Ülkenin bakış açısı değerlendirilirken izlenen yolun Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi olduğu belirtilir. Bu cümleden olmak üzere hem içerde hem de dışarıda düşmanlık ve savaş politikaları yerine barışçıl politikaların benimsendiği hatırlatılır. Uluslararası arenada barışçı ve barışsever millet ve ülkeye sahip olmak insanın başını dik tutuyor ya da tutar.
Oysa günümüz dünyasında artık sloganlarla işler yürümüyor. İnsanlar, hangi sloganı attığına değil attığın sloganla yaptıklarının birbiriyle uyuşup uyuşmadığına bakıyorlar. “Yurtta sulh cihanda sulh” sloganı ile kendini tanıtan bir ülkenin savaşsız geçen bir demi geçmiyorsa, hem içerde hem dışarıda sorunlarla boğuşuyorsa, uluslar arası arenada sözünün değeri ve güvenirliliği bulunmuyorsa atılan sloganın söylenen sözlerin bir anlamı olabilir mi? Böylesi bir ülke, kendi bölgesinde lider uluslar arası arenada hatırı sayılır devlet olabilir mi?
Yurtta sulh cihanda sulh felsefesini kabul eden bir anlayış “Türkün Türkten başka dostu yoktur” mantığına sahip olabilir mi?
Başka yerlerde olmaz belki ama bizde olur. Hem de bal gibi olur. Son zamanlarda ülkemizdeki gelişmelere bakalım. Türkiye yıllardır sürdürülen yurtta düşman cihanda düşman yaratma politikalarına karşı Atatürk’ün de dediği gibi yurtta sulh cihanda sulh ilkesi ile hareket etmeye başladı gibi.
Çünkü lider ülke,
Önder ülke,
Güvenilir ülke olmanın bundan başka yolu yok.
Yöneticiler artık bunu gördüler ve bunun gereğini yerine getirmek için kendi yol ve yöntemleri ile yola koyulmaya başladılar. Yaptıklarını tamamının ya da izledikleri yolun doğrulu konusunda yorum yapmıyoruz, eleştiri hakkımızı da saklı tutuyoruz ancak şurası bir gerçektir ki tutulan yol atılan adımlar doğru mantığın ve yolun tecellisidir.
Mevcut hükümeti neredeyse Atatürk düşmanı ilan edecek olan Atatürkçüler(!) ;
Kendilerinin yıllardır Atatürk ilkelerini nasıl ihlal ettiklerini,
Gösterdiği çağdaş medeniyet yolunu izlemeyerek ülkeyi eleştirdikleri hükümetin kucağına attıklarını görmezden gelmelerini,
Yurtta baskı ve şiddet politikaları uygulayarak ya da çanak tutarak düşmanlığın sürmesine nasıl katkı sunduklarını,
Dışarıda tüm komşuları düşman ilan ederek nasıl politik kriz yarattıklarını göremiyorlar.
Sonra da kalkıp hiçbir şey olmamış gibi mevcut yapılanları eleştiriyorlar.
Bugün hükümet demokratik açılım adı altında yeterli olmasa bile bazı adımlar atmaya çabalıyor. Muhalefet cephesi karşı çıkıyor.
Neden?
Çünkü atılan adım ve yapılanlar tutarsa yurda sulh gelecek.
Demokrasi gelecek.
İnsan Hakları gelecek ya da bunların gelmesi için yol açılacak.
Muhalefet bunu istemiyor. Hangi muhalefet derseniz kendi kongrelerinde genel başkana aday çıkmasına bile müsaade etmeyen muhalefet. Genel Başkan adaylarına salona almayan muhalefet. Genel başkan adaylarına partiden atan muhalefet. Böyle bur muhalefetin barışı, demokrasiyi, ilerlemeyi gerçekleştirmesi mümkün mü?
Kendi partisi içinde bile demokrasi ve barışı tek başlılık ve tek liderlik olarak gören anlayışların yurtta da dünyada da barışı yakalayacak politikalar geliştirmeleri mümkün mü?
Değil elbet.
Oysa bugün AKP’nin attığı ya da atmaya çabaladığı adımların tamamının sosyal demokrat partiler tarafından atılması gerekliydi.
Irkçılığın yanlış olduğunu söylemesi gereken ve Türkiye’de yaşayan kardeş halkların varlıklarının kabulü ve geleceklerini garanti altına alınması talepleri ve önerileri sosyal demokrat partiler tarafından gerçekleştirilmeliydi.
Demokrasi demokrat olması gereken partiler tarafından geliştirilmeliydi.
Ama yapmadılar bizi de kendilerini de mahcup ettiler. Dar düşünceleri nedeniyle ne barışı, ne demokrasiyi, ne insan Haklarını savunabildiler. Savundukları tek şey koltukları oldu. Kendi koltuklarına sarılınca milleti AKP zihniyetinin kucağı ile buluşturdular. Hakkını vermek lazım. AKP bu işi muhalefetten daha iyi götürüyor. Yurtta sulh cihanda sulh ilkesini gerçekleştiremezse bile en azından düşmanlıkta ısrar ilkesi üzerinde durmuyor.
Kan edebiyatı üzerinden gazileri yürütenlere gelince çok dürüstlerse aşağıda yazılan haberlerin yazılmamasını sağlamalıdırlar.”Barakada yaşıyordu. Muğla’nın Milas İlçesi’nde oturan Kore gazisi Muharrem Topçu (80), terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri bölümünde ölü bulundu. Kimsesiz Kore gazisinin üç gün önce yaşamını yitirdiği anlaşıldı. Bir deri bir kemik kalan gazinin, açlıktan, takatsiz kaldığı için ölmüş olabileceği belirtildi. Milas- Bodrum Karayolu’nun 3. kilometresindeki terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri kısmında yaşamını sürdüren Kore gazisi Muharrem Topçu, günlerdir maaşını almaya gitmeyince arkadaşları eve giderek buldu” slogan yerine insanlarımıza sahip çıkarsak, daha hayırlı işler yapmış oluruz.
Next