Sevgili Koca Çınarımız,
     Cumhuriyetin ilk yıllarında doğduğunda, Osmaniye’nin Hemite köyünün tamamı türkmendi. Orada, tek kürt ailenin çocuğu olarak dünyaya geldin. Van’lı bir aileden geliyordun ama Torosların çocuğu olarak büyüdün.
     Devedikenlerini bile sayfalarla anlatacak denli  büyüdüğün toprakların dokusunu kaleminle ilmek ilmek işleyerek, davranış biçimleri ve yaşamının her rengiyle öbek öbek insanını anlatarak Çukurova’yı ülke insanına, dünyaya tanıttın. Efsunlu bir iklimin seher vakitlerinde sürdüğün toprakla karışan  traktörün benzin kokusunu senden başka bu kadar güzel kim anlatabilirdi, acaba?
  Bütün bunlar güzel, eywallah..
   Sevda ile mertliğin hamurunda yoğurarak yarattığın İnce Memet, her ne kadar ünlü destanımız Hekarî mîrînin oğlu “Cembelî”ye tekabül etse de sen yine tüm eserlerini anadilin olan “Kürtçe” ile değil “Türkçe” yazdın. Olsun.  Bu yüzden kınamıyoruz seni, çünkü evinizde sadece Kürtçe, köyde ise Türkçe konuşuyordun. Sorduklarında, bu yüzden hiç dışlanmadığını, Türkmen kültürüyle zenginleştiğini, arkadaşlarının senden kürt türküleri öğrendiğini söylüyordun..
   Bütün bunlara rağmen tadı damaktan silinmeyecek bir yığın eserle yarattığın yazı dünyanı var eden  repertuarında hep “kürt”lük vardı. Çünkü açık etmediğin zamanlarda bile yazdıkların  azıcık kazındığında hissediliyordu bu, ne de olsa  Feqîyê Teyran’ın hemşerisiydin..
Henüz Nobel sahibi değilsin belki ama, içinde olduğumuz günde dünya edebiyatındaki sarsılmaz anıtlar arasındaki bir yerde olduğunu sen söylemesen de  dost düşman herkes biliyor..
  Ünün düvel düvel memleketlerin sınırını çoktan aştı..
 Sen bir siyasetçi değilsin, seçilmiş bir parlamenter ya da daha yüksek bir makamda hiç değilsin, biliyorum. Ama bil ki, onların “geçici” olarak sahibolduğu “dokunulmazlığın” çok daha fazlasına “ilelebet”, dünyaya mal olmuş bir kültür çınarı olarak yaşadıkça ve öte dünyaya geçtikten sonra bile sahipsin.
  Evet Yaşar Kemal, belki farkında değilsin sen ama orta zeka,  dünyadan haberli herkes biliyor ki şu an “yüzde elli”sine yenik düşerek ülkeyi ve giderek bölgeyi kan çanağına çevirme yolundaki T.C. Başbakanı ve onun üzerinde gibi duran Cumhurbaşkanından bile daha “dokunulmaz”sın!
  Saygınlığın demokrasinin sandıksal oyunlarından neşet etmiyor çünkü,  kabiliyet ve bilginle sayısız edebiyat ödülleri aldın.
 
   Kitapların yetmiş iki milletin dilinde. Geride bırakacakların için maddi kaygın mı var, hayır.  Gecinden versin, ömrünün bu kertesinde Allahtan başka kimseye bir minnetin mi var?
 
Fransız gibi bir devlet ancak “en kıymetli”lerine verdiği nişanını bile senden esirgemedi: Legion D’Honeur.
 
  Evet, sevgili Uluçınar, Kürt hadisesinin çözüm yoluna gitmemesi adına ülkenin faşizme rahmet okutacak  bir sivil diktatoryalizme  doğru dörtnala koştuğu bu zamanda dahi, bu ülkede sen “dokunulmaz bir mitos”sun, bunu göremiyor, bilemiyor olabilir misin?
 O halde, “Türkiye toplumunun vicdanı” gibi duran birinin,  ülkenin her bir yanına cenazelerin kalktığı ve bu gidişle kitlesel kırım provalarının gerçekleşmeye doğru hız kazandığı bir zamandaki “SESSİZ”liğine olan sebep nedir,  anlayabilmiş değiliz. Sağlık sorunu mu yaşıyorsun, meseleden gına mı geldi; barışa dair umudunu mu yitirdin,  geçmişte kimi zaman yaptığın gibi gürlemeye mecalin mi kalmadı yoksa?      
    Yaşamı boyunca her tür baskıya ‘zulme’ karşı çıkan, özgürlüklerden yana tavır alan  sen Yaşar Kemal, Kürt meselesinin çözümü için de sözünü sakınmadığın zamanlar çok mu gerilerde kaldı, ya da söyleyecek sözün mü kalmadı?
 Halbuki bir zamanlar, dinleyene ders verir gibi , Yanlıştan çok ne var ki; yanlışlar olacak gibi değildir. Birkaçını söyleyelim. Bir kere Kürtler diye bir şey yok. Bir şey olmayan Kürtler savaşlardan sonra Türklerin uşakları köleleridir. Bunları öğrenmek isteyenler Ağrıdağı isyanı sonrası çıkan gazeteleri okusunlar. Bir insanı, bir halkı küçümsemek, onları insandan saymamak insanı öldürmekten beterdir.” diyordun bir söyleşinde. Ve Kürdistan için , “ Seksen yıldır bir soluk almadı bu bölge. Kürtler isyan ettiler. Yenileceklerini bile bile. İsyanın sonunda başlarına gelecekleri bile bile. Ben bu ‘bile bile’yi bilmiyorum. Birçok insanın bile bile ölüme gittiğini biliyorum. Şeyh Şamil’i biliyorum. Bir çok toplumun ölümünü biliyorum. Kürtlerin yirmi dokuz kere bile bile ölüme gittiklerini biliyorum…Her çağ başka bir çağdır. Uygar ülkeler yarattıkları çağlara uymuşlardır. Biz ise dünyanın nerelere kadar gittiğini göremedik, uygar dünyanın, çağın gerisinde kaldık. Bu, bir ulus için korkunç bir durumdur. Ülkemiz demokrat bir ülke olsaydı uygar insanlık içinde başımız dik yerimizi alacaktık. Halkımız demokrasiye yatkın bir halktır. Bu kadar kışkırtmalara rağmen bir iç savaş çıkmaması da bunu kanıtlar.

Biz umudun insanı insan yapan gücünü de biliyoruz. Bir gün insanlık umudun bilinmeyen gücünü ortaya çıkaracak. Bu yeni umut da insanları mutlu edecek.
Vaylolo, vaylolo, vaylolo
Ünlü birçok Kürt türküsü bununla başlar…” diyordun.
 
Ve daha başka şeyler..
 
 Dün gibi kulaklarımda: Ankarada Barış meclisinin ilk toplantısındaki kürsüde, “ya gerçek demokrasi, ya hiç!” diye gürleyişini unutmak mümkün mü?
 
Peki ya şimdi?

 Halkının sana en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda ne yapıyorsun, nerelerdesin, nedir bu ölüm sessizliğin?..
İnanmıyorum, estağfurullah ama,  sen de mi “yetmez ama evet”çilerin çukuruna düştün yoksa?
Değilse eğer, her ne halde olursan ol, senden son bir kez daha bu ülke bu halk için  “kendini ortaya koyaraktan” ayaklanmanı istiyoruz.
Görmüyor musun, dağlar kan akıyor, dağlar cayır cayır..
 
 Biliyorum bu ülkede arkanda, Cezayir hadisesinde olduğu gibi J.P.Sartre misali,  ortaya çıkıp ve Fransız milliyetçileri tarafından saldırıya uğradığında, “Sataşmayın, o Fransa’nın vicdanıdır çünkü..” diyecek bir D’gaule olmayacaktır belki, fakat eminim dünyanın etkili tüm güzel insanlarının desteğini bulacaksın.   
 
Tek başına bir diplomat ordusu gibi elde asa, ayakta demir çarık kapı kapı dünyayı dolaşmalısın. Avukatsız bu mazlum halka karşı son görevini esirgeme!
Esirgersen, öbür dünyada sadece Feqîyê Teyran ve Ehmedê Xanî’in değil, barışsever tüm Kürt ve Türk  halkının eli yakanda olacaktır.
Bilmiş ol!