı cüz’i nakdi ve ayni bazı yardımlardan söz etmişti. Yazı arşivimde bunun belgeleri duruyor. Yıllar önce ‘kapsamlı bir araştırma yapılsın’ diyerek, tüm SSPE’li hastaların tespitini istemiştim. Bildiğim kadarıyla hala bu tespit bile yapılmamıştır. Pahalı ithal ilaçları bir yana bırakın, çocuk bezi bile alamayan aileler var…

“Batman’da analar ve babaların kolu kanadı kırık. Adeta birer ‘Pepuk’ (Kürtçede ‘Baykuş’ diye biliniyor ve hikayesi oldukça acıklı. Biri annesini yitirmiş iki üvey kardeş ucu sivri demir parçasıyla kenger toplamaya gidiyorlar. Tabi öksüz çocuğun üvey annesi de onlara eşlik etmiş. Öksüz çocuk gün boyunca, ‘Anne acıktım, bir kenger verir misin’ demiş. Üvey anne sadece bir kengeri yemesi için vermiş. Akşama kadar topladıkları kengerleri öksüz olan çocuğun sırtına astıkları torbaya koymuşlar. Ancak torbanın dibi delik olduğu için içine konulan kengerler düşüyor, çocuk da farkına varmıyormuş. Eve geldiklerinde birkaç tane dışında kengerin kalmadığını görünce, öksüz çocuğun kengerleri yediğine inanmışlar. Üvey anne çocuğu dövmesine karşın, öksüz çocuk ‘ben, bana verdiğin bir tane dışında yemedim. İsterseniz karnımı deşin’ demiş. Buna inanmayan anne, elindeki keskin demir çubukla çocuğun karnını yarmış. Midesinde tek kenger olan çocuk yaşamını yitirince, üvey anne vicdan azabına dayanamayarak oracıkta, küçük cansız bedenin başucunda durmadan öten ‘pepuk’ denilen kuşa dönmüş. Baykuş’un ötüşü Kürtçe ‘pepuk’ şeklinde olduğundan, büyük acılar yaşayan anneler için bu kavram kullanılmaktadır. Gerçekten de anneler, SSPE’li hasta çocuklarının başuçlarında birer pepuk gibi kalarak ağlıyorlar.) Göz göre göre kaçınılmaz sona giden SSPE’li çocukların ve ailelerinin sorunlarına hepimizin duyarlı olması gerektiğine inanıyorum. Zaten büyük acılar yaşayan aileleri gerçeği ortada. Bu hastalık yavaş yavaş dünyalar tatlısı çocukları ölüme götürüyor. Anne ve babalar acı dramı her gün büyük acılar yaşayarak sadece seyredebiliyorlar. Bunun ne anlama geldiğini bizler idrak edemeyiz. Çünkü yüreği cayır cayır yananlar, ölümü bekleyen çocukların yakınlarıdır… Evet, durum çok vahim ve en azından aileleriyle dayanışma içerisinde olmamız gerektiğine inanıyorum.”

Bu çağrımı yinelemekle birlikte, il yöneticilerini göreve çağırıyorum. SSPE kurucu üyesi ve eski Başkanı sayın M.Ata Dağ’ın da çocuğu bu hastalığa kurban gitmişti. Yeni dernek Başkanı sayın Emin Kaya’ın feryadını duyalım: “Tek doz aşıdan Batman’da derneğimizin tespitlerine göre, son altı yılda 28 çocuk yaşamını yitirdi. Derneğimizin üyesi olan 32 çocuk daha ölümle pençeleşiyor. Devlet sadece bu hastalara tedavi adı altında cüzi bir maaş veriyor, SSPE’li hastaların bulunduğu evlerde zor koşullarda tedavi gören çocukları Diyarbakır’a götürmekte zorlanıyoruz. Nöroloji çocuk servisinin yeni Devlet hastanesi bünyesinde açılmasını istiyoruz. Maalesef çocuklarımız SSPE’li diye götürdüğümüz hastanelerde tedavi ettiremiyoruz. Gittiğimiz Diyarbakır’da da yer yok diye çocukları eve geri getirmek zorunda kalıyoruz. Bu çocuklar belki, doktor, mühendis ve yönetici olacaklardı. Fakat şu an yatakta ölümü bekliyorlar. Tek doz kızamık aşısının çocukları bu hale düşürdü. Artık biz başka güllerin solmasını istemiyoruz. Bu hastalığın ciddi şekilde araştırılmasını istiyoruz.”

SSPE hastalarının dramını hep beraber görelim artık…