Türkiye’nin önünde duran kurtuluş reçetesi dönüp dolaşıp yeni anayasa olarak önümüze çıkmış durumda. Var olan kaostan kurtulmanın yolu yeni Anayasa ile açılabilir mi açılamaz mı tartışmalarından ziyade bu yolu açmak zorunluluk arz etmeye başladı. Hükümetin en büyük vaadi yeni, sivil bir anaya ile Türkiye demokrasinin bayrağını yükseklere dikmekti. Bunun gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesi aynı zamanda önümüzdeki dönemde ülkenin kaderini belirleyecek esas olacak. Herkes bu hassasiyetin farkında bütün olup bitenlere rağmen Anayasa hazırlık komisyonunun çalışmalarını sürdürme kararlığı da bunun göstergesi.
Demokrasimizin temel çıkmazlarından birisi şüphesiz vesayet meselesidir. Bu katı merkeziyetçi bürokratik vesayet ile Askeri vesayet başlıkları altında toplanabilir. Biri merkezi hükümetin benden başka kimse ülkenin çıkarlarını daha iyi bilmez ve yetkiler bende toplanmalı anlayışından kaynaklanan vesayet oluyor. Diğeri ise askeri kesimlerin bu vatanın çıkarlarını benden başkası koruyamaz anlayışından.
Her iki vesayet yaklaşımının da yerinde olmadığı artık çok açık bir şekilde görünmektedir. Ülkenin bütün sorunlarının Ankara’dan çözümlenmeyeceği gerçeğini sanırım hükümet dahil herkes anlamış bulunmaktadır. Bu nedenle sorunların yerinden çözümü için yerel yönetimlere yetki verilmesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği Yerel Yönetimler özerklik şartlarındaki çekincenin kaldırılması ve anayasada bu konuda düzenleme yapılması memleketin yararına olacaktır. Askeri vesayet mantığının demokrasilerde yürüyemeyeceği son operasyonlarda da açıkça ortaya çıkmıştır. Ergenekon yapılanması, balyoz, sarıkız darbe planları gibi olayların deşifre edilmesi ve yapılan son emeklilik operasyonu da göstermektedir ki ülke artık askeri darbe kalkışmalarına karşı daha hassas bir konuma gelmiş bulunmakta.
Yeni anayasanın ülkenin gerçeklerine uygun bir dil ile yazılması, red ve inkâr mantığından uzaklaşması gerekir. Bu nedenle ülkedeki sorunların çözümüne yönelik ön açıcı bir mantık ile hazırlanmalıdır. Tanımlamalar ülke gerçeklerine uygun hazırlanmalıdır. Laiklik, etnik kökenlerin varlığı, din ve vicdan hürriyetinin yanı sıra ifade özgürlüğünün sağlanması gibi konularda düzenlemeler hassasiyetle yapılmalıdır.
Bu nedenle başta vatandaşlık tanımı olmak üzere bir dizi tanımlamanın ülke şartlarına göre yapılmasında fayda bulunmaktadır. Yeni anayasa özgürlükleri sınırlandıran değil özgürlüklerin sınırlarını genişleten bir mantıkla hazırlanmalıdır.
Bu çerçeveden bakıldığında özellikle bölgemiz açısında dört temel hususun dikkatle izlenmesi ve düzenlenmesi gerekir. Bunlar;
1- Vatandaşlık tanımının düzenlenmesi
2- Din, vicdan ve ifade özgürlüğünün sağlanması
3- Anadil önündeki engellerin kaldırılması
4- Yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması
Bu dört temel konuda anlaşma sağlanması durumunda sorunların büyük bir bölümünün kendiliğinden çözüleceğini ummak hayal olmayacaktır. Yukarıda sayılanlardan müteşekkil bir anayasa elbette yeterli olmayabilir. Ancak bu temel konularda anlaşmaya varabilen komisyonun diğer konularda da uzlaşı sağlama şansının yüksek olabileceğini düşünmekteyiz. Yeni anayasa düzenleme çalışması birlikte hareket etme noktasında son şanslarımızdan birisi. Cadı kazanını andıran bu ortamda kendi kendimize gerekli olan değişim ve dönüşümü yaratmazsak söylenen sözlerin, yapılan uyarıların muhatabı konumuna düşmek gibi bir durumla karşı karşıya bulunma olasılığını da göz ardı etmemek lazım.
Bu ülkeyi barışa götürecek bir anayasaya ihtiyacımız var. Her şeyin sertleştiği, söylemlerin acımasızlaştığı bir dönemde atılacak olumlu adımların toplumdaki gerginliği azaltabileceğini dikkatten kaçırmamak lazım. Bunu yapabiliriz ve hala şansımız var. Yoksa “Gülme komşuna gelir başına” misali yanı başımızdaki örneklerin durumuna düşmek gibi bir tehlikemizin olduğunu da görmek lazım.
Next