"Herkesi bir süre, bazılarını da her zaman kandırabilirsiniz. Ama herkesi her zaman kandıramazsınız."A. Lincoln
Son günlerin en konuşulan konusu şüphesiz Irak Kürdistan’ına düzenlenecek operasyondur. Böylesi bir kara operasyonunun Kürtler tarafından tasvip edilmediğini konuştuğumuz bütün çevrelerden duyduk. Hangi siyasal düşünceye veya partiye oy verdiği de konuya olan hassasiyeti değiştirmiyor.
Kürt sorununun çözümü noktasında artık izlenecek yolun açıklanması gerektiği bütün çevrelerce kabul görüyor. Hükümetin bu konuda izleyeceği yolu varsa açıklamasında büyük bir yarar görülüyor.
Bu konu ile ilgili olarak sivil toplum kuruluşları 1 Eylül dünya barış gününde ortak bir basın açıklaması yayınladılar. Açıklamada şu konulara dikkat çekildi; “Ortadoğu’daki diktatör yönetimlere demokrasi, hak ve hukuk dersleri veren ülkemizin kendi vatandaşları konusunda aynı hassasiyeti göstermekten kaçınması temel bir çelişki olarak karşımızda durmaktadır. Son dönemde artarak devam eden çatışmalar bizi rahatsız etmektedir. Adını koymaktan ne kadar çekinsek de ne yazık ki ülkemizin içinde bulunduğu durum bir savaş sürecini göstermektedir. Onlarca savaş uçağının günlerce gerçekleştirdiği bombardımanları bu gerçeğin göstergesidir.
Sadece askeri alanda değil sivil alanda da demokratik, sosyal hukuk devleti formatı ile uyuşmayan ve insanların yaşamlarına kast eden uygulamalar görülmektedir. 2011 yılı içerisinde 5 vatandaşın güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucunda öldürülmesi, en az 44 vatandaşın yaralanması bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Güvenlik güçlerinin müdahale ettiği 260’ın üzerindeki olayda 650 civarında vatandaş darb edilmiştir.
Son olarak insanlar ölmesin ocaklar sönmesin diye barış kalkanı olmak isteyen barış için yollara düşen barışseverlerin içinde bulunanVan il genel meclis üyesi Yıldırım Ayhan’ın güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi barışa duyulan hazımsızlığın göstergesidir. Bismil’de öldürülen Halil İbrahim Oruç, Silopi’de öldürülen Hatice İdin ve Doğan Tayboğa ile Hopa’daki olaylarda yaşamını yitiren Metin Lokumcu’nun güvenlik güçleri tarafından öldürülüşleri halen hafızalardaki yerini korurken, Barış için yola çıkan Yıldırım Ayhan’ın güvenlik güçlerince öldürülmesi, hükümetin ve devlet yetkililerinin sorunların çözümüne nasıl bir mantıkla yaklaştığını göstermektedir.
Biz Sivil toplum kuruluşları olarak ülkemizde çatışma, savaş, ölüm istemiyoruz. Savaşın yıkım olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Son otuz yıllık çatışmalı dönemin tablosu ortadayken aynı uygulamaların tekrar denenmesini yarar getirmeyeceğine inanıyoruz.
Biliyoruz ki;
Bu savaş olmasaydı 50 bin yurttaşımız şu an aramızda yaşıyor olacaktı.
Bu savaş olmasaydı kemiklerini bile bulamadığımız binlerce vatandaşımız aramızda olacaktı.
Bu savaş olmasaydı 17 bin beş yüz faili meçhul cinayetten bahsetmeyecektik.
Bu savaş olmasaydı 29 bin kişi siyasal nedenlerle cezaevlerine girmeyecekti.
Bu savaş olmasaydı cezaevlerinde yüz binlerce insan istiflenmeyecekti.
Bu savaş olmasaydı seçimle iş başına gelen Belediye başkanlarımız bu gün cezaevlerinde olmayacaktı.
Bu savaş olmasaydı 4 bin köyümüz bugün virane olmuş olmayacaktı.
Bu savaş olmasaydı milyonlarca insanımız batı illerine göç etmek zorunda kalmayacaktı.
Bu savaş olmasaydı 400 milyar dolarlık maddi gücümüz silah yerine yatırımlara akacaktı.
Bu savaş olmasaydı işsizlik bu acı boyutlara ulaşmayacak Silvan’da olduğu gibi iftar sofrasına ekmek götürmeyen babalar intihar etmeyecekti.
Bu savaş olmasaydı binlerce çocuğumuz cezaevlerine girmeyecekti.
Bu savaş olmasaydı kızlarımız evde kalmayacak, gelinlerimiz dul kalmak zorunda olmayacaktı.
Demokrasi, barış, hak, hukuk, kardeşlik, eşitlik ve dayanışma olsaydı. Bu savaş da olmayacaktı.
Son günlerdeki olumsuz gelişmeler yeniden savaşın tırmandırılması için kullanılmak istenmektedir. Bu mantığın sorunun çözümüne katkı sunmayacağını bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Barış girişimlerinin hızlandırılmasını çatışmaların durdurulmasını istiyoruz. Barış isteyen insanların sesine kulak verilmesini, barış için alanlara çıkanların öldürülmemesini talep ediyoruz.
Operasyonlar da, saldırılar da durmak zorundadır. Çatışmaların bir an evvel durdurulmasını istiyoruz.
Toplumsal barış; savaşla değil, hakların özgürce kullanılması ile sağlanır. Yani din, dil, ırk, mezhep ve renk ayrımı gözetmeksizin, evrensel insan hak ve özgürlüklerinin eşit bir şekilde barış içerisinde, bir arada yaşama ilkesine dayalı olarak kullanılabilmesi ile mümkündür. Barış, toplumsal farklılıklara rağmen bir arada yaşayabilme erdemliliği ve olgunluğudur. Ekonomik, sosyal, siyasal, ideolojik ve kültürel hakların eşitlikçi temelde kullanılamadığı toplumlarda, toplumsal barışın sağlanamayacağı bilinmektedir.”
Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi kimse operasyon istemiyor. Operasyonda ısrar savaşta ısrardır ki bu da hiç kimseye kazandırtmayacaktır.
Next