Bugün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü. 1 Mayıs dünya genelinde işçi ve emekçi bayramı olarak adlandırılır ve kutlanır.
Ülkemizde uzun bir aradan sonra emeğe saygı temelinde bugünün bayram olarak kutlanması fikri yasal zeminde yerini buldu. 1977 Taksim olayları ile başlayan süreç 2009 tarihinde 1 Mayısın emek ve dayanışma günü olarak kabul edilip resmi tatil günü ilan edilmesi ile bu alandaki tabulardan biri daha yıkıldı. Yıkılan ikinci tabu ise şüphesiz taksim alanının emekçilere kapatılması kararının geri alınmasıydı.
Bugün 1 Mayıs hem alanlarda kutlanabilmekte hem de bu bayram Taksimde kutlanabilmektedir. Bu olumlu gelişmeleri gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyoruz. Elbette bunlar durduk yerde gerçekleşmemiş ya da iktidar buyrukları olarak gerçekleşmemiştir. Bu tabuların yıkılması yine emekçi kesimlerin büyük çabaları sonucu olmuştur.
1 Mayısın ruhu emeğin dayanışmasından kendi haklarını savunmasından geçer. Global ve yerel sermaye birlikteliklerine karşı emeğin hak ettiği üretimin karşılığını alması için dayanışma içerisinde bulunmaktan başka şansı yoktur. Yeryüzünde emeğini kullanarak geçimlerini sağlamaya çalışan milyonlarca çalışanın sermaye ve sermayedarlar karşısında tek başlarına durma şansları ne yazık ki yoktur. Bu da örgütlü olmayı ve örgütlü hareket etmeyi gerektirir. Ortak çıkarda ve emeğin karşılığını alma konusunda birlikte hareket etme. Ezilenlerin birlikteliğinde ortaklaşma.
Oysa bugün elde edinilen kazanımlara rağmen emek kesiminin ortaklaşma ve dayanışma konusunda sermaye kuyrukçuluğu yapmaktan kaynaklanan tavırları nedeniyle gerekli hassasiyeti gösteremediklerini görüyoruz. Ülkenin en büyük sendikaları yıllarca verilen mücadeleler sonucunda elde edilen Taksim meydanına çıkmadıklarını görüyoruz. Yazık çok yazık demekten başka elden ne gelir ki?
Öyle anlaşılıyor ki bu ülkenin demokrasi ve insan hakları mücadelesinde olduğu gibi emek mücadelesi vermek de Kürt kökenli yurttaşların boynunda kalacak.
İlginç olan sadece bu değil. Emek örgütlerinin burjuvaziye dönüşmesinden kaynaklanan ikinci el sermaye kuruluşları haline gelmeleri. Emeğin hak ve hukukunu koruma adına ortaya çıkan sendikacılık anlayışının verdiği bütün bedelleri görmek istemeyen gönümüz sendikacılarının içine girdikleri korkunç çıkmaz. Ne yazık ki artık sendikacılar emek alanında birer ikinci işveren olarak emekçilerin tepelerinde bulunmaktadırlar. İşçi tulumu giymek, memur gibi giyinip iş yapmak sendikacıların artık yapmamak için büyük çabalar içinde oldukları işler oldu.
Bugün yine emekçiler ve yandaşları alanlarda olacaklar. Bütün sorunlara ve direnmelere rağmen alanlar emekçilerin sesleri ile yankılanacak. Halaylar çekilecek ve türküler söylenecek. Bugün bayram gibi kutlanacak.
Bu genel değerlendirmeden sonra iktidardan, yöneticilerden ve güvenlik güçlerinden de bir takım taleplerimizin olduğunu hatırlatalım. Adı üzerinde bu bir mücadele ve bu bir emek bayramı. Bu bayramı zehir’e çevirmeye hakkınızın olmadığını bilmeniz gerekir. Kendi kendinize koyduğunuz kuralları gerekçe göstererek bayramın kutlanmasını engellemeye çalışmayın. Emek dayanışması için alanlarda bulunanlara müdahale etmeyin.
Bırakın insanlar streslerini;
Sloganlarla,
Türkülerle atsınlar.
Taş atmaya kimseyi mecbur etmeyin!
Next