Adalet, bütün toplumlar için gerekli olan düzen ve intizamın sağlanmasında temel belirleyici rol olması arzulanan kavram ve eylem olarak önemini muhafaza etmektedir. Çünkü adalet, güçlü karşısında güçsüzün sığındığı veya sığınabileceği tek olgudur. Hakkın tesisi için lazım olan temel toplumsal değerlerin başında gelir.

Adalet mekanizması şüphesiz yargı tarafından yerine getirilmesi gereken bir olgudur. Bu nedenle yargının yönetim sistemi içerisinde yeri ve konumu çok önemlidir. En başta yargının adaleti tesis edebilmesi için bağımsız olması gerekmektedir. Yani kamu adına yetki almalı ama kamu adına kullanılan gücün etkisinde kalmamalıdır. Baskısında kalmamalıdır. Karar verirken gelebilecek baskılara karşı rahat olmalıdır. Yargı mensubunun güven içinde olması ve taraf olmaması gereklidir. Çünkü o adaletin tecellisi için vardır ve yapacağı her eylemde alacağı her kararda bu iş için uğraşmalıdır.

Hak, hukuk, adalet her kes için lazımdır. Güçlüyken bu kavramlara alerji olanlar güçsüzleşince bu kavramlara sığınır olur. Elindeki gücü güçsüzlere karşı kullandığında adalet nidalarını duymayanların bir gün adalet nidaları ile inlemeleri çok da yadırganmamalıdır. O nedenle hem din’en hem de örf’en yönetim kademelerinde bulunanların adil olmaları önerilmiştir.

Bir olay olduğunda, bir şeyler döndüğünde ve insanlar bunu konuştuğunda konunun muhatapları hemen yargısız infaz yapılmamasını önerirler. Doğrusu da budur. Kimseye yargısız infaz yapılmamalıdır. Herkes kendini savunabilmelidir. İşlenen bir suç karşısında herkes ve herkesimin yargı karşısına geçip hesap vermesi gerektiğini bilmelidir. Bu imaj toplum içinde genel bir kanaat haline gelirse insanlar suç işlemekten çekinirler.

Suç işleyenler ne adına olursa olsun insanları yargısız bir şekilde eziyete çekmemelidir. Yargı önünde hesap sorulmalı ve ceza yargı kararı ile tasdik edilmelidir. Güçlüler ya da kamu adına güç kullananlar aynı anda insanları suçlu ilan edip cezalarını keserlerse o zaman bunun adı yargısız infaz olur ki işte bu kavram herkesin itiraz ettiği bir olgudur.

Adına ne derseniz deyin ister vatan için, ister din için, ister bayrak için, ister ideoloji için, ister kan davası için, ister çıkar için kimsenin yargısız infaz yapmaya hakkı yoktur. Bilinmelidir ki bunu yapanlar bir gün kendi infaz kararlarını da imzalamış olacaklardır. Ve o gün gelip çattığında kendi hallerine şaşmamalıdırlar.

Şüphesiz suç işlemek kadar suç işlemiş olduklarını bildikleri halde suçluları korumak da suçtur. Sırf aynı düşüncede, aynı yapıda, aynı hiyerarşik zincirin halkaları oldukları için birbirlerini yargıdan kaçıran ya da göstermelik bir şekilde yargılatan ya da yargılanmasına engel olanların aniden adaletle karşı karşıya kalmalarının yarattığı şok, çok daha vahim olabiliyor.

Günümüzde bu durumla sık sık karşılaşmaktayız. Yargısız infaz yaptıkları anlatılanlar için yargısız infaz yapılmasın isteniyor. Bu talep haklı bir taleptir yargısız infaz yapılmamalıdır. Ama aynı zamanda adalet rahat bırakılmalı ve herkes adaletin karşısına geçip yargısız infaz yapmadığını da söyleyebilmelidir. Yargının karşısına geçme olasılığı hayata veda etme riskinden daha büyük bir risk olmamalıdır. Yaşamın tamamı bazen koruma kalkanları ile geçmiyor. Bir gün ilahi adaletin tecellisi de söz konusu olabilir. O gün gelip çattığında elbette hesap sorulur. Adalet çağrılarını duymayanlara adalet lazım olduğunda istedikleri şeyin adalet olmayacağı kesin gibi. Çünkü onlar da bilirler ki adalet gerçekleşirse yaptıkları adaletsizlik yanlarına kar kalmaz. Ne demişler;”çekme mazlumun ahını çıkar aheste aheste”